Çüşş

 
 
 
Yık bu kara düzeni
Sil at seni üzeni
Hayallerinin peşine düş
Kabusa dönmeden kurduğun düş…
 
Sende onlar gibi fani bir beşersin
Dikili bir ağacın yokki yeşersin
Hayallerin için savaşmaya ne dersin
Ecel demeden ömrüne çüşşş…
 
Ah kara yazım,kapkara yazım
Yaz günümde en deli ayazım
Yaşamak için savaşmaya ne dersin
Kader demeden ömrüne çüşşş…
 
OktayMakar
 
 
 
 

Maviş

 
 
 
Sen nerde sakladın kendini bunca zaman
Hangi mağaranın kuytusuydu mekanın
Aksi halde farkına varmamam mümkün değil
Doğru söyle maviş nerde saklandın…
 
Gözlerime bak maviş,eskisi gibi manasız değil
Yaklaşta bi nabzıma bak,ikiye katladı hızını
Zaman da maşallah pek hızlı akıyor
Sensiz geçen her saniye bırakıyor izini…
 
Maviş halim pek yaman
Dilinden, aman aman aman aman
Uzak tutsun mevlam…
 
Maviş bak halim duman
Aşkından, aman aman aman aman
Öleceğim inan…

İyi Olacaksın

 
 

 

Birkaç defa hastanenin aciline götürdüler beni. Hiç unutmuyorum acıdan nefes alamayacak bir haldeyken hatta keşke birkaç dakika ağrım dinse de rahatlasam dediğim bir anda gassalın elindeki meyyit gibi o çok korktuğum donuk yüzlü, sevimsiz hastaneler ve doktorlara emanet etmiştim kendimi.

Aile itibarıyla da çok hoşlaşmayız doktor kesimiyle. Sevmeyiz hastanelerin o acı kokusuyla burnunu yakan asık suratlı yüzünü. Oysa ibret için ne kadar da önemli değil mi? Benimle dünya arasına giriyor diye mezarlıkları ve hastaneleri görmezden gelirim hep.

 İşte tam o görmezden gelemediğim anda hiç çekinmeden sırf bu çektiğim acıyı kopartsınlar içimden diye beklerken, beni muayene eden bayan doktorun “Merak etme, iyi olacaksın” sözü belki de duymayı istediğim ama farkında olmadığım en önemli iki kelimecikti.

Belki inanmıyordu dediğine, belki de moral vermek istemişti halime acıyarak. Eminim o zaman zarfında duymak istediğim söz kesinlikle buydu.  

Her türlü sıkıntı başımıza gelebilir, öyle ki dünyada taş taş üstünde kalmasa bana bundan daha acı hiçbir şey olmayabilir deriz ya hani, işte o dönemlerde anlık karamsarlığınız ve bocalamanız içerisinde bu söz ilaç gibi yetişir.

Zor bir dönem atlattığınız zaman, kendinizi yalnız hissettiğinizde ya da maddi olarak çöküntülü bir yaşam sürdüğünüzde yüzünüze tebessüm, içinize huzur ve geleceğinize umut veren bir sözdür bu.

İnandığınız ölçüde  varsınızdır. İnanmanızı da tetikleyecek bazen tek bir kelime olabilir. Doktor haklıydı ertesi gün neredeyse hiç yaşanmamış gibi iyileştim. O acı dolu günden aklıma tek tesir eden hadise zor anlarında ağzınızın içine bakan ve söyleyeceğiniz sözün tesirinin büyük olacağını gördüğünüz kimselere manevi destek olmak ve onların acılarını paylaşmak olmalı.

İnanın neredeyse okumadığım kişisel gelişim kitabı kalmadı, muayenede okuduklarımın aklıma tek kelimesi bile gelmedi. Birisi bana NLP veya kişisel gelişim deseydi küfrederdim sanırım. Sadece ihtiyacım olan iki kelimeymiş; “İyi Olacaksın” Kısa ama etkileyici iki kelime.

İyi olacağım, aile olarak, şehir olarak, toplum olarak, iş olarak veya gelecek olarak İyi olacağız. Yeter ki birbirimize inaalım ve destek olalım. Senin zihniyetin bu, sen şunlardansın, sen bunlardansın, şuurun bulanık, bakışların çökük, örümcek beyinlisin, bidon kafalısın veya örgütçüsün bakışından sıyrıldığımız ve bu soluğu aşıladığımız zaman inanın çok iyi olacağız.

Önce içimize sindirebilmek daha sonra da muhatabımızın karakterinden çok ihtiyacı nispetinde zor anlarını paylaşabilmeyi kavrayabilmek önemli.  Vesselam..

 Ahmet Sadi

İhanet

 
 
İhanete uğramayı kim olsa haketmez
Kalp taşıyorsa bir insan bence böyle terketmez
Suya girse günlerce hatta tuğla eritse
İhanetin tendeki kokusunu arıtmaz…
 
Allah büyüktür affeder belki de
Kullar zalimdir kimbilir ne der
Kimse kimseye ihanet etmez aslında
İhaneti herkes kendine eder…
 
Sende kendine ihanet ettin
Sen beni değil kendini terkettin
Neydi bilmem asıl amacın
Benimle birlikte kendini mahvettin…
 
Ama hakettin, yanmalısın sende
Yok ettin aşkını bende
Bilirim daha çok acı çekeceksin
Bilirim kalmayacak kanım yerde…
 
Oktay Makar

Ukte

 

Dünyamın güzeli martılar
Sizden nasıl da yok yere korkmuşum
Kaşık Ada’nın orda!

Dalın üstüme dalın
Vurun beni, vurun
Denizanası kokan gagalarınızla!
Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!

Bilmiyordum ki çünkü
Ben hem balığım hem kuşum

Ben ama hala anlayamıyorum ki
Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum..

Can Yücel

Bilakis

 
Ayrılığın acısını duydum derinde
Ama üzgün değilim bilakis keyfim yerinde
Unutulmaya mahkum her aşık gibi bende
Hata yaptım zamanın birinde
Onlar gibi bende unutuldum haliyle
Sonra bi düşündüm de yanlışım çokmuş vaktiyle…

Çok sevmişim mesela
Çok germişim kendimi
Onsuz olmaz sanmışım
Boşvermişim herkesi…

Onunla zormuş meğer
Onsuz olurmuş meğer
Aşksız da yaşanırmış
Son çare buysa eğer…

 
Oktay Makar

Bir Devre Işık Tutan Mısralar

 
Bir pazarda başladı alış verişin
Ve kutlu bir nesle meyve sunuş.
Sermayesi bir hiçti bu işin,
Bir avuç insanla başlar kuruluş.
 
Boyunca insanın zor sığdığı
Kulübede geçiyordu günlerin.
Başımızda ilkbahar güneşi ılıklığı,
Goncalar kuşatmıştı güllerin.

Gözyaşlarındı ikindi sularında
Deryalar boşaltan ruhlarımıza.
Bir şafak gülüşü çehren, yarında,
Bir bahar coşkusu saldın kanımıza

Yeryüzü çöldü ey gönül o zamanlar,
Çöle düşmüş damlalardı gözyaşın.
Bir kaç arkadaş bulmuştun halden anlar,
Bu ses senindi; Yokuşlar aşın !…

Minberler lerzeye gelirdi sesinden
Sanki gök gürültüsüydü naran…
Nice vahşiler dahi çıkıp ininden
Seni dinlerdi uzaktan, yakından..

Sen yepyeni bir üslupla
Özlere sevgi, hoşgörü örüyordun.
Çölde ab-ı kevser bulup da Okumaya devam et

Sadakan Olsun

 
Bu kadar yanlız değildim önceden
Bu kadar dargın değildim ümitlerime
Bu denli acımazdı canım
Ta ki sen girenede dek gönlüme…

Bu kadar korkutmazdı beni hayat
Bu kadar yormazdı aldığım nefes
Bu denli anlamsız değildi yaşamak
Seninle gidinceye kadar içimdeki heves…

Gitme yar, nolur gitme
Karaya vurmuş gemi gibiyim şimdilerde
Sende beni karaya itme,uzat ellerini yalvarırım
Sev beni biraz daha,sadakan olsun ömrüme…

Oktay Makar

Derbiyi Soluklarken

 

Bir başkadır Fenerbahçe Galatasaray derbileri. Allah muhafaza savaş çıkmış, kıtlık olmuş, bir yana, bu dünya durur bu maç bir yana. Çocuğundan yaşlısına, Erkeğinden kadınına herkesin iyi kötü bir fikir sahibi olduğu, olamasa da takımı lehine birkaç slogan atabildiği bir zaman dilimidir bu derbiler.

Her derbi iki hafta öncesinden ses getirirdi ancak, bu kez Kadıköy’e daha diri giden bir Galatasaray söz konusuydu. Bunun fazlaca farkında olan Fenerbahçe ise yılların getirmiş olduğu evinde yenilmeme başarısını bu kez kaptırmak istemediğinden çok iyi konsantre olmuştu.

Tarih ve saat durdu, nefesler tutuldu ve Galatasaray, Fenerbahçe’nin jeneriklik iki golüyle birlikte en sevmediği deplasmanda, tahmininin dahi kanını donduracağı bir skorla karşı karşıya kaldı. Kadıköy fobisinden haberi olmayan –ki Hakan Balta’dan başka isim aklıma gelmiyor şuan- yeni model Galatasaray, Kadıköy’e tur atmaya gitmişti. Ancak aldığı soğuk duş irkilmesine sebep oldu.

Yeni Galatasaray’ın kısa sürede şahlanışı ve şampiyonluğun beklide en haklı takipçisi olmasında Fenerbahçe fobisinin olmaması da yatıyor. Ezeli rakibe karşı oynanan iki karşılaşmada dört puan almak, iki maçın genelinde de bariz üstünlük sergilemek, izleyenlere seyir zevki sunmak izleyenlere ne demek istediğimi açıkça ortaya koyuyor.

Harika iki golden sonra nede olsa fark atarız havasına giren Fenerbahçe, Arena’da ki ezici futbolu unutmuş olsa gerek, sazı yine ezeli rakibi Galatasaray’a verdi. İlk yarının ortalarından itibaren son dakikaya kadar devam eden Galatasaray üstünlüğü bu yılın şampiyonluğu hak eden tek takımı olduğu gerçeğini herkese göstermiş oldu.

Nitekim Fenerbahçe gibi ona karşı şansının bir türlü gülmediği ve ezici üstünlüğü bulunan bu takıma karşı, çok kısa bir sürede iki farklı mağlubiyetle geriye düşmek herkesin kaldırabileceği bir güç değildir.

Futbol bir sanattır. Gücünü kullanabilme, maça konsantre olma, doğru atakları gerçekleştirebilme, açıklarını görüp kapatabilme, oyunu soluklama ve her türlü olumsuzluklara karşı moral olarak çöküntüye uğramama öyle kolay bir iş değildir.

Herkes 2-0’dan sonra yeni bir tarihi fark mı gelecek derken, toparlanan kendine güvenen, ataklar geliştiren ve sanki kendi evinde oynuyormuş izlenimi uyandıran bir ekip çıkıyordu sahneye. Oyuncu değişikliği yapıldı mı? Hayır. Rakipte herhangi bir değişiklik var mı? Hayır.

Bir saatten daha fazla zaman farkında kendi evinde gibi top çeviren atak yapan ekip Galatasaray’dı. Fenerbahçe eğer Galatasaray’ın bu sezon Arena’da dahil olmak üzere iki maçtaki ataklarını yapabilmiş olsaydı eze eze Galatasaray’ı yener ve tarihe altın harflerle kendilerini kazırlardı.

Galatasaray’da gerek maç boyunca gerekse de son dakikada direkten dönen pozisyonu şans faktörünün de Futbolda olmazsa olmaz olduğunu bizlere sundu.

Aydınlar’ın kısa zamanda çok kayıplar verdiği Türk futbolu için en büyük ayıp sayılabilecek Play-off sistemi ile Galatasaray, şampiyonluğunu ilan etmek için biraz daha bekleyecek gibi gözüküyor.

Yalnız Play-off’ta tekrar karşılaşacak olan bu iki dev rakibin Kadıköy’de ki olası mücadelesi, bu denli Fenerbahçe lehine geçecek gibi gözükmüyor. Vesselam..

Sevgilerimle..

 

Ahmet Sadi

Aman Dikkat

 
Çekmelisin sende aşkın acısını
Yetmeli canına duyduğun azap
Boşuna dememiş büyüklerimiz
Sancısız doğum olmaz…

Umduğunu bulmak yok
Yarmalı başını unmadığın taş
Mutlaka bilmelisin en iyi tercih
Kendi pişireceğin aş…

Emek verirsen yemek bulursun
Gözün açık sanırsın ayakta uyursun
Millet ay’a çıkar el sallar sana
Sen olduğun yerde öylece durursun…

Aman dikkat haline gülmesinler
Anlamayıp aşkını sarhoştur demesinler
Onca sıkıntıya göğüs germişken
Aman ha sevdiğine pişman etmesinler…

 
Oktay Makar