Bol Naneli Mevsim Salata

mevsimsalata

 

Ne yalan söyleyim teesüf ettim çok
Bir selam bırakmamışsın giderken
O kadarcıkta mı hatırım yok
Ucuz silgi kullanmışsın silerken

Bak şimdi izleri kalacak
Bembeyaz sayfanda aşkımızın
Başka enstrümanlar çalınacak
Anlamı bozulacak şarkımızın

Ama önemi var mı, yok tabi
Demli bir çay içer keyfime bakarım
Artık karışacak halin yok dimi
Beyazları renklilerle yıkarım

Geceleri canım birşey isterse
Bol naneli mevsim salata yaparım
Evde sirke mi bitmiş heyhat
Sorun yok bende limon sıkarım…

 Oktay Makar

Çanakkale Şehitlerine Şiiri / Mehmet Akif Ersoy

mehmet-akif-ersoy-hüsran

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Bir Atalay Demirci Yazısı

atalay_demirci_final_performansi_11_mart_2013_h716

 

Televizyon izlememekle övünen bir kişi olduğumu sizlere daha önce bahsetmiştim. Spor yorumcusu olmama rağmen spor programlarını dahi katiyen izlemem. Takımı izler ona göre yorum yaparım.

Buna rağmen son zamanlarda yolum hep yeteneksizsiniz yarışmasıyla çakışır oldu. Farkında olmadan bu yarışmada boy göstermiş, finale kalmış iki kişiyle karşılaşma imkânını elde ettim. Teki gözleri görmemesine rağmen gönül gözünü açan ilk dönem finalistlerinden; Bilal Göregen, diğeri ise son yarışmanın galibi Atalay Demirci.

Bilal Göregen gibi Atalay Demirci’yi de yine bir toplantı sonrası tanıdım. Toplantımız bittikten sonra ayrılmayın güzel bir sürpriz sizleri bekliyor demişlerdi bizlere. Gerçekten de Atalay Demirci’yi izlemek hoş bir sürpriz olmuştu. Öyle keyif almıştım ki, istemeyerek gittiğim programına tekrar katılmayı arzu etmiştim.

Gün geldi birlikte izlediğim arkadaşım Atalay Demirci’nin Yetenek Sizsiniz yarışma programına katıldığını söyledi. İlk duyduğumda Atalay Demirci isminin yarışmada yer aldığından çok hoşnut olmadığım kesin. Çünkü medya tarafından takip edilmese de, biz kendisini tanıyorduk ya. Bizim için medyada boy gösteren ünlü isimlerden hiç farkı yoktu.

Programın tamamını internetten takip ettim. Benim favorim olduğu ve gönülden takip ettiğim gerçekti ancak orada ünlü birinin yarıştığını düşündüğümden çok hoşnut olduğumu söyleyemem.

Heyecanlı bir giriş yapmasından olsa gerek ilk hayırı aldı, velev ki diğer jüri üyelerinden kazara bir hayır daha almış olsaydı, onu kimsenin tanımamış olmasından dolayı çok üzülürdüm. Kendisinin yarıştığı tüm programları kaçırmadım, gideceğim programları ve toplantıları ya iptal ettim ya da onun için kaçtım. Sevmediğim televizyonun karşısına geçmekten yine onun sayesinde büyük mutluluk duydum.

Atalay Demirci; Gerek kişilik, gerek efendilik gerekse de sempatikliği ile o gönüllerimizin zaten birincisi olmuştur. Oyun sonlarında sırtını dönmeyerek sahneyi terk etmesi de onun kişiliğini gözler önüne seriyor. Halkın ona göstermiş olduğu teveccühü tamamıyla hak ettiğine inanıyorum.

Son sözüm onu hep birileriyle kıyaslamaya çalışanlara olacak. Biz toplum olarak ölçülü sevmeyi bir türlü öğrenemedik. Yetenek gördüğümüz bir ismi ya tamamen göklere çıkarıp onu şımartarak kaybettik ya da daha yeteneklerini sergilemesine izin vermeden tüm hayatını bir çırpıda silip attık. Kimleri bu yolda telef etmedik ki..

Kıyaslama gayreti içerisinde olanların kendilerini de her hangi bir kıstas içerisine sokmalarını öneriyorum.

Söylemeden geçemeyeceğim, onun için finalde attığım sms sayısını ay sonu faturada öğreneceğim. Başarıların daim olsun Atalay ağabey.

 

Ahmet Sadi

 

 

İbrahim Sadri / Çileler

k_yilmaz_buktel_ybuktel1246

 

Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
Gözlerimin nasıl sev dediğini
Sensiz bu dünyanın batması gerektiğini
Hor görsende garibi
Bir teselli vermeni ben istedim
Bahtıma takılan bir karaçalı gibi
Gönlümü tozduman bıraktığımı
Bağrımdaki ateşi yakıp gittiğin günden beri
Batıyor gönlümde bir akşam güneşi

Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
Ben yazdım sevrek ayrılalım
Ben yazdım
Cennet gözlüm ben yazdım
Ben sabahsız gecelerin kucağında bir çilekeş
Gönlüme vazgeç demişim
Vazgeçmemiş bu aşktan
Kabahat seni sevende biliyorum
Elimde bir kandil dolanıyorum
Eğer aşka bir ceza verebilseydim
Onun da benim gibi sevmesini isterdim

Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
Bunca yıl habersiz yaşadım seninle
Hep seninle yaşadım öldü deselerde
Aşkından öldüğümü bilmesende
Belki biraz üzülüp kim desende
Gel gör şu halimi bir teselli ver
Sevenler mesud olmaz derlerdi inanmazdım
Şimdi mesud değilim bilseydim bağlanmazdım
Biliyorum ben eski halimle daha mesuddum
Dediğin gibi olsun hadi severek ayrılalım
Ama otur son kez masaya göğsümüzü yumruklayalım.

Bitmedi mi bitmedi mi çekilen işkence?
Volkan misali tüten parçalanan gönlümle
Ekilen biçilmezken kısacık ömrümüzde
Değer verdiklerimiz gülerken halimize
Hangi gaye
Hangi amaç
hangi ümit yaşatır?
Katmerlenmiş çilelere
Hangi vücut dayansın?

Kına Türküsü

Bu kına benim anne,
Yarına yokum evde
Koklayıp öpüşünü,seyredip gülüşünü
Sımsıcak sarışını helal eder misin

Bu kızın gelin anne
Yarına gurbet elde
Saçımı örüşünü,eve geç dönüşümü
Koynunda yatışımı helal eder misin

Bükersen boynunu darılırım anne
Ardımsıra gözyaşı dökme sakın camda
Bir yanımı alıp gitsem,öbür yanım hep sende
Ak sütünü helal eder misin anne…

 Oktay makar

 

 

Görünmeyen Yetenek

or6wt1

 

Neredeyse hiç televizyon izlemeyen birisi olarak kendimle gurur duyuyorum. Öyle geceleri soluk soluğa izlediğim dizilerim yok benim veya her hafta yeni bölümü gelsin diye beklediğim programlarım olmadı hiç. Hiç takip edemedim milyonların izlediği dizileri ve bu konuda caka satamadım izleyemenlere. Televizyonu sadece futbol karşılaşmaları için sevdim, futbol programları izlemediğim halde.

İlk defa televizyon izlemediğim için pişmanlık hissettim. Bilal Göregen ismini tanımayanınız yoktur herhalde, maalesef onu tanımayanlar sınıfında bende yer almaktaydım. Yeteneksizsiniz yarışmasında salonu şenlendirmiş, bunun üzerine finale kadar yükselmiş ve ondaki yeteneği hemen herkes fark edebilmiş. Buraya kadar şanssız olduğum doğrudur ama benim şansım onunla tanışıp karşılıklı yemek yiyerek değişti.

Pırıl pırıl parlayan bu genç doğuştan gelen görme engeliyle hepimizden çok daha zor şartlarda merhaba demiş hayata.  Yazar arkadaşlarımla buluşup sohbet ettiğimiz bir akşam onur misafirimiz olarak yer aldı. Kendisiyle bire bir tanışma imkanım oldu. Mutlu, kendisiyle barışık ve bir o kadarda samimi bu genç, gözleri gördüğü halde mutlu olamayan ve mutsuzluk arayan bizlere ders verdi.

Şu ana kadar NLP ve kişisel gelişim üzerine bir çok kitap okudum ama hiç biri o bir saat içerisinde Bilal Göregen’in bana öğrettiği dersi veremedi. Tam karşısında hayretle izledim kendisini çoğu kimsede bulamayacağınız samimiyeti sergiledi bizlere.

En çok şaşırdığım nokta ise yaradanını iyi tanıyıp ona gönül bağlaması oldu. Ezan okudu, ilahiler söyledi ve sürekli Allah’a hamd etti. O söyledi ben ağladım, o samimiyetle söylemeye devam etti, ben samimiyetsiz olduğumu anladım.

Bedensel eksikliklerini, ruhunu doyurarak aşmış hayata hep gülümsemiş. Ayrıca bu genç yaşta gönlü Allah ile dolmuş ve onun sevgili kullarını kendisine önder eylemiş.

Bedenin bir ömrünün olduğunu, ruhunun ise ölümsüz olduğunu keşfetmiş, bir çok gözü açığın gönlünü karartmasını anlayamadan. Her halinden şekva eden, mutlu olamayan ve gününü gün etme derdine düşmüş gençlerimize ibretle abide gibi durmuş.

İmkan olsa tüm ülkeyi gezdirip gençlere örnek olmasını sağlamak gerekirdi. Hak yolunu görebilmek herkese nasip olmaz, Gözlerinin gördüğünü zannedip gönlü kör olanların kulakları çınlasın.

 

Ahmet Sadi

Kime Ne Derim Ben

love___by_LimpidD

Ah o gülmeler
Şimdi dündeler
Söz hakkı gözyaşında
Telaşlı tüm cümleler

Bugün geceden kara
Bugün gönlümde yara
Yarın da bugün gibi
Başım düşecek dara

Acaba unutur muyum
Kalbimi uyutur muyum
Herhangi bir sebeple
Gönlümü avutur muyum

Ya çıkmazsan aklımdan
Gözümden yanağımdan
Dupduru bir şelale
Ya akıp kaybolursan

Kime ne derim ben
Yemin ederimki sen
Bir gün gelirim desen
Bir ömür beklerim ben…

 Oktay Makar

7.4 Şiddetinde Aşk

706312_385627718190545_1154992085_o

Candı önemli olan, önemli olan hayata, bu fani dünyaya bir elle, bir parmakla, pamuk ipliğinin bir lifi ile de olsa tutunmaktı. Ölüme gecikmekti istenen. Yaşamın tatlarını, lezzetlerini sürdürmekti. O an istenen, bu büyük afetten bir şekilde kurtulmaktı.

 

Ama sarsıntı devam ediyordu!

 

Şu anda iki sevgili aynı yerdeydi. Belki farklı mahallede ama her ikisi de yığınlar altındaydı. Karanlıktaydı iki sevgili, ışıksız, oksijensiz, tozlu ortamda. Cansızdı iki sevgili, acımasız, vefasız dünyada. Bahtsızdı iki sevgili, engelsiz, rayına oturmuş evlilik yolunda. Ama âşıktı iki sevgili, sonsuz, ebedi boyutta. Sadece bu sevgililer değildi yığınlar altında. Ruhu ebede göç eden Nusret ve Gülseren, kendilerini tensel olarak ayrı bırakan eşyalara inat yüzlerinde gülümseme ile kavuşmuşlardı manen.

 

(Sayfa 208 – 210)

Halit Yılmaz

 

7.4 Şiddetinde Aşk

706312_385627718190545_1154992085_o

Aramızda bir şeyler var,

Sen durgunsun,

Ben durgun.

Senin tenin yanıyor,

Değmesem de ısıtıyor,

Gözlerimiz kaçışıyor,

Bakışlarımız ele veriyor,

Düşünüyoruz öylece…

Belki de aynı hayali kuruyoruz,

İlgisiz konularda gezsek de gülümseyerek.

Birlikte olmak yetiyor ikimize…

Bak sana diyorum;

Aramızda bir şeyler var

Biliyorum…”

 

Merhaba ey güzel ruhlu insan merhaba… Merhaba ey arzuhalimin kâtibi merhaba… Merhaba ey sevgi kelebeğim merhaba… Merhaba ey vuslat türküm merhaba… Merhaba ey içimdeki ateşin koru merhaba… Merhaba kozasında gizli ipek böceğim merhaba… Her diriliş yeni bir hayattır, her hayat binlerce ciltlik fasikül, fasikülün her sayfası birbirinden değerli anı… Ufkuma yelken ucundan görünerek girip beni almaya gelen teknenin kaptanısın. Hoş geldin yalnızlığımı sürdürdüğüm adanın çöl kumunu andıran kumsalına. Değil sadece baharı, dört mevsimimi dolduracak sevinçteyim, hazanı bahar yapan senle…

Sen, sana göre sensin yüzde yüz ama bana göre kimsin acaba? Sırla kaplı, açılmayı bekleyen bir kutunun içinde duran meçhul hediye…

Duygu seli ile cebelleşmeli mi, yoksa “su yolunu bulur” deyip akışına mı bırakmalı? Bu da bulmacadaki soldan sağa 8. soru olarak kaldı aklımda. Ey güzel, gel bu nokta noktalarla boş kalan alanı da doldur:

Ben sana……………………

 

(Sayfa 128 – 129)

Halit Yılmaz

 

 

 

Kuş Beyinli Yazarlar

images

Sevgili okuyucu, köşe yazarları ne iş yapar hiç düşündün mü?  Kendilerini halktan üstün gören bu isimlerin, bu zor mesleği ne karşılığında yaptığı hakkında bir fikrin var mı? Türkiye standartlarında aklınıza gelmeyecek kadar yüksek meblağlar alarak, toplumun kanayan yaralarına değinen bu elit takımın evlerinden dışarıya adım atmadıklarını, çalıştıkları gazetenin girişini bile bilmediklerini sanırım hatırlatmaya gerek yok. Yani bizlerin arasına girmeden bizim duygumuzu ifade edebilme kabiliyetine sahiptir bu insanlar. O yüzden üstündürler. Ah birde fikir beyan ederken gerçeği tuttursalar.

Metrobüse binmeden ulaşım hakkında yorum yapan, ekmeğin ücreti hakkında hiçbir fikri olmayan ve ekmek parası türküsünü söyleyen bu zatı muhteremler bazen okuyucuya da  “Bu adamlar nerede yaşıyor?” imajını istemeden verebiliyorlardır.

Halktan bu denli uzaklar diye kötüleyip, yaptıkları işi küçümseyen bir yaklaşım içerisinde olduğum düşünülmesin. Öyle bir lükse sahipte hissetmiyorum kendimi. Tezatlarla yaşamaya alışkın olduğumuz için anlam kutumda kavrama problemi yaşıyorum sadece. Ancak alınan ücret ile yapılan iş arasında uçurumlar olduğu da ayrı bir gerçek.

Aralarında öyle isimler var ki; okuduğunuzda sizi sizden alır, başka diyarlarda seyre dalarsınız. Onlar bu işin üstadı olmuşlardır artık. Bu isimlere tezat olarak otuz kelimede yazıyı tamamlamayı başaran ve yazmak için yazan zihniyetleri aynı kefeye koymamız kesinlikle düşünülemez. Öyle ya salatalık ile mango aynı poşete konup tartıda ölçülmez. Nitelikleri ve şekilleri farklıdır. Asıl takıldığımız nokta Salatalığa Mango fiyatı biçenlerde. Cacık için malzeme olacak sebzeye büyük bir fiyat biçtiğin zaman artık onu yoğurtla kullanamazsın.

Bu zatların en büyük koruması ve kalkanı ideolojileri olmuştur. Siyasi yazarları takip edin, ne dedikleri çok anlaşılmasa da Edebi yazarlardan daha çok rağbet görmüşlerdir. İdeolojileri sayesinde kimisi putlaştırılmış, kimisi köşe yazarlığını sağa sola sövmek olarak algılamış, kimisi de konuşturabildiği yazma yeteneği sayesinde çok sayıda hayran kitlesine ulaşabilmiştir.

Yazdıkları ile topluma yön verebilme gücüne sahip bu isimler, geçmiş zamanlarda kâh darbe girişimlerinin temelini oluşturmuş, kâh hükümetin yıkımını sağlamış, kâh işi gücü yumurta atmak olmuş. Dikkat edin üzerilerine gidildiği zaman soluğu “Basın Özgürlüğünde” almışlardır.  Onlar basın mensubudur sizle bizle yüz göz olmazlar…

Evet değerli okuyucu gelelim çerezin içindeki fıstıkları ayıklamaya. Dikkat edin, bu çok yetenekli insanlar, kuşlar gibi özgürce hareket edebilmektedirler. Sapana taş koyup onlara fırlatmak yerine âcizane bir yazar olarak bende kendimi o kuş sürüsünün içerisine koymak istedim. Madem kuşlar gibi özgürler bizde onları kuşlar kategorisine alabiliriz.

“Dikkat edin –Okuduktan sonra hak vereceksiniz- yazarlar veya kendini yazar sananlar ile kuşlar arasında çokça benzerlikler bulunmakta. Lakin kimsenin kalbini kırmak gibi bir düşüncemiz yok, söz meclisten dışarı diyerek, konu ve konukların tamamen hayal ürünü olduğunu özellikle belirtmekte fayda görüyorum. Alimallah kendini “Karga cinsinden yazar” gören birisine “Akbaba Cinsi” olduğunu hatırlatmak gibi bir üstünlüğe sahip değiliz. Dedim ya, bu bir eğlence yazısı..”

Değerli okuyucu yazarlar, kuşlar kadar özgürdür bununla beraber ancak kuş kadar kafası vardır ya da bazıları için kuş beyinli yazarlar diyebiliriz.

Hazır mısın? Başlayalım o zaman;

Saka kuşu türü yazarlar: Kuş âleminin en naif varlıklarından Saka kuşu, kendi isimleriyle anılan bir yazar grubunu da içinde barındırır. Bu yazar tiplerinin varlıklarından pek bir kimsenin haberdar olmadığı açıktır. Küçük çaplı gazetelerde yazan yazar tipleridir bunlar. İmkân verilse Şahin gibi süzülürler ancak çapları belli olduğundan her hangi bir mesafe kat edemezler. Ekmek derdindedirler onlar, oradan oraya zıplayabilirler ancak dikkat çekmeleri çoğu zaman mümkün olmaz. Kendimi bu kategoriye koyuyorum.

Muhabbet kuşu şekilli yazarlar: Bu zatı muhteremlerin sesleri dinleyiciye hoş gelir, sözleri ve dilleri süslü olup etliye sütlüye karışmayan tipleridir. Görünüşleri ve yazıları ile kendince bir alıcıları vardır. Süslü kafesi içerisinde kendince bir hayat sürerler. Onlar ve onları ilgiyle izleyenler hallerinden gayet memnundurlar. Asil yazarlardır, insanlarla ilişkileri gayet iyidir. Dış dünyayla ve diğer cinsleriyle hiçbir alakaları yoktur.

Papağan tipi yazarlar:  Kategori içerisinde özellikle unutulmaması gereken yazar türleridir. Ekmek yedikleri zihniyetin ötüşünü sergilerler. Dışları allı pullu süslü gözükse de beyinden noksan yaratıldıkları için tekrardan başka bir şeye yaramazlar. Tüm mesaisi sahibinin dediklerini tekrar etmekle geçer. Uç desen uçamaz, bir kelime de sen söyle desen sesi çıkmaz. tek güvendiği sahibidir. Dili döndüğünce sahibinin dediklerini tekrar ile geçer zamanları. Hayranları çoktur, büyük olduklarından kendilerini bulunmaz hissedebilirler.

Kartal cinsi yazarlar: Konuya direk giren ortam ve koşula bağlı olmaksızın bildiğini savunan ve bu uğurda mücadele eden yazar tipleridir. Savaşçı tipte olup tüm hedefini avına yöneltir. Marjinal gazetelerde daha yaygın görülen bu cins, karnını doyurmak üzere yol, yöntem, kaide ve kural tanımaz. Hedefe bir kere yönlendiklerinde korkusuzca sonuna kadar ilerlerler.

Karga cinsi yazarlar: Her sabah kahvaltılık bir şey bulsak ta karnımızı doyursak edasıyla yaklaşır güne, bunların sesleri itici olup, kovalasan da gitmeyen, ölse de kurtulsak diye düşündüğün ama ölmeyeceği hakkında kanaat getirdiğin yazar tipleridir. Yaşlı güruhu çoğunlukta olup kazara ölebilenler kahraman olarak anılır.

Akbaba cinsi yazarlar: Yazar ve kuş âleminin baronlarıdır. Bu yazar tipleri medya dünyasında herkesin korktuğu, görünce uzaklaştığı ve yiyeceğini direk ona yönlendirdiği kökleşmiş yazarlarıdır. Özel leş yiyici bu tür, bir atraksiyon yaşansa da karnımız doysa mantığıyla olaya yaklaşırlar. Birisi ölse karnımızı doyursak derdindedirler. Rahattan ve huzurdan hoşlanmadıkları gibi sükûnet halinde dahi ısıtıp ısıtıp aynı konuyu işlemeye bayılırlar. Sayıları az olup husumetle kardeştirler.

Bu arada yukarıda verdiğim salatalık ve mango’dan yola çıkarak bir başka seferde yazarlarla sebzeler arasında bağ kurmaya çalışacağım. Şimdilik selametle kalın..

 

Ahmet Sadi