Tiryaki Hasan Paşa‏

 
 
Tiryaki Hasan Paşa, Enderun’da yetişip mir-i miranlığa yani beylerbeyliğine kadar yükselmiş bulunan müstesna ve pek değerli bir şahsiyettir. Osmanlı ordusunda yaptığı üstün hizmetler neticesinde kendisine mühim vazifeler verilmiştir. Yabancı dillere olan hâkimiyetinden ötürü eyaletlere gönderilmiştir. Bu yolda Erdel isyanını bastırmış Filnak ve Lippa Kalelerini düşman işgalinden kurtarmıştır. Zigetvar’da 20 yıl beylik görevinde bulunmuştur.1594’te stratejik önemi çok yüksek olan Kanije Kalesi’ne tayin olmuştur. İşte tarihteki meşhur savunma bu esnada gerçekleşmiştir. Şöyle ki:

Avusturyalılar Kanije gibi kritik bir mevzinin Osmanlı’nın elinde olmasını hazmedemiyorlardı. Kaleyi ele geçirmek üzere Almanya, İtalya, İspanya, Fransa, Malta, Macaristan ve Papalık askerlerinden oluşan 100 bin kişilik ordu Arşidük Ferdinand kumandasında toplanarak 9 Eylül 1601’de Kanije Kalesini kuşatmıştır. Ayrıca büyük çaplı 47 top kale surlarına çevrilmişti. O sıralarda 84 yaşlarında olan tecrübeli Osmanlı kumandanın kuvvetleri ise 9 bin asker, 100 küçük çaplı top, idare edebilecek kadar barut ve erzaktan ibaretti.Tiryaki Hasan Paşa bu durum karşısında metanetini bozmadan askerlerine hitaben ‘’Ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar! Bizler düşmandan korkmadık korkmayız hiçbir zaman..’’ diyerek sıkı bir müdafaa tertibatına girişmiştir.

Ferdinand ilk olarak öncü birlikleri gönderdi ki maksadı kalenin harp gücü malumatını alabilmekti. Bu saldırıların amacını bilen Hasan Paşa sadece tüfek atışı ile karşılık verince Ferdinand tüm ordusuna hücum emrini vermiştir. Ancak tam düşman askerlerinin kaleye yaklaştığı bu esnada gizlenen Osmanlı toplarının ateşlenmesiyle ortalık adeta cehenneme dönmüş ve mağrur haçlı ordusuna ilk uyarı verilmiştir. Hasan Paşa kale dışına çıkardığı birliklerle yine son darbesini vurmuştur. Neye uğradığını şaşıran Arşidük Ferdinand sinir dolu bir halde tüm topların kaleye ateşlenmesini emretmiş ve surları dövmeye başlamıştır.

Tiryaki Hasan Paşa sadrazama haber göndermeye devam etmiş ve yardım talep etmiştir. Sadrazam Belgrad-İstoni’deki karışık durumun halledilip Kanije’ye dönüleceğini haber salmıştır. Yani bu büyük düşman karşısında bir müddet daha direnç göstermek zorundaydılar.

Hasan Paşa tüm sıkıntılara rağmen tecrübesini ve zekasını kullanarak ‘’Savaş hiledir.’’ hadisinin anlamını sergiler gibiydi. Sadrazamın yolda olduğunu duyurdu. Bunun yanında Sadrazama yazılmış ve durumun gayet iyi olduğuna dair beyanatlar içeren mektupların kasten düşman eline geçmesini sağlayarak Ferdinand’ın duruşunu bozmuştur. Yine kaleden kaçan Macar asıllı iki iç oğlanın kale hakkında verebilecekleri bilgiler yüzünden asker telaş etmiş ama Hasan Paşa düşman içine salınan ‘’O iç oğlanlar Hasan Paşa’nın casusları. Bizi yine kandırıp kaleye hücum etmemizi bekliyor’’ dedikodusuyla iç oğlanların işini nihayete erdirmiştir. Tükenen barut için bulunan çözüm ilginçtir. Uzun Ahmed adında bir çavuş Paşa’nın iznini aldıktan sonra söğüt ağaçlarını kullanarak müthiş bir maharetle barut üretmiş ve ordunun bir kısım ihtiyaçları karşılanmıştır. Denilir ki Osmanlı’nın söğüt ağacına olan sevgisi buradan kaynaklanır..

Sadrazamın yolundan iyice ümidini kesen Hasan Paşa kuşatmanın 73. gecesinde bastıran kışı da fırsat bilerek son bir hamleyle düşmanı kale önünden atmaya karar verdi. İki kuvvet halinde biri ani baskın olarak düşman üstüne yürüyen Osmanlı askerleri bizzat ak sakallı kumandanlarının arkasında düşmanı darmadağın etmiştir. Aynı zamanda yapılan top atışları ile düşman birlikleri ve mağrur komutanları neye uğradığını şaşırarak kaçmaya başlamışlardır. Bu son hamle Osmanlı’ya kesin zaferi getirmiştir(12 Kasım1601). 47 top, 14 bin tüfek, 60bin çadır, 15 bin kazma kürek, bol miktarda erzak ve cephane Osmanlı’nın eline geçmiştir.

Zaferi haber alan III.Mehmed Han bundan ziyadesiyle memnun olmuştur Kendisine gönderdiği hatt-ı hümayunda kısaca şöyle hitap etmiştir: ‘’Kanije beylerbeyi, ak sakallı kumandanım ve müdebbir vezirim! Berhudar olasın! Seninle beraber olan yiğitler de manen oğullarımdır ki cümlesi makbul hümayunumdur, yüzleri ak ola!..’’

Daha pek çok hizmetlerde bulunan Tiryaki Hasan Paşa doksan yaşında ebediyet diyarına hicret eylemiştir.

Kendisine Tiryaki mahlasının takılmasının sebebi ise kahveye olan düşkünlüğünden ötürüdür…

Abdülkadir Kiremitçi

 
 

Aşk Masumdur Sorsan

 
Doğmaz güneşin sarar bir hüzün
Solar yüzün zamansız, apansız
Var mı gücün yalnızlıkla başa çıkmaya
Geceler ondan yana
Gündüzler ondan yana
Uykular haram sana…
 
Ayrılık bu aşka düşman
Nedendir bilinmez katilini seviyor insan
Yaşlar Kan olur dökülür gözlerden
O kadar kan dökse de aşk masumdur sorsan…
 

Oktay Makar

 
 

Biz Yakalım Gemileri

 
Artık duysan diyorum
Sende uysan diyorum
bu malum düzene
 
Kim kime ne demiş
Kim kimle nerdeymiş
bundan bize ne…

Biz bakalım sevgimize
Aşkı getirelim dize
Eğilsin önümüze
Hürmet etsin aşk bize…

Biz yakalım gemileri
Atalım eskileri
Çatlasın birileri
Zimmetlensin aşk bize…

Artık yutsan diyorum
Biraz sussan diyorum
Her bilinen söylenmez ki…

Kim kime asılmış
Kim nerde basılmış
Böyle aşk yaşanmaz ki…

 
Oktay Makar

Lapa Lapa

 
 
Bitsin diye mi başlamıştık
Çekerdin hani kahrımı
Seni bekledim durdum
Anlamadın sabrımı…

Bakma dedim baktın
Gitme dedim karıştın karanlığa
Nasıl yastayım şimdi
Nasıl da üzgünüm
Nasıl küstürdün beni hayata…
Karlar yağdırdın dağlarıma lapa lapa…
Nasıl hastayım şimdi
Nasıl da kırgınım
Nasıl küstürdün beni yarına…

Aşk bize yetsin diye
Çekecektim kahrını
Seslendim durdum sana
İşitmedin çağrımı…

 
Oktay Makar

Birşey Eksik Kalıyor

 
Çok çabaladım olmuyor
Parçalar birbirine uymuyor
Denedim elde ne varsa
Birşey eksik kalıyor…

Şimdi bildim sensin o
Bilmem küsmüyüz hala
Hayat nasıl gidiyor
Uğruyor musun o parka…

Ben bildiğin gibiyim
Sessiz ve derinden
Geçmeye devam yine
Feleğin çemberinden…

Gidenin yeri dolmuyor
Ömür acıya doymuyor
Herşeyim tam desen de
Birşey eksik kalıyor…

 
Oktay Makar
 

Acılar Denizi

 
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını…

 
 
Ümit Yaşar Oğuzcan

Öpmeden Gitme Sakın

 
Kırmızı elbiseni giyme giderken
Tanıştığımız günü hatırlar çok ağlarım
Gün doğmadan koyul yola
Gitmeden öp beni, uyansam da uyuyor gibi yaparım…
 
 
Öpmeden gitme sakın
Yoksa umutlanırım
Döneceksin zannedip
Hayaller kurarım…
 
 

Nemli gözlerimle görünmem sana
Uğurlamam kapıya kadar
Perdeyi aralar, pencereden bakarım
Sen köşeyi dönünceye kadar…

 

Sonra bilmem ne yaparım
Sanırım yine ağlarım
Acıları göğüsleyip yüreğimi dağlarım
Susarım sonra ölene dek susarım…

 
Oktay Makar
 

Ne Oldu?

 
 
Nasıl da girdi mesafeler aramıza
Sonu yok sanmıştık nasıl da yanıldık
Elimizle karalar sürdük bahtımıza
Ayrılık rüzgarına nasıl da kapıldık…

Şimdiki çırpınışım hayattan kırpılışım
Tükeniyorum yavaş yavaş
Hani gitmeyenimdim, hani bitmeyenimdin
Şimdi yoksun bak, ne kadar zalim hayat…

Bir gün ayrı kalsak dayanamaz ağlardık
Bir gün geçse biz, bir yıl geçti sanırdık
Ne oldu da böyle yalnızlığa sarıldık
Ne oldu da ayrılığa böyle kolay alıştık…

 
Oktay Makar

Thank You Very Much

 
Ben aynı ben, değişmedim yani
Her zaman söylerim dünya fani
Aşka emek gerek, biraz da yürek
Yoksa yüreğin go home baby…
 
Berabere bitmemeli hiçbir aşk
Kazanan kaybeden belli olmalı
Böyle sürüp gidecekse bu maç
Almayım ben güzelim thank you very much…
 
Sende hala aynısın,hiç değişmedin yani
Senin için dünya değil aşklar fani
Anlaşılan senin dünyan tek kişilik
O halde leave me alone baby…
 
Oktay Makar

Beyaz Güller

 
 
Hasret kokuyor odam
Dizimde uyuyor yanlızlık
Saçlarını okşuyorum usanmadan
Seni soruyorum susuyor
Akıp gidiyor deli zaman
Yoksun yine kafam darmaduman…

Seni sormadığım gecem yok
Seni sarmadığım gecem çok
Perişanım yokluğundan…

Olur da dönersen vaktin birinde
Sorma sakın beni kimselere
O köhne parkta ağacın dibinde
Yaşlı gözlerimle bekliyor olacağım…

An gelir sözümden cayarım sanma
Dilimden önce kalbim yeminli
Seneler geçse de ayrılığın ardından
O beyaz gülleri saklıyor olacağım…

Oktay Makar