Kadınlar Futboldan Ne Anlar?

 
 
 
Türkiye Futbol Federasyonunun geçtiğimiz yıl uygulamaya koymuş olduğu kadın ve çocuk taraftar uygulaması dünyanın hiçbir yerinde eşine rastlayamayacağınız en ilginç uygulamalardan sadece birisidir.Play-off sistemiyle suyu çıkartılan ve başarı elde edilecekken varlığı sürekli tartışılan federasyonumuzun, kadın taraftar uygulamasından acilen vazgeçilip tekrar özüne dönmesi gerekir.

Şike davasıyla sınıfta kalan muhteşem federasyonumuzun kimlik değiştirme çabaları yine çamura saplanmış gözüküyor. Bu uygulama ilk başlarda değişik algılanıp hoş karşılanacağı düşünülse de federasyonun bir başka utanç abidesi olarak tarihe kazınmış vaziyette.

Küfürsüz bir stadyum görmek ve futbolun yüzünü yumuşatmak isteyenler; kadınların, erkekleri hiçte aratmayacak derece kötü sözler sarfetmesini nasıl izliyor merak ediyorum.

Kadınlara ve çocuklara futbolu sevdirmenin bize ne fayda sağlayacağı tartışılır bir konu. Futbolun bir erkek oyunu olduğuna inanıp onu olduğu gibi bırakmanın daha faydalı olacağını düşünenlerdenim.

Erkek taraftarların stadyumlarda küfürlü konuşmaları şüphesiz hiç hoş değil, peki ya kadınların kötü tezahürat yapmaları?

Kötü tezahüratın önüne geçemeyen veya geçmek istemeyen kulüp yöneticileri bu uygulamadan umarım memnunlardır.

Unutulmamalı ki kadınlara pozitif/negatif ayrımcılığın yapılması yine kendilerini fazlaca rencide etmekte. Eşit olmalarına rağmen bu uygulamalarla erkeklerin gerisinde kaldıkları düşündürülmüyor mu?

Erkeklere ceza olarak stadyumlara giremeyip, bayan taraftarların maçlara alınması demek, kadınların bir hususta daha erkeklerin gerisinde kaldığını vurgulayıp bayanların onurunu ve gururunu düşürmek demektir. Farzedelim, kadınların cezalı olup erkeklerin alındığı bir voleybol müsabakası erkekleri rencide etmekten öteye geçemezdi.

Kadın taraftarların stadyumlara, maçlara elbette ki gelmesini isterim konu iyi aydınlansın. Yalnız bunu sert uygulamalar veya ceza unsuru olarak kullanmak saçmalıktır.

Daha da irdeleyecek olursak, karşılaşma daha başlamadan aynı takım taraftarı bayanlar öncelikle oturacakları yer konusunda birbirleriyle münakaşaya giriyorlar. Gruplaşmalar veya stadyumu altın gününe çevirenler çoğunlukta.

Çoğu gelenin takımında oynayan oyuncuların adını tanıdığı da şüpheli. Evde eşine futbol izletmeyen bayanların çarşıya çıkacağımıza maça gelelim münasebeti futboldan tiksindirmiş durumda.

Edilen hadsiz küfürden az önce bahsetmiştik bununla beraber küfür etmeyenlerin dizi izlemeleri, maç sonunda skordan haberdar olmamaları veya el işi yapmaları da futbolu yeteri kadar iğrençleştirmekte.

Sadece kadınlar olsa iyi çocukların çevresindeki bayanların kötü sözler sarfetmelerini dinlemeleri futbolun yüzünü yumuşatıyor hatta yumuşatıcı kullanıyor.

Spor programlarında kadınların kullanılmasıyla başlayan futbolu erkeklerin egemenliğinden alma çabaları, ceza olarak kadın taraftarların maça getirilmesiyle tavan yaptı.

Elbette futbolu seven, futboldan en az benim kadar anlayan kadın taraftarlar var. Sözlerime onları kastetmediğimi hatırlatarak, en azından futbola kadın elinin değmemesine inananlardanım.

Kadınlara da ceza gelirse bu kez maçlara kimlerin alınacağı korkusunu yaşıyorum.

Sevgilerimle..

Bahtsız Er’im

 
Gün görmedin ki sen hiç
Bilemedin hayat nedir
Seni mi buldu hain kurşun
Senin mi bu kanlı sedir…
 
Yaşın kaç başın kaç senin
Erken değil mi ama
Ne ara hakka yürüdün
Büyümedin ki daha…
 
Sorma şimdi bahtsız er’im
Nerde senin hayallerin
Düşman ödünç aldı gitti
Ahirette verir geri….
 
Yiğidim dünyada gülmeni yasaklamışlar
Yiğidim saadetini mahşere saklamışlar…
 
Oktay Makar
 

Mazide Bıraktım

 
Sendin o giden evet
Yendin gururunu demek
Gelmene sebep
Vicdan azabın mı…

Unuttum ben olanları
Yalanları dolanları
Şimdi korkmana sebep
Mahşer hesabın mı…

Korkma benden yana helal haklarım
Göstermem kimselere gözyaşımı saklarım
Delidolu aşkları, tutkulu telaşları
O gencecik yaşları mazide bıraktım…

Oktay Makar

Benim Tanrım Araf ‘ ta

 
Son günlerde gözlemlediğim birşey var genç milletinde ; hep böle arafdayım araf deyip geziniyolar .aslında bence tam olarak araf ta değiller .bir boşluktalar ,adlandıramıyınca araf’a sığınılıyor…ya da böle güzel görünüyor diye : ne buluyorsunuz şu arafta , pilavmı var!. toparlanın ,tarafınızı bulun, dünya hızlı dönüyor! .tom ve sam amcalar sizi ham yapmadan bir doğru dürüst durun, ne bu kişiliksiz,şahsiyetsiz duruşlar, melankolileryakışmıyor genç milletine ,eskiden ütopik de olsa böle kanı hızlı devrimciler varmış ,onlar bile daha güzel yani ; 68 kuşağı varmış, adamlar dertliymiş. senin gibi oturduğu yerden piposunu alıp,elinde kahveyle araf da zaman kaybetmemiş adamlar .düşüncesi ‘nin bedelini ödeyip ,dünyayı kurtaramasalar da en azından devrin şartlarına yenik düşmemiş ,kendilerini muhafa etmişler bir bakıma. arada kalmak inançlı bir insan’ın pozisyonu değildir.iyi ya da kötü ,en güzeli tarafı belli olmak .
 
Kübra Kılıç

Mavi

 
 
Ne zaman yalnız kalsam, aklıma uçsuz bucaksız bir deniz gelir,masmavi kesilir her yer. Mavi bir derinlikte kaybolur,hüzünlü bir şehir ,tüm kayıplarıyla beraber.Bilmediğim ve daha önce hiç görmediğim bir gemicinin zihninde temizlenir bütün düşlerim.

Suyun üstündeki bir tahta parçası kadar özgürdür,içimdeki tutsak sevinçlerim.

Bu gibi zamanlarda, hepsini serbest bırakırım , sevinirim…

Ama kısa sürer nedense bu kendimi sevindirmem çünkü;

gözlerimi tekrar açana kadardır,mutlu olma kabiliyetimi sınama zamanım.

Gerçek; gergindir ve yüzümü, ruhumu gerer.Hiç bir şeye, hiç kimsenin yardımına ihtiyacım yokmuş gibi

kandırırım kendimi, yalan tüm gerçekçiliğiyle ınandırmıştır kendine beni.

Hep böyle yaşamak, böyle yaşıyacakmış gibi zannetmek, korkutucudur bazen.Birinin eksikliğini devamlı tabiata şikayet etmek, bir yüzün tamlamasında bir hayat boyu eksilmek, tedirgin ediyor bazen beni. Bunun için ,şehirde, genelde tenha sessizliklerde karşılaştığım, yaşlı insanların, o kırışmış yüzlerine dikkatlice bakarım. Yitik ve ezik çocukluklarını gizlerler herkeslerden.Hayat denilen kavramın sadistliğini, acımasızlığını,acıya doyumsuzluğunu görürüm o yüzlerde…

Bazen sohbet etmeye çalışırım onlarla, hem böylece daha yakından bakma fırsatım olur,göz kapakları ağırlaşmış yüzlere.

Yitik çocukluk sevinçlerinden ışıklar gizlidir bazılarında, cılız, zayıf ışıklar.

Hep birilerini bekleme zamanlarında zayıflaşmış ömürleri, nede olsa zaman ,oldukça cömerttir birini beklediğinde.Kendini senin için harcar,istemediğin, ummadığın kadar zamanın vardır. birini beklediğinde.

Oysa sevgili, sen benim olmanı istiyeceğim her yerdesin. Gizlediğim sırlarda, henüz kabuk bağlanmamış yara içlerinde, daha hiç bir sevgiliye okunmamış o kutsal paragraflarda ve/ veya

gözümü kapattığımda, uçsuz bucaksız bir mavide, yada görmek istediğim bir renkte…

Çocukluğumdan kalan ve biriktirdiğim ufak mutlulukları, hayat karşısında sende tümlemek istiyordum.

Yüreğimin alamıyacağım kadar büyük bir mutlulukla hepsini değişmek.Garip bir isteğimdi benim hayattan bu, içinde herşey olan tek birşey. Belki bencil bir istekti bu ve bunun için kırmıştı belkide hayat kalbimi.

Bazen bu bencilliğimi düşünüyorum ve aklıma çocukken;

gökyüzünde,çok yükseklerden, rüzgara karşı koşarak uçurttuğum uçurtmanın ipinin kopması gelir

aklıma birden.Gökyüzünden önüme düşen boş bir ip, şaşkın ve korkmuş bir çocuk yüzü özetliyordu aslında, hayat karşısında, direnememiş bir geçmişi…

Hayat bunca açığa çıkmış sırdan sonra bile, hala gizemli, cam gibi saydam ve sert bakışlarda kandırıyor herkes birbirini.

Giden her zaman suçlu değildir, bazen kalanda gitmediği için suçlu olabirilir.

Bu yüzden korkuyorum,yeni bir konaklamadan. Bir yürekte, yerleşik düzeni bozmaktan,özenle kurduğum hayelleri bozguna uğratmaktan, hiç yara izi almamış bir gözü ağlatmaktan.

Durup durup korkuyorum işte.

Hayat benim kalbimi kırmıştı sevgili! Cam gibi saydam ve kırılgandır aşkın kalbi,

bunun için yüreğimden tutarken dikkat et, elini kesmesin kalp kırığı.

Mesut Dursun(mda)

Bir Kayıp Seremoni

 
 
Gel ağıt yakalım anadolu ‘ya
acılı olan her kara parçasına
kendi derdine bile dertlenemeyen ,uyuşturulmuş zihinli
yurdum insanına
yani sana, bana, ona…
 
Bir kekliğin acısını küçümsememeli hiç bir zaman
küçük bir kızın gözyaşına tanık olmak ;
çaresizliğin resmi.
Elinden hiç bir şey gelmez cellad kararı verdiğinde
kalp olur bir talan yeri
talan yerinde düzen aranırmı hiç?
talan işte
yoksan yoksun
varlığın bendimde ki o biçimli sızıya armağan olsun..
 
Kübra Kılıç 
 
 

Ölümüne Yoksun Sen

 
 
Yok anlatamam yok
Bazen o kadar çok
O kadar çok ki anısı,
Yok anlatamam yok
Bazen o kadar yok
O kadar uzakki sesi…
 
Yar anıları ne diye silip attın
Ah acıları hediye mi bıraktın
Bak anlamını yitirdi bu benliğim
Ah verseler dünyayı neyleyim…
 
Şimdi yoksun sen
Ölümüne yoksun sen
Dönümüne ne kadar versem
Yakarsın bu şehri giderken…
 
Oktay Makar

Kırklar Meclisi

 
 
Gonlun inci tanesi gibi dustuyse yeryuzune, korkma! Muhabette ne cilveler var ki onun buyuk sanati icre,sen derini kizartmaya hevesli mi sandin hudayi? Gel birak bu kisve i alleme inanclarini ,don bir bak ask ne solermis goklerde ve yerde,sustur ahu figanini derdin, sana ne guzel kelam yollamis sahibin, sen kendini sahibsiz mi sandin ey yoldas..
 
Kübra Kılıç

Çıkma Karşıma

 
 
Gittin de duvarlara dayadım başımı
Kan revan içinde taşıdım acını
Seneler geçti bak aklımdasın hala
O gün bugündür tutuyorum yasını…
 
Unuttum dediğim anda çıkma karşıma
Çıkma karşıma Allah aşkına
Yeniden yanmaya takati yok küllerimin
Yeniden yaşanmaya hali yok dünlerimin…
 
Gittin de kahroldum küstüm hayata
O günden beri herkese düşmanım hatta
Şimdi çıkıpta karşıma, geldim mi diyorsun
Olamaz imkansız.inanmam hayatta…
 
Oktay Makar

Harita

 

Diğer bütün yalanlar gibiydi aslında sana ait olan gerçeğim ve gerçeğe çok yakın asitli bir yalandı, koca bir şehri; cadde cadde, sokak sokak işgal etmiş gözlerin…

Küçük bir su birikintisiyken deniz gözlerinde, bulanık mutluluklar

taşıdım bilmediğim soğuk coğrafyalara.

Kimsesiz bir günün zalim gardiyanlığında, söylenmeye öylesine ihtiyaç bir cümlenin, çıplak ve utangaç bir anlamıydı bütün söyleyeceklerim.Tek başına sevmek suç unsuru sayılıyordu ve cezası sevmekten daha büyüktü tek gecelik hücrelerde hürriyet gibi yaşamaktı ve mecburiydi bu suçu işlemek…

Derin koylarda sallanan en ihtişamlı yeşilken gözlerin, senin hakkında ama senin bilmediklerindi anlatacaklarım hafifletici neden olarak sayılanlar.

Doğru değilse de yalan olmamıştı hiç bir zaman ve eğri büğrü yollarda ya da yabancı bir yol kenarında çok tanıdık gelen terk edilmiş bir ihtiyar yalnızlığa aitti bütün seçilmiş hikâyelerim ve bildiğim bütün hikâyelerde lüzumsuz bir kahraman oluyordum basit bir mezunun son cümlesinde yaşayan.

Yorgun bir işçi gövdesinin ekmek kavgası ciddiyetinde yaşadım, çatlamaya hazır bütün gevrek mutluluklarımı.

Eylül serinliğini çekmiş teninde, terli bir insan elinde ya da bir tebessüm karşılığında verilmek üzere sevgiliye alınmış bir çiçek renginde kalıyordu bütün gölgelerin.

Bağımsızlık savaşından henüz yeni çıkmış bir yüreğin ve ne diyeceği hakkında hiç bir fikri yokken arkasından gidenin, olası bir buluşmada söylenmek üzere hazırda bekletilmiş birkaç cümleden ibaretti saklı kalan bütün bir sevdanın hikâyesi.

Gündüz güneşle yer değiştirmiş yüzün yaşadığın şehirde, kayıtlara iklim değişikliği olarak geçiyordu gece ise ay’ın karanlık tarafına denk düşen gözlerin… Kısım kısım aydınlanan gecenin farkına varmadan.

Senden habersiz gizli sevinçler yaşıyorken yaşadığın şehir; bildiği yollarda kayboluyordu aşk, eski bir yol haritasının güvencesinde ve yine bütün sevdalar bir kaybolmakla başlıyordu aslında bir haritaya düşmüş yeşil gözlerinde…

Mesut DURSUN(mda)