Hadi Gel

 
 
Burdayım gelsene
Hadi gel,gidersin yine
Son bi kez daha dağıt beni
Sensiz dinlediğim her şarkı ağıt gibi
Ağlıyorum her duyduğumda
Sensiz geçen her vakit bıçak gibi
Kanıyorum her vurduğunda
razıyım yinede hadi gel yine gel
Bi kez daha sarılırım yastığıma
Hadi gel gidersin yine kal demem asla
Hadi gel, yine gel, bi kez daha savaşırım yokluğunla
Alışırım yaşamaya koynumdaki boşluğunla…
 
Oktay Makar
 
 

Ağlama Sakın

 
 
 
O kadar çoktu ki sana söyleyecek sözüm
Şeref verdin iki gözüm buyur geç
Anlat hele ne var ne yok
Haktan ümit kesilmez ki bulunur elbet bir çözüm…

Kömür karası gözlerinde manasız bir hüzün
Şöyle bir soluklan, devam ederiz sonra
Hayat kısa canözüm
Ağlama sakın ağlama, ah etme kimselere
Emanet bize her harf,Hesabı var her sözün…

Sen yanma eller yansın
Sen ağlama eller ağlasın
Kıymetini bilmeyenler var ya
Bırak karaları onlar bağlasın
Ağlama sakın ağlama
Bırak yüreklerini onlar dağlasın…

 
 
Oktay Makar

Dertli Dertli

 
 
Tövbe etmediğim tek günahım
Gittin gideli ateşlerdeyim
Bedelini fazlasıyla ödediğimi sandığım
Köz oldum küllerimi savurmaya gel
Varlığından mahrum ettiğin günden beri
Ben dargınım güllere açmasınlar bahçemde
Düşmanımdır bütün kuşlar konmasınlar pencereme
Sevmiyorum bülbülleri ötmesinler dertli dertli
Sen varsın sanki bütün nağmelerinde…
Bu uzun yolları yalnız yürürüm ben
Bu yokuşlar neki gördüklerim yanında
Dursun bütün saatler sevmiyorum onları
Saat seni sen geçsin her baktığımda…
 
Oktay Makar
 
 

Galatasaray Doludizgin

Hafta sonu çok sevdiğim bir dostumun davetlisi olarak Galatasaray Bursaspor karşılaşmasını izledik. Soğuk İstanbul’un sıcak futbolu tüm izleyenler gibi bizlere de keyifli bir futbol sunarak içimizi ısıttı.

İtiraf etmeliyim ki ilk yarıda oynanan mücadele sahalarda ender görülecek derecede güzeldi. Bir haftada üç karşılaşma oynanan Türk Telekom Arena’nın zeminleri soğuk havanın etkisiyle iyice dağılınca, izleyenlere oyuncuların kondisyonlarını sergileyeceği, mücadeleci ve teknikten uzak futbol sunuldu.

Son maç istisnasız Galatasaray’ın son üç sezonda izlediğim en iyi karşılaşmasıydı. Bursaspor karşısında sürekli pres yapan, koşan ve yılmadan mücadele eden bir Galatasaray izledik.

İlk hafta haricinde sürekli ivme kazanan Galatasaray’da oyuncuların birliktelikleri ve takım oyununu yansıtmaları Fatih Terim havasının iyiden iyiye Sarı Kırmızılılara büründüğünü gözlerönüne seriyor.

Melo’nun defanstan bir topu çıkartınca yaptığı sevinç hareketlerini, gol atıldıktan sonraki tüm takımın birlikteliklerini Cimbom’da takım oyununun oluşmasından başka açıklayabilecek bir sebep bulamıyorum.

Terim’in ekibinin ikinci yarının başlarında bu enerjiyi bulamaması kadar doğal bir şey olamaz. Geçen sezon kurumsal kimliğini neredeyse kaybedecek noktaya gelen köklü bir kulübün çok kısa bir sürede şampiyonluğun ciddi favorilerinden birisi haline gelmesi zaten büyük bir başarı sayılmalıdır.

Galatasaray taraftarları her geçen hafta kondüsyonu çok daha sağlam, takım içi birliktelikleri üst safhada bir takım görüyorlar ve bu gidişle görmeye devam edecekler. Puan kaybetseler dahi futbolcuların yüzlerinden o hırsı okuyabilirsiniz.

İsimleri problemlerle anılan Kazım ve Engin Baytar gibi isimlerin ikinci baharlarını yaşamalarının en büyük etmeni oyuncularda takım oyunu mantığının oluşmasından başka ne ile ifade edilebilir.

Engin’den bahsetmişken bu sezon onu her maçta Trabzon formasıyla Fenerbahçe’ye karşı göstermiş olduğu üstün performansına yakın görüyoruz. Ama kendi bünyeside bu performansa dayanamıyor olacak ki her maçta 60 dakika zor dayanıyor.

En çok sarı kırmızılılarda Riera’yı çözemedim. İzlediğim her maçta topu ezen, teknik açıdan vasatı oynayan ilginç bir isim. Henüz sahada varlık gösteremeyen ve takımı bir kişi eksik oynuyormuş havasına bürüyen bu isme Fatih hocanın neden bu kadar sabrettiğini anlayamıyorum. Belli mi olur belki gayretler meyvelerini vermeye başlar ancak onun yerine Yekta veya Emre Çolak bu ekibe daha fazla katkı sağlayabilir.

Galatasaray alması gereken oyuncu olan Melo’yu kiralamış, kiralaması gereken oyuncu Riera’yı satın almış gibi gözüküyor.

Melo’nun tribünlere oynadığını düşünenler için taraftarların böyle oyuncuları bağrına bastığını ve takıma olan ilgiyi arttırdığını hatırlatmakta fayda var. Ayrıca futbol zaten başlı başına bir eğlence sporu değil mi varsın tirübüne oynayan oyuncular bulunsun.

Bursaspor’a gelirsek, son zamanlarda bu takım bana sanki şampiyonluğa oynayan ekipten ziyade sadece güçlü bir Anadolu takımı havasına bürünmüş izlenimi veriyor. Eski güçlerini bir türlü sunamıyorlar.

Ertuğrul hocanın herkesin kafasında yeni yeni dev olarak yer edinmiş bu ekibin karizmasını toparlayacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle..

 

Ahmetsadi

Acaba

 
Güneş doğdu ama
Bende vakit gece yarısı
Bir kahve molası
Bir gözyaşı arası
Malum sonrası
Bir vefasız hatırası
Sızlar durur bağrımda…

Acaba arada
Aklına gelir miyim
Elma yanaklarından
Süzülür mü yaşları
Acaba değişti mi
Yoksa hala aynı mı
Hala eskisi gibi
Belinde mi saçları
Ah bi sorsalar ona
Hatırlar mı adımı
Unuttu mu acaba
Yaşanmadı mı saydı
Bilmemki hala
Kırmızı mı dudakları
Hala güzel oluyor mu
Çattığında kaşını…

 
Oktay Makar

Gitme

 

Gidenler mi kalanlar mı daha çok acı çeker
Kalanlara değseydi gidermiydi gidenler
Ya da gitme deseydi kalanlar
kalmazmıydı gidenler
Sebepsiz değildir bu gitmeler
yine de giden de en az kalan kadar acı çeker…
O zaman gitme, gitme o zaman
Sızlamasın yok yere sol yanımız
Gidersen biteriz düşünsene bi
bir ömür devam eder yürek sancımız…

Oktay Makar

Herkesin Keyfi Yerinde

 

Yazının başlığı aslında bir film ismi… Orijinal ismi “Everybody is fine”… Filmi seyredeli bir hafta oldu. Ne yalan söyleyeyim, filmin konusunu bilmiyordum, içinde Robert De Niro var diye seyrettim. Ama seyrettiğim için kendimi tebrik ettiğim çok az sayıda filmlerden birisi oldu bu eser.

 

Filmin başlangıcında yalnız başına yaşayan emeklilik yaşında bir adam çıkıyor karşınıza. Eşi ölmüş, çocukları uzakta bir adam… Adamın tesellisi çocuklarını nadir de olsa bir sofra başında bir araya getirebilmek. Davet ettiği çocuklarının, bir bir telefon ederek çeşitli gerekçeler öne sürüp “Baba biz gelemeyeceğiz, kusura bakma” demeleriyle devam ediyor film.Sonrasında doktorunun yasaklamasına rağmen ciğerlerinden hasta olan babanın “madem onlar gelmedi, ben giderim” diye çocuklarını ziyaret etmek istemesiyle filmin esas konusu beliriveriyor.

 

Babalarının zannettiğinden çok farklı yaşayan çocuklar çıkıyor karşınıza. Babanın “çocuklarım için en iyisini ben bilirim, onların yolunu ben çizerim” tavrı sebebiyle senelerce hayat standartlarını babalarından saklayan çocuklar çıkıyor karşınıza. Her şeyden haberdar olan ama babanın muhtemel tepkisi sebebiyle her şeyi saklayan ölmüş bir anne profili çıkıyor karşınıza. Filmde, saklama eğilimi çocuklarda o kadar baskın ki, uyuşturucu kullanan kardeşlerinin ne durumda olduğunu babalarına aktaramayan çocuklar çıkıyor karşınıza. Çocuğunun olduğunu saklayan bir kız evlat, eşiyle arasının kötü olmasını saklayan yine bir kız evlat, mesleğini saklayan bir erkek evlat, babasını arkadaşından ödünç aldığı evde ağırlayıp “bu benim kendi evim” imajı veren bir kız evlat, artık hiçbir şey saklamak zorunda olmayan uyuşturucudan ölen bir erkek evlat. Hatta çocuğunun hiç te iyi olmayan ders notlarını “çok iyi” diyerek dedeye aktaran bir kız evlat… Hepsi bu filmde… Karamsar bir tablo çizdiğime bakmayın, film mutlu sonla bitiyor.

 

Film senaryosuyla bağıra bağıra, “çocukların hayatına ve geleceğine yularından tutup zorla çekilen at muamelesi yapamayacağımız” mesajını veriyor. Ben bu filmden “çocukların hiçbir şeylerine karışmayalım, ne yaparlarsa yapsınlar” mesajını almadım. Ama “çocuklarımıza rağmen, ikna etmeden onların hayatları adına yönlendirme yapmayalım” mesajını aldım.Yanlış hatırlamıyorsam filmde şöyle bir söz de geçiyordu.Babanın dilinden çocukları için dökülen bir söz: “Onlar mutluysa ben de mutluyum”.

 

Çocuklarımıza rağmen onların mutluluğunu düşünmek abes bir çaba, hayırlı bir ömür geçirmeleri adına, onlara yaşam kılavuzluğu yapmak eli öpülesi bir çaba gibi geliyor bana.

 

Filmi anlattık, tadını kaçırdık ama yine de seyretmenizi tavsiye ederim. Muhabbetle kalın efendim…

 

Gökmen Tansukalp

Hayat Zor

 
Hayat zor
Gel kıyma fani ömrüne
Vicdanına sor
En iyi o cevaplar
Nefretini maziye göm
Özüne dön
Ortada katettiğin yol
İyisimi sen iyi olanlardan ol…

Çiğnenip geçilmeyi yollara sor
Kuruyup dökülmeyi güllere sor
Bir sen değilsin yarası kanayan
Fedakarlıktır yaşamak hayat zor..

 
 
Oktay Makar

Korkarım

 
Ben bu yolculuğa seninle başladım
Farkın vardı benim için diğerlerinden
Ben bu yalan sevdaya neler neler adadım
Meğer fazla sevmişim gereğinden…

Korkarım son defa gideceğim senden
Son defa deyişim bir daha dönmeyeceğimden
Diğerleri gibi değil yani
O çocuksu bakışların alamayacak beni benden…

korkarım bu defa üzülen biz olacağız
Biz deyişim tek üzülen olmayacağımdan
Diğerleri gibi değil yani
Bu defa farkın kalmayacak benden…

İkimizde yanacağız bu ayrılık yüzünden
İkimizde kopacağız özümüzden
Korkarım bu masal burada bitecek
İkimizde döneceğiz sözümüzden…

 
Oktay Makar
 

Teşekkürler Sevgili

 

Adını koyamıyorum şu içimdeki şeyin,

Sana yakın olma çabalarımın, kurduğum hayallerin,

Adını koyamıyorum bir türlü.

Çünkü anladıkça bu iç kanatan duyguların sebebini,

Daha çok bağlanıyorum sana.

Dudaklarından çıkan her kelime,

Beni sana daha da âşık ediyor,

Söylüyorum işte şu saçma şeyin adını,

Ama bu sefer suçlu olan ben değilim,

Kalp denen şu küçücük şey suçlu beni sana âşık ettiği için.

Çünkü ben sadece tutuklu kaldım sevgili,

Bilmesende, ben ilk aşkı seninle tattım,

İlk kez senin için ağladım,

İlk kez pişman oldum,

Sana deliler gibi âşık olduğum için.

Ve son kez söylüyorum sevgili,

Teşekkür ederim bana yokluğunla birlikte

Derin bir iz bıraktığın için.

 

DİLŞAD VURAL