Bir Hazan Hikaye

 

Zübeyde nihayet yapayalnızdı evde.

Bir ara kocasının evden hiç gitmeyeceğini düşünmeye başlamıştı.

Tüm planlarını alt üst edeceğinden korktu ve evde kaldığı her dakika onun için dayanılamaz bir hal almaya başlamıştı…

Neyse ki kocasını -her gün sarıldığından biraz daha fazla- sımsıkı sarıp, yanağına özlem dolu bir öpücük kondurup uğurladı…

Uğurladıktan sonra pencerenin önüne geçip arabasına binişini izledi ve o andan sonra gözyaşlarıyla yapayalnız kaldı…

Bir on dakikalık gecikme haricinde her şey tamda planladığı gibi gitmişti.

Onu artık kimse rahatsız edemeyecekti. Beklenmedik bir kapı çalması bile olmayacaktı; çünkü sigortaları bile kapatmıştı.

Ölüme ve sonsuzluğa giderken de ritüelleri terk etmemişti Zübeyde.

Kendince bu intihar; daha önce hiç yapılmamış ve denenmiş bir tören havasında geçecek bir vedaydı.

Ölüm sonrası için hesaplaşmak ve af dilemek için yazılmış onlarca mektup vardı elinde.

Öyle şeyler yazmıştı ki ardından sahte gözyaşları akıtan olamayacaktı.

Zübeyde o kişilerin mektuplarını okuduktan sonra, cesedine yaklaşacak cesaretlerini kıracağıdan çok ama çok emindi…

Ölüme giderken ancak bu kadar dürüst ve apaçık yüzleşilebilirdi…

Yıllarca sözleriyle onu tokatlayan çevresine, ölümüyle cevap verme niyetindeydi genç kadın…

Planlı,programlı ve sonsuzluğa göçerken geride kalanlara tüm mesajlarını veren bir festival havansında olacaktı bu ‘ölüm’.

Anne olamayışının ve kocasına bir evlat veremeyişinin acısına, birde herkesin soruları eklenince hayat dayanılmaz hale gelmişti genç kadın için…

Çok sevdiği kocasının ‘Baba’ olamamasındaki tek engelin kendisi olduğunu düşündüğü an,o uzun Perşembe gecesi, uykusuz gözlerinin şahitliğinde ölümü tercih etti Zübeyde.

Ancak kocası o ölürse başka biriyle evlenip, belki çocuk sahibi olabilirdi…

Buruk bir kadın yüreği bunu terk edip gittiği kocasına ancak bu kadar güzel anlatabilirdi:

Kocacım. Sevdiğim ilk ve son adam. Bugün ölüyorum. Çok uzun zamandır planladığım bir şeydi bu. Bize o sorular soruldukça ‘Yüzünün paramparça bir üzgünlükteki hale gelmesine’ ve en yakın arkadaşlarının çocuklarının büyümesini izlerken ki ‘çaresizliğine’ dayanamaz hale gelmiştim.

Ve bir gece ; senin baba olma mutluluğunun (ki bu başka bir kadınla yapılacak çocukla kazanılacak bir mutluluk olsa bile) , benim ölümümden doğacak geçici acıdan daha büyük bir duygu olduğunu hissettiğim an ölmeyi tercih ettim. Beni affet melek yüzlüm…

Beni unut kocacım. Seni ,senin mutluluğun için terk ediyorum. Bir kadınla mutlaka evlen ve çocuğun olsun…İlk başlarda zor gelecek ama beni unutacaksın. bunu biliyorum.Senden son isteğim,vasiyetim ve hatta ölümü seçişimin de sebebi bu… Aman ha ! kızın falan olursa benim adımı koyma…bu durum orada beni çok rahatsız eder. Sadece doğum günlerimde yanıma gel…Seni seviyorum…Beni affet…’

Bu acı mektubu yazmasına sebep olan akrabalarına çok sitemliydi genç kadın. Evlendikleri 4. aydan itibaren ‘Çocuk düşünmüyor musunuz’ sorularını ; cevabını bildikleri halde diretmelerinin hesabını mektuplarında sordu…

Teyzesine ,halasına,kuzenlerine ortak yazdığı mektubu okurken kocasından gizlice aldığı ve bu ölüm törenin ön uyuşma ve katalizör malzemesini yani ‘votkasının’ yarısını bitirmişti bile…Onlara yazdığı satırları okurken de ağlıyordu ve o mısraları okuyordu tekrar bağıra bağıra: ‘Çocuğumuzun olmayacağını bildiğiniz halde ‘Neden’,’Niçin’ sürekli sordunuz. Üzgün iki suretin ‘Şimdilik düşünmüyoruz’ ve ‘Daha Erken’ hazır cevabını duymak ‘Nerenizi Okşuyordu’ yada ‘Ne Kazandırıyordu’ size…

Durumun tedavi olunamayacak kadar vahim olduğunu bildiğiniz halde ‘Neden sürekli bize tanıdığınız ve bir zamanlar sınıf arkadaşınız olan doktorların isimlerini söyleyip hava attınız…’

Her defasında susmamıza rağmen neden direttiniz aynı paslanmış havayı atmak için…

Sizin evimize gelip bizlere konuk olduğunuz ve bu soruları sorduğunuz her o lanet olası akşamlarda, siz gidene kadar biz ‘mutlu çift’ oyunu oynadık…

Kapı kapandığında da mutluluğumuzu çaresiz bir mutsuzluğa dönüştüren ‘bu acı kaderle’ uyumayı ve uyanmayı sürdürdük.

Siz bize sordukça biz daha mutsuz olduk. Siz bize sordukça birbirimizi daha çok sevip daha çok ayrıldık…

Siz sordukça ben kocamı daha çok sevdim. Ama ölümü de bu kadar rahat seçtim. Şimdi ölüyorum. Sakın arkamdan saçmalayıp bana sormayın tabutum başında o soruyu: ‘Neden’ öldün…’

Kadın yavaş yavaş ölüme yaklaştığını hissetmeye başladı. Bir şişe votkasını neredeyse bitirmişti.

Sıra asıl kısımdaydı. Votkayı ve ilaçları sakladığı dolaptan, gazeteye sargılı ilaç kutusunu almak için duvarlara tutunup yalpalaya yalpalaya yürüyerek gidebildi…

Yazdığı tüm mektupları kanepenin üzerine koydu.

Çok sarhoştu. Ancak böyle bir ruh haliyle 20 tane hapı ayna anda içip ölebilecekti.

Dolaptan aldığı kutu ile yatak odasına geldi…

Yatak odasında intihar etme fikrini; ölüme gitmesine sebep olan ‘çocuk sahibi olamama’ sıkıntısının, o odada gerçekleşemeyen bir kadın-erkek çiftleşmesinin tam anlamıyla olamamasından sebep – kendine göre ilginç ve tam intiharlık/dibe vurmuş psikolojiyle- bir duygu haline bürünmüş intikamla seçti.

Genç kadın; genç ve güzel bedeniyle ölüme hazırdı. Gazete sarılı kutuyu açtı. İlaçları tek tek çıkartıp elinde biriktirdi. Onları yutup ölmeye hazırdı. Tam ilaçları yutup ölüme gideceği o an hiçte hesapta olmayan bir şey onu durdurdu…

Kutunun sarılı olduğu gazetede gözbebeklerine bir tesadüfle değen ve okuduğunda kendisininkine benzer olduğu için ilgiyle ve sonuna kadar takip ettiği ve aslında çok daha hazin bir ‘kader’e tanık olunca ölümden vazgeçip, hayata tutundu…

O mektupları hemen çöpe attı…O gazete parçasını hiçbir zaman atmadı ve hayatında yeni planlar yapmaya başladı; ölmeye hazırlanırken ki gibi.

Onu ölümden vazgeçiren gazetenin küçük haberinde Hazan’ın ve kocasının hazin sonundan bahsediyordu.

Hazan ve kocasının çocukları olmamıştı. Hazan’ın kocasının yakınları ; herhangi bir tedaviye yanaşmadan, insafsızca ve omuzlarındaki cehaletleriyle birlikte kusurlu olarak, -sırf kadın olduğu için- Hazan’ı görüp onu suçlu ilan ettiler ve kocasına yeni biriyle evlendirip, kadınık gururuna yenik düşen Hazan’ın aşağılanmış duygusu içinde ölümüne / intiharına sebep olmuşlardı.

Yeni bir kadınla evlenip ‘yine çocuğu olmayan’ ve Hazan’ın bir şekilde ölümüne sebep olan ve hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacak o utanmış adamın/ Hazan’ın kocasının intiharını anlatan bir gazete haberiydi o, Zübeyde’nin gözbebeklerinin ağına takılan…

Hazan ve kocasının ölümle/intiharla biten acı sonu Zübeyde’ye ikinci bir hayat şansı verirken, kocasına da kimsesizler evinden evlatlık edindikleri küçük kızın babası olma mutluluğunu yaşatmıştı…

Zübeyde kocasına hiçbir zaman intihar girişimden bahsetmedi.

Bu sebepledir ki; kocası da yıllarca Zübeyde’nin reddettiği ‘evlatlık edinme’ teklifine nasıl bir anda kabul ettiğini ve o kızın isminin ‘Hazan’ olmasındaki ısrarını anlayamacaktı…

Can Kuş

14 Temmuz 2011- Öykülemeler

 

Bir Hazan Hikaye” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir