Ve Sen

     Ve sen.. Kenarları çürümeye yüz tutmuş penceremin, buğulanmış camında yazılıdır ismin. Çocukluktan beri ismini kazıdım hece hece. Boş hayallerimi seninle süsledim ve seninle mutlu oldum yalnızken. İçini dolduramadım sen yokken hiçbir şeyde ve ömrüm boyunca tek ümidim olan “Sen” her zamanki gibi yine benden uzak ve benden bihabersin sanmıştım.

     Heyhat! Gelip geçiciymiş her şey senden başka. Anlatmak dahi istemedim çocukluğumdan beri seni kimseye. Elma şekerini paylaşmayan çocuk gibi yalnız benimsin sandım. Hayat duruveriyor adın geçtiğinde. Sürekli peşimizde olan ve bundan yılmayan sendin. Varlığının bile ne zaman başladığı meçhul. Uzun zamandır düşlediğim ve ilk kez bu kadar yaklaşmışken korku salanda yine sensin.

Ahmet Sadi  /  Son Gece

Tarzın bu çünkü

 
 
Ne dilekler tuttum,Fallar baktırdım
Ne geceler sen diye yastığıma sarıldım
Üç aşağı beş yukarı aynıymış kaderimiz
İkimiz de bekledik,sen elleri ben seni…

Kafese gireni,aheste gezeni,
Sığ suda yüzeni beklersin pusuda
Mazlumu ezeni,kuyunu kazanı
ismini çizeni taşırsın başında
Tarzın bu çünkü…

Sen benim sebebim,sen benim ahım
Sen güneşi doğmayan tek sabahım
Alma hançerini sinemde kalsın
Senin elinden ölmeye razıyım..

Oktay Makar

Allah Aşkına

 
 
 
 
Ne zamanki aşık oldum
O zaman dertle doldum
Kendi güllerimi kendim yoldum
Açmadım bi daha…

Unuturum sanmıştım
Meğer yanılmışım
Çok üşüdüm yaz gününde
Isınmadım bi daha…

Gittin uzaklara
Düştün tuzaklara
Eller bakar mı gözünün yaşına
İhmale gelmez bu aşk meselesi
Sırası gelenin okur canına…
Bak ben razıyım senden gelecek
şerre de hayra da
Gün batımında gitmiştin
Gün doğumunda gel Allah aşkına..

Oktay Makar

Demiştim

Belliydi senin niyetin ta en başından
Biraz olsun utanmadın yaşından başından
Olurda kurtulursan o iç savaşından
Dönme sakın geri toz ol git derim…

Demiştim düşene tekme atmayı severler
Demiştim sahipsiz kapıyı anahtarsız açarlar
Demiştim kaçarı yok,gideri çok olanı yerler
Şimdi dönsen de geri defol git derim…

Anlaşılan arpanı fazla vermişim senin
Bu kadar kişnemenin suçlusu benim
İşveni cilveni alıpta yanına
Geleceksen güzelim yokol git derim

 

Oktay Makar

Yeniden Doğuş Öyküsü

 

Geçen sezon Hagi ve Rijkaard’ın kötü yönetiminin üzerine, kulübünde iyi yönetilememesi  ‘Avrupa Fatihi’ Galatasaray’ın, ligi hiç haketmediği ve ona layık olmayan bir yerde bitirmesine sebep oldu. Bu sonuç tüm Galatasaray camiasını ve Galatasaray’a gönül vermiş olan taraftarları fazlasıyla üzdü. Ezeli rakiplerine makara konusu olan takım, bu sene, Galatasaray’ı başarıdan başarıya koşturan ‘İmparator’ Fatih Terim’in başa gelmesi ile birden bire mükemmel bir görüntü çizmeye başladı. Bunda takımdan giden ve takıma yeni gelen oyuncuların etkisi büyüktü. Ama bunun asıl mimarı tabi ki Fatih Terim’di.Oynanan hazırlık maçlarında başta iyi bir görüntü çizmese de, R.Madrid maçında artık lige hazır olduğunu herkese gösterdi ve taraftarlara tekrar umut aşıladı.

Bu sene, takımdan geçen senenin bel kemiğini oluşturan oyuncuların gitmesine rağmen yapılan yeni transferler onların yerlerini çoktan doldurdu bile.

Giden oyuncular; Barış Özbek (Trabzonspor) Cem Sultan (Kayserispor) Emiliano Insua (Liverpool) Erhan Şentürk (Karşıyaka – Kiralık Lorik Cana (Lazio) Robinson Zapata Harry Kewell (Melbourne Victory) Lucas Neill (Al Jazeera) Serdar Eylik (Karşıyaka) Uğur Demirok (Akhisar Bld.) Juan Emmanuel Culio (Orduspor) Arda Turan (Atletico Madrid) Mehmet Batdal (Karabükspor) Bogdan Stancu (Orduspor)(Kiralık) Juan Pablo Pino Puello (Nassr Saudi FC)(Kiralık).

Gelen oyuncular; Selçuk İnan (Trabzonspor) Johan Elmander (Bolton) Ceyhun Gülselam (Trabzonspor) Tomas Ujfalusi (Atletico Madrid)  Okan Derici (Eintracht Frankfurt) Fernando Muslera (Lazio) Felipe Melo de Carvalho (Juventus) Emmanuel Eboue (Arsenal) Engin Baytar (Trabzonspor)

Gelen oyuncuların takıma, eski oyunculardan daha iyi adapte oldukları aşikar. Bunun sebebi, motivasyon kaynağı, bence yılların tecrübesi Fatih Terim’dir. Galatasaray camiası bu takıma gönül vermiş olan birisini el üstünde tutup ona gereken saygıyı göstermelidir. Onun engin bilgilerinden maksimum derecede faydalanmak futbolcuların asli görevlerinden biri olmalıdır.

Bütün Galatasaray camiası bu sene ligde fırtına gibi esen, tüm kupalara aday olan, seyrederken zevk alacağı bir takım görmek istiyor. Şu ana kadar yapılanlar, bunun imkansız olmadığını bizlere gösteriyor. Yönetim, taraftar ve futbolcuların birbirleri ile kenetlenerek bunu başarabileceklerine inanıyorum. Yönetim ve futbolcu olarak sıfır kilometre olan, tekrar yenilenen Galatasaray’ın, bizlere özlenen başarıları tekrar yaşatacağını umuyorum.

Sevgilerimle..

Furkan Onay

Şekerli Kurabiye

 

 

 

Hayatımızın vazgeçilmez beyazıdır: Tuz ve Şeker

Yiyecekleri tatlarıyla şenlendirmeleriyle birlikte nadir ortak noktasıdır bu aynı renkte olmaları tuz ve şekerin.

Tuz ne kadar acı ve ekşi ise, şekerde o kadar tatlı ve neşelidir.

Suya konulup karıştırıldığında biri elektriği iletirken diğeri iletmez mesela…

Birinin tadı dilin ucuyla hissedilirken , diğerinin tadı ise dilin arka yan kısımlardan alınır.

Şeker kendisinden çikolata gibi vazgeçilmez bir lezzet çıkarırken, tuz da tüm yemeklerin tadına tat verir.

Tuz hayatın acı yanına hatırlattığında , şeker de tatlı anları yaşatmakla meşguldür.

Öyle ki o gün çok güzel giyinmiş sevgiliye:

‘Sen bugün ne ŞEKER olmuşsun’ yada morali bozuk birine:

Senin bugün tadın TUZUN yok’ denmesi tesadüf olmasa gerek.

Tuz ve şeker sarmalarcasına gitmiştir hayatımızın içerisine; sağlımızı tehdit edecek kadar zararlı olmalarına rağmen…

Ancak tuz bu kadar acı olmasına ve acı hikayeleri hatırlatmasına rağmen ve şekerde tuza inat bu kadar tatlı ve neşeli iken , beraberinde yapılmış oldukları kurabiyelere tuz adını verebilirken, şeker bunu yapamaz.

Tuzlu kurabiye deriz mesela ama şekerli kurabiye demeyiz.

Şekerli kurabiye yerine ‘tatlı’ demeyi ne yeğleriz. Ne garip değil mi?

Tuz böylesine negatifken namını verebilirken, şeker bunu yapamaz.

Hayat gibi,

Acılar bizim hep yanımızda olurken, tatlılıklar hep uzağımızdadır.

Acıdan beslenen, kederden haz alan, hüzün odaklı bir kimyamız vardır.

Bir aşk acısı günlerimizi daraltırken, elini tutarken bile sevgilimizin yüzümüz asıktır…

Ve belki de derinlerde yatan bu hastalıklı hazdandır; tuzlu kurabiye derken, şekerli kurabiye  diyememek.

Acılarla beslenirken, güzelliklerden uzak durmak

 ‘Tuzlu kurabiye’ yemek yerine ‘Şekerli Kurabiye’ yemek dileğiyle…

Can Kuş / Şekerli Kurabiye

Fenerbahçeli taraftarlara mektup

Sevgili Fenerbahçe Taraftarları;

Bu mektubu daima futbolun içinde yer almış, İstanbul büyüklerinin Avrupa mücadelelerini stadyumda seyretmiş, kimsenin hayal edemediği ve futbol tarihimizde önemli bir yere sahip karşılaşmalarda tribünde yer almış, futbol aşığı birisi olarak yazıyorum.

Futbol adına uzunca bir tatil dönemi yaşadık. Herhangi bir sonuca bağlayamazsak daha uzun bir erteleme dönemi az bir ihtimalde olsa bizi bekliyor olabilir.

Cevaplarını kendimce bulduğum ve sizlere de sormak istediğim sorularım mevcut. Zaman zaman çokça tepki alsam da, haklı çıktığımı burada üzülerek belirtmek istiyorum. Üzülerek diyorum çünkü bundan önce belki de beş köşe yazımda daha bahsettiğim Fenerbahçesiz bir ligi düşünmekte istemiyorum kanaatimi tekrar belirtmem gerekiyor.

Sizlere sürekli hatırlatmaktan rahatsız olduğum, burada bahsedemeden geçemeyeceğim bir husus söz konusu. Emin olun yüzü aşkın köşe yazısında hiçbir zaman bir takımın körü körüne, gözü kara taraftarlığını yapmadım. Yenildiği zaman “Bilerek yenildik, çünkü takımın dinlenmesi gerekiyordu” gibi dengeden ve mantıktan uzak zihniyete hep karşı geldim. Bu zihniyette olanlara da hala düşmanlık beslemekteyim. Bende sizler gibi spor adına bir şeyler yapılabilmesi için mücadele ettim. Rıdvan Dilmen gibi kendi aklınca takımları için eylemde bulunan ve tarafsız olmayan kişileri hep yadırgadım.

Geçtiğimiz hafta katıldığı programda Aydınlar; ”Elbette ki takım tutuyorum. Hatta tuttuğum takım için federasyona lakap koyanlar oldu (FeNerasyon). Ben futbolun içindeyim ve taraf tutarım” dedi. Bu daha önce bahsettiğimiz ve kabul edilmesinde sıkıntı oluşturan çok acı bir itiraftı.

Bende kendisine sormak isterim. Elbette sempati duyduğunuz bir takım olabilir ancak siz çıkıp aleni olarak ben bir takımı destekliyorum diyorsanız, sizin o makamda durmanızın anlamı yoktur. Bende şöyle derim o zaman; “Hakemler futbolun değil hatta sahanın içindeler o zaman aleni olarak onlarda tarafını belirtsin ve sizin gibi tuttuğu takımı kayırmaya çalışsın” burası ne yani portakal ligi mi?

İlk başta çok sevdiğiniz ve üzerine toz kondurmadığınız Aydınlar, Uefa’nın ufak bir şekilde kulağımızı bükmesi üzerine çok sevdiği Fenerbahçe’sine çalıp atabilmiştir. Daha bir hafta öncesine kadar Fenerbahçe taraftarlarının yere göğe sığdıramadıkları Mehmet Ali Aydınlar, milli hain ilan edilmiş, sponsorluk anlaşmalarında devam edilmeme kararı sağlanmış, hatta kulüpten ihracı gündeme gelmiştir. Ne oldu hani çok seviyordunuz Aydınları?

Savcı Berk hakkında bir yazı yazmış, tarafsızlığından dolayı gerçek Fenerbahçeli olduğunu belirtmiş kendisine saygı duymuştum. Uefa yetkilileriyle görüşmesinde gösterdiği dik duruştan dolayı “Savcı Berk’e helal olsun” demeye başladınız. Kim yanıldı peki?

Aziz Yıldırım’ı kahramanca göstermeye çalışanlara, Fenerbahçe’nin çöküşünü getiren adam olduğunu göreceksiniz, sırf kendi karizması uğruna milyonlarca Fenerbahçe taraftarını ateşe atan bu adam Kahraman olmaz demiştim. Ne oldu?

Mehmet Ali Aydınlar’ın ayları aşkın süreçte elinde bulunan tüm delillere rağmen veremediği kararı, Uefa yetkilisi bir günde hatta bir gazetemizin başlığına göre tam 35 dakikada çözdü. Aydınlar bunca zaman Fenerbahçe’yi korudu diye şimdi mi kötü oldu?

Bana gelince ben önceden de diyordum şimdi de diyorum. Mehmet Ali Aydınlar bir an önce bu işi bırakmalıdır. Fenerbahçe taraftarı şampiyonlar ligine gidememekteki kızgınlığı da yerden göğe kadar yerindedir ve hakkıdır.

Madem Aydınlar bunca zaman takımınızı kolladı şimdide aynı istikrarda devam etmeliydi. Madem gerçek taraftardı, Uefa’ya karşı sert durmalıydı. Ve madem iyi yönettiğini iddia ediyordu Uefa’dan önce cezayı kendi elleriyle verip ona göre kendince hüküm sürmeliydi.

Pısırık halinin UEFA’ya fayda etmeyeceğini ve kollayayım derken çok sevdiği Fenerbahçe’sine çok daha pahalıya patlayacağını hesap etmeliydi. Olaylara fanatizm gözlüğüyle bakmak yerine, tüm boyutlarıyla seyredebilmek adına..

Sevgilerimle..


Ahmet Sadi

Müebbet

Anılarıma müebbet vermişler
Benimlesin demektir bir ömür
Seni unutamadığımı nerden bilmişler
Ah bu sevdalılar bir ömür…

Yakınımda değilsen de hatıran var serimde
O sımsıcak ellerin sanki hala tenimde
Boşuna mı büyük aşklar unutulmaz demişler
Seni unutamadığımı nasıl da bilmişler…

Bak ben aşkı ölümüne yaşardım
Bilemezsin aşk uğruna nelerden cayardım
Aşık olmayanın aklına şaşardım
Ben aşkı en üstte,el üstünde tutardım…

Benim olsa bu dağ toprak hepsini ona verirdim
Kar tanesi olsaydım ayakları altında erirdim…
Ecel olsa yolları seve seve gelirdim
Kollarında olmazsa yollarında ölürdüm…

 
Oktay Makar

Bön Bön

Ne aşklar vardır yolunu şaşmış
Reklam olmuş bazısı amacını aşmış
Bazısının namı sınırlar aşmış
Ama en ateşlisi bir anda olanmış…

Of seni istiyor canım
Nasıl oldu anlamadım
Bir anda ısındı kanım
Şimdi bakıyorum da
Olmuşsun öbür yarım
Hadi söyle bakalım
Sensiz nasıl yaşarım
Bak gidersen valla
Pencereden atlarım…

Hadi dön dön
Aşkımdan deliye dön
Ben yanayım sen söndür
Bakma öyle bön bön…

Hadi dön dön
Aşkımdan deliye dön
Ben ağlayım sen güldür
Bakma öyle bön bön…

Oktay Makar

Anla

Ben bir satır yazarım sen bir sayfa anla
Sözlerimin yetersizliğine bakma
Gözlerime bakta hesapla
Sen bir kere gittin,ben bin kere bittim anla…Benim tercihim değildi böylesi dağılmak
İstemezdim böyle karaya vurmak
Geçecek demiştin geçmedi zamanla
Sen bir kere sustun ben dilsiz kaldım anla…

Sormadın hala hangi kula köle oldum
Kimler saygısızlık etti hatırana
Unutursun demiştin olmadı işte
Sen bir kere vurdun ben bin kere öldüm anla…

Oktay Makar