Bırak

 
 
Bırak örsün kader ağlarını
Hep sen mi yıkacaksın, bi kere de o yıksın
Arkasına ümitlerini sakladığım dağlarımı
Merak etme göstermem kimseye
Viran olmuş bağlarımı
Hasretinle geçiririm o en güzel çağlarımı…

Bırak dokunma kalsın öylece
Hikayemiz burada bitsin böylece
Bırak kopsun inceldiği yerden
Zarar gördük zaten yeterince…

Ben gocunmam çeker giderim yoluma
Hiç lafı olmaz yüklerim anıları da omuzuma
Bir ömür taşırım hiçte gitmez zoruma
Dünya fani istemesek de geldik yolun sonuna…

Oktay Makar

Sende Kıvran

 
Yar yanıyorum sende yan
Uykular sana da olsun haram
Acılar dostun olsun
Sende kıvran sende kıvran
Kıvrım kıvrım aman…

Göremedim hiç sözlerini tuttuğunu
Sende göremezsin sözlerini yuttuğumu
Susuyor olmam sanmaki asaletimden
Sadece doğru zamanı beklediğimden
Bozarzam niyetimi vay haline o zaman…

Yar kanıyorum derin yaram
Kapanmasın senin de yaran
Musibetler dostun olsun
Sende kıvran sende kıvran
Kıvrım kıvrım aman…

 
Oktay Makar

Gece ve Sen

 
 
Rengi ne bu gecenin
Her zamankinden farklı sanki
Karanlık değil bu hayır
Aydınlıktan daha öte
Seni ilk gördüğüm zamanki gibi…Uğultusunda sen
Fısıltısında sen
Renginde, kokusunda sen
Sen bende nesin bir bilsen…

Ölüyorum desen senden önce ben
Seviyorum desen senden fazla ben
İçinde sen olan herşeyden herkesten
Kıskanırım seni dayanamam ben…

Bir başka atıyor kalbim bu gece
Söylesene gece ne renksin sen
tuhaf birşey var sende karanlığı gizleyen
Onu ilk gördüğüm zamankinden..

Oktay Makar

İbrahim Sadri – Adam Gibi

 
 
Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisan’a hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın
Ağlayan yüzünde İsa’nın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla nar’ın
İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Hep senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevdim
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben sevdim mi adam gibi severim..
 
İbrahim Sadri

Video:

Irkçılığın Anatomisi

 

Bir ırkın, diğer ırklardan üstün olduğuna inanmak ve bu uğurda hüküm vermek veya hakaret etmek en basit anlamıyla ırkçılığı ifade eder.

Toplumlar arasında ırkçılık nasıl yaygınlaşıyorsa bunun paralelinde sporda da örneklerine rastlayabilirsiniz.

Hatta en büyük pay, medeniyetin timsali Avrupa’da rastlanmaktadır. Örneklerine o kadar çok rastlayabilirsiniz ki, verilen büyük cezalar ve yaptırımlar tarihte adlarından sıkça söz ettirmişlerdir.

Rakibine ırkçılık yapan kimi oyuncuya sezonun sonuna kadar oynamama cezası kimisine ise yüksek para cezaları verilse de ırkçı eylem yada hakaretler hiçbir zaman bitmedi ve dindirilemedi.

Örnek olarak göstereceğimiz en bariz bir kaçı şöyle; Real Zaragoza’lı taraftarlar top her ayağına gelişinde o zamanlar Barcelona’da forma giyen ünlü yıldız Eto’o için maymun sesleri çıkartmışlar, sahaya fıstık atmışlar ve yıldızın sahayı terk etmesine sebep olmuşlardı.

Özellikle Almanya ve Hollanda’nın başını çektiği bu ırkçılık örneklerine geçen günlerde maalesef Türkiye’de rastladık.

Muhteşem bir derbinin ardından kendini bilmez bir adam olan Burhan Akdağ, hızını alamayıp Bu Eboue’yi National Geographic’i hafta içi açın çok sık görürsünüz” dedi.

Eboue, sahaya Çakmak veya Viski şişesinin atılmasını çok fazlaca abartmış olabilir. Taraftarı kışkırtacak hareketlerde kısmen de olsa davranmış olabilir bu açık ortada ancak kimsenin onun rengine veya ırkına hakaret etmeye hakkı yoktur.

Ekranları reklam panoları zanneden zihniyetler yüzünden gündem şu zamana kadar bir hayli abes bir şekilde dolduruldu. Bu itibarla şov dünyasına yeni yeni yüzlerin girmesine gerek yok.

Kaldı ki bu derbide akıllarda kalan iki büyük olay var. Birincisi hiç kuşkusuz Beşiktaş taraftarının büyük bir duyarlılık örneği sergileyerek Van için destek olması, onların yanında olduğunu hissettirmesi ve beraberlik örnekleri vermesidir.

İkincisi ise kilometre ötelere bu beraberlik örneklerini sergilerken saha içerisinde yani birkaç metre ilerisindeki rakip futbolculara eline geçenleri fırlatmalarıdır.

Birincisi ne kadar mükemmel ise ikinci olayda gecenin utancı olmuştur.

Beşiktaş taraftarını tekrardan tebrik ediyorum ancak şeklen değil zihnen duyarlı kalmayı bir türlü öğrenemedik.

Sevgilerimle..

 

Ahmet Sadi

ahmetsadi@msn.com
 
***

 

Seni Çok Özlüyorum

 
 
Sen unuttun demek ki, benim hala aklımda
Seni yad ediyorum inan her satırımda
Sana sesleniyorum her sessiz kaldığımda
Seni çok özlüyorum her gün batımında…

Sen şimdi ellerin mi yari olacaksın
Yani sende mi el olacaksın
Ne yapar bu can sensiz
Geçer mi bir günü kedersiz
Ah bahçemin goncası
Ah ciğerimin yongası
Sende yoksan eğer kalır bu beden nedensiz
Söyle yaşar mı sensiz…

Bin yerinden kırık kalbim
Ağlamaya yok mecalim
Gitti de gelmedi yarim
Perperişan benim halim…

 
Oktay Makar

Eğer

 
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!

 
Can Yücel

Yokluğuna Alışamam

 
 
Canım acıyor aklıma geldikçe
Kendimden bile kaçıyorum artık
Hayaller kurmak isterken yarınlarıma
Dünümle savaşmak zorundayım yazık…

Cahildim çocuktum anlaşılması güçtüm
Ben bu hüzünlere ellerimle düştüm
Gerçeğe çok uzak imkansız bir düş’tüm
Öylece kalıverdim yokluğunda…

Ben bu yükü taşıyamam
Ben bu yükle yaşayamam
Dağılırım paramparça
Savrulurum rüzgarında
Tek başıma savaşamam
Yokluğuna alışamam…

 
Oktay Makar

Sevgili

  
 
 
Gidenler dönmez derdim hep
Bilen bilir beni
Ne yaptın ettin ey sevgili
Çürüttün tezimi
Bak döndüm geri
Şimdi ellerimin yeri
Ellerin dimi…Başkasına açarsam kollarımı
Kader bağlasın yollarımı
Tutmayayım ellerini
Bir an unutursam adını
teslim ettiğim gündür ruhumu
Helal et hakkını
Olur mu sevgili…

 
Oktay Makar

Çalışma Hayatının Altın Kuralı: “İş Ahlakı”

 
 
 
 
 

Ahlak, insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünüdür.

Ahlak kavramının varlığı insanın oluşumuyla doğru orantılıdır. Ancak çağın ve toplumun özellikleri ahlak kavramını değiştirmiş, yön vermiş ve ona yol çizmiştir. Toplumların iyi ile kötü olanın netliğine ilişkin belirli bir kavrayışları, iyi insandan kötü insanın, erdemli kişiden erdemsiz kişiyi ayırırken başvurmuş oldukları bir takım ahlak ölçütleri bulunmaktadır. Dolayısıyla  tarih boyunca iyi ve kötüden son derece farklı şeyler anlaşılmış olsa bile hemen hemen bütün toplumlarda “İyi” kendisine ulaşmak için gerekli bütün çabanın gösterildiği takdirde alınacak ödül tasarımıyla; “Kötü” ise kendisinden kaçınılmadığı takdirde bedeli ağır ödenecek bir ceza tasarımıyla ilişkilendirilerek düşünülmüştür.

Eski antik çağlardan günümüze tanınmış filozoflar Ahlak düşünceleriyle toplumlarına yön vermişlerdir. Protogoras’a (İ.Ö. 482-323) gore insan her şeyin ölçüsüdür. Ona göre genel geçerliliğe sahip doğrular yoktur. Doğrular ve yanlışlar insandan insana değişir. Kynik’in (İ.Ö. 412-323) ahlak öğretisine göre Ahlak tüm istek ve duygulardan vazgeçerek yaşamaktır. Aristopolos’un (İ.Ö. 435-355) ahlak öğretisine göre ise haz veren her şey iyi, acı veren her şey ise kötüdür. Eflatun’a (İ.Ö. 427-347) gore ahlaki davranışların gayesi “En İyi” dir. Toplumlar, bilgelik, yiğitlik ve adalet ile en iyiye ulaşır.

Öküz, yoksul kişinin kölesidir, yoksul köle ise efendisinin” sözüyle Aristo (İ.Ö. 385-322) hiyerarşik yapıya önem vermiş, her zaman üsttekinin, alttakini yöneteceğini, toplumlarda yönetilen ve yönetenlerin arasında ayrım yapılmasının ahlaki olduğunu düşünmüştür.

Görüldüğü üzere her toplum, kendi yaşam kurallarını belirlemiş, kendi “doğru” ve “yanlış”larına yön vermiş, esasen soyut bir kavram olan Ahlaka yön çizmişlerdir. Ahlak her zaman o toplumun Kabul gören hareket ve davranışlarını yansıtmayabilir. İnsan yapısının karmaşıklığı ve kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etme isteği ahlaki yapının yönünü değiştirebilmektedir. Bir topluma ahlaki yapı, başka bir topluma ahlak dışı gelebilir.

Tarih boyunca hiç bir toplum ahlaksızlıklarla payidar olmamıştır. Uzun zaman tarih tarafından dışlanmadan ayakta kalabilmiş milletlerin ahlaki değerlere saygılı olduklarında şüphe yoktur.

“Ahlak üzerine inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlakidir, eğer kendini kötü hissediyorsan o gayri ahlakidir”
 Ernest Hemingway

“Ahlak ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden korunma yollarını gösterir” Katip Çelebi

İş ve meslek ahlakı kavramı, 1980’lerin sonundan itibaren gündeme gelen bir konu olmuş ve gün geçtikçe önem kazanmaya başlamıştır. İş ahlakının bu kadar önem kazanmasındaki en önemli etkenler, dünyanın giderek tek bir pazar hâline gelmesi ya da küreselleşmesi, insan haklarına verilen önemin artması ve çevre kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır.

Toplumları zengin ve mutlu yapan, doğal kaynaklardan çok, yetişmiş ve kaliteli insan gücü ve bu insan gücünün iyi yönetilmesidir. Bir toplumdaki iş ahlakı, o toplumdaki iş gücünün kalitesinin önemli bir göstergesidir. Yalnız başına teknik bilgi zenginlik ve mutluluk yaratmaya yetmediği gibi herkesin çalışmadan zengin olmayı hayal ettiği, kısa ve haksız yoldan para kazanmanın her şeklinin doğru kabul edildiği her yönetim kademesindeki rüşvet ve yolsuzlukların mevcut olduğu bir toplumda iş ahlakı oluşmadan yeni yatırımlar yapmak ve istihdam artışı beklemek doğru olmaz.

İş ahlâkı, çalışma ve meslek ahlâkını da içermektedir. Çalışma ahlâkı, bir toplumda işe ve çalışmaya karşı tutumlar, tavırlar ve bu konudaki değerleri ifade etmektedir. Meslek ahlâkı, meslek sahiplerinin mesleklerini yapmak suretiyle kendilerine ihtiyaç duyanlara hizmet ederek kamu yararına çalışmalarıdır. Yani mesleklerini icra ederken maaş, gelir, güç ve statü gibi kişisel yararlar meslek sahibi için ikinci planda kalmaktadır.

Meslek ahlâkının bazı temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz; ulusa ve insanlığa hizmet etmek, mal ve can emniyetini sağlamak, zayıfı kuvvetliye karşı korumak, huzur ve güven içinde yaşayanları şiddete ve saldırganlığa karşı korumak, vatandaşların anayasal haklarına saygı göstermek, herkese örnek olacak lekesiz, dürüst ve namuslu bir özel yaşam sunmak, hukuka ve kurumun kural ve ilkelerine bağlı olmak, kişisel duyguların, ön yargıların, düşmanlıkların mesleki kararları etkilemesine izin vermemek, gereksiz yere güç kullanmamak, hediye ve rüşvet kabul etmemek ve Görevi kötüye kullanmamak bizlere örnek teşkil edebilir.

Sosyal sorumlulukta esasen iş ahlakının gereğidir. Bir başka ifade ile iş ahlakı, sosyal sorumluluğu da içeren bir anlam taşır. Bir işletme sahibinin doğru, dürüst birisi olması, sözünde durması, hileli yollara başvurmaması takdir göreceği davranışlar olacaktır. İşletmelerin gerek iç, gerekse de dış çevreye karşı sorumlulukları vardır. Organizasyonların çalışanlara karşı sorumluluğu, müşterilere ve pay sahiplerine karşı sorumlulukları işletmenin içi sorumluluklarına; Devlete, doğaya, çevreye, rakiplere, yasalara ve topluma karşı sorumlulukları ise işletmenin dış sorumluluklarına örnek olabilir.

Organizasyon dışı sorumluluk, organizasyonun amacı ile çatışabilir. Doğaya ve çevreye verilecek zararların tazmin edilmesi, toplumda gelir düzeyi düşük kesimlere sosyal yardımlarda bulunulması organizasyonun maliyeti arttırır ya da net karının azalması sonucunu doğurur. Organizasyonun asıl amacı ile çatışsa da sosyal sorumluluk ahlakı iş ahlakının bir önemli ve ayrılmaz parçasıdır.

Bir işletmenin temel amacı topluma hizmet, sosyal sorumluluk, istihdam sağlamak ve global normları sağlamak gibi gözükse de asıl amacı kar elde etmektir. Bu nedenle işletmeler karını maksimize edecek yollara başvurabilirler. Çalışanlara daha az ücret vermek işletme açısından rasyonel bir karar olsa da ahlaki açıdan doğru değildir. Gerçi işletmeler uzun dönemli karlılığı düşünmeye başladıklarından dolayı çalışanlara az ücret vermek, uzun süreli karlılığı engelleyebilir. İşletmelerin sigortasız işçi çalıştırması, uygun çalışma şartlarının oluşturulmaması ve asgari ücretin altında maaş vermesi işletmelerin ahlak dışı davranışlardandır.

İş hayatının insan üzerindeki rolünün gittikçe çoğalması, aile bireylerinin bir çoğunun sosyal statüdeki yerinin değişmesi, ev hanımlarının da daha iyi şartlarda yaşamak için çalışma hayatına girmesi, aile bireylerinin genç yaşlarda kendi bireysel irade ve özgürlüklerini kullanmak için çalışma hayatına girmesi, insanların ihtiyaçlarının çoğalması ve bunları karşılama ihtiyacı ve statü  ihtiyaçları insanları daha çok çalışmaya sevk etmiştir. İstihdam ortamının, iş gücüne göre daha az olması işletmelerin çalışanlar üzerinde baskısını ve gücünü arttırmıştır. Daha iyi işlerde çalışmak için toplumlar eğitime daha fazla önem vermiş, eğitimi yatırım olarak görmüş, hayatlarını bu uğurda sürdürmeye başlamışlardır.

Kısaca tamamlamamız gerekirse, ister organizasyonun isterse de işgücünün karşılıklı hedeflerine ulaşmasının temel yolu iş ahlakından geçer. Her geçen dakika daha kaliteli rekabet ortamı ve iş gücü ihtiyacının artmasına karşı organizasyonların rakiplerinden, çalışanların ise iş güvenliği ve başarılarına ihtiyaç duymayı gerektirmektedir. Tüzel veya Gerçek kişilerin önce kendilerinden başlamak kaydıyla iş hayatına uygulayacakları ahlaki değerler, başarılarının temel anahtarı olacaktır.

 

Ahmet Sadi

İnternet Adresi:

http://www.globalcv.com/icerik/161/calisma-hayatinin-altin-kurali-%e2%80%9cis-ahlaki%e2%80%9d.html