Küçüktüm

atessu-ve-ask

Küçüktüm…

Çıtır çıtır kestaneler sobanın üstünde, patatesler sobanın ciğerinde közlenirken etrafına doluşurduk kardeşlerimle birlikte. Toplardı babaannem bizi, sonra da başlardı ‘’Bir varmış, bir yokmuş’’ dan, uz gittiğimiz derelere tepelere uzanan bin bir gece masallarına.

Her gece için yalnızca bir masal hakkımız vardı. Masal dinlenir, kestaneler yenilir ve ‘’ilk önce kim yatağına girecek?’’ yarışı başlardı. Sütlerimizi getirirdi annem sonra. İçine bir miktar da bal katardı. Oysa ben sütü hep sek severdim. Babaannem ise ballı sütü içersem eğer ‘’Bal Kız’’ olacağımı söylerdi. Tıpkı masallardaki gibi. Sırf o beni ‘’Bal Kızım’’diyerek sevsin diye içerdim o ballı sütü.

Nihayet uyku vaktimiz gelir, babaannem yanı başımızı oturup tek tek başımızı okşar, ‘’Haydi kuzucuklar, dua vakti.’’ derdi.

Küçüktüm, küçüktük…

Toplasan en fazla iki cevizin sığabileceği kadardı avuçlarımız. Ama dualarımıza tüm samimiyetimizi sığdırabileceğimiz kadar da kocaman bir yüreğimiz vardı.

Küçüktüm, küçüktük…

Ellerimiz iki cevizin sığabileceği kadardı, ama çocuk saflığında kocaman bir yüreğimiz vardı.

Babaannem, bize her işimize besmele ile başlamamızı öğütlerdi hep. Öyle yapınca her şeyin ayrı bir bereketi olurmuş. Hayatım boyunca bu öğüde sadık kalmaya çalıştım.

Sadece ilk defa hayatımda bir şeye besmelesiz başladım. Belki de bu yüzden seni sevmelere doyamadım.

‘’Zararın neresinden dönülse kârdır,’’ derler.

‘’Niyet ettim seni Allah için sevmeye’’ desem, ömrünü ömrüme katar mısın?

Gel, bu sevmelere birlikte çekelim besmelemizi.

 #Eylül

#31102014

Bazen

74301e3cc57355eaf584d6a61515c58b_1336950893

Bazen, bazenler bitmek bilmez.

Keşkeler hücum eder üzerine birden bire.

Boğulursun…

Sıkılırsın…

Yağmur yüklü bulutlar çullanır üzerine, bir heyula gibi.

Yağsın dersin üzerime,

Tüm yıllanmış umutlar.

Fırtınalara aldırış etmezsin bile.

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin sadece.

Sessizce…

Terk-i diyar eylemek istersin bazen.

Dudaklarında  bir Nâzım bestesiyle birlikte…

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Martı seslerinin dalga seslerine,

Rüzgar uğultularının insan çığlıklarına karıştığı sahil boyunu adımlarsın.

Arkana bile bakmadan.

Bazen, olur ki bir Ceyhun Yılmaz cümlesine şahit olur dudakların.

“ Ne renk olursa olsun gözlerin,

Ben seni deniz kenarı gibi sevdim. ‘’ dersin.

Deyiverirsin…

Bazen, tüm sevdiklerinin aslında hiç hayatına girmemiş olmayı dilersin.

Sanki sen olmasaydın, onlar çok daha mutlu olacaklarmış gibi gelir.

Halbuki, bilmezsin.

Bilemezsin….

Senin yokluğunun onlara nasıl bir ıstırap verebileceğini,

Tahmin dahi edemezsin.

Sadece olmamış olmayı dilersin.

Elinden gelen budur yalnızca çünkü.

Dar görüşler,

Sığ düşünceler.

Bazen…

Çok sevdiğin, değer verdiğin birisi olur hani.

“ Güneşi kaldır at, onu koy yerine.

İşte benim küçük dünyamın ışığı odur. ‘’ dersin.

Biri çıkıp gelir sonra dünya ve güneşin tam ortasında, merkeze.

Işığını kesiverir.

Nefesin kesilir.

Bazen, sırf o mutlu olsun diye yaşarsın.

Bazense onu ilk gördüğün gün için kendine kızarsın.

O ilk gördüğün an, aklından çıkmak bilmez.

Her gün keşke dersin..

Keşke hiç doğmasaydım.

Keşke onu hiç tanımamış olsaydım.

Bazen…

Dudaklarının arasında ömrünü tüketirken son sigaran,

Çekiverirsin dumanını içine.

Ciğerlerinin ta dibine dibine.

Sonra bir de gelmişine geçmişine…

Bazen…

Onsuz geçen yıllarına dönüp bakıverirsin.

Bardağın kenarındaki dudak izi hâlâ taptazedir mesela.

Ya da dudaklarının arasında saklı o bir damla değivermiştir peçetesine.

Onu dahi saklamışsındır belkide.

Kim bilir?

Bazen, sadece ağlamak istersin, onu sana hatırlatan şarkıları dinlerken.

Sadece dinlemek ve ağlamak.

Susarsın.

Zaten konuşsan da ne fayda.

Lügatler bile anlamsızken…

Bazen,

Yakıp parçalamak, yok etmek istersin tüm anılarını.

Ondan kalmışları.

Yarımlıklarını.

Kırılmışlıklarını.

Parçalanmışlıklarını.

Belki bir deniz yolculuğu sırasında,

Kim bilir?

Bazen içinden geldiği gibi doyasıya küfür etmek istersin ona.

Kırılmışlıklarınla, parçalanmışlıklarını avuçlarının arasına terk edip gittiği için belkide.

Kim bilir?

Gözlerini unutamamışsındır hani.

Dün gibi tazedir yüreğinde o bakışlar.

Seni başkalarına terk ettiği için belkide küfür etmek istersin ona.

Seni başkasının hayallerine,

Başkasının sevgisine,

Başkasının aşkına,

Başkasının umutlarına terk ettiği için.

Kim bilir?

Hiç kimse…

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin.

Dudaklarında ömrünün son demlerini yaşayan sigaran…

İki dudak arası boşluktan fısıltıyla çıkan bir Nâzım bestesiyle birlikte.

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Dur bekle!

Yol uzun.

Çıkar ayakkabılarını, al eline.

Bırak, dalgalar götürsün seni,

Ayak izlerinin götürdüğü yere.

 #Eylül

#BenŞarkımıSöylerken31102008

 

 

Tunus

 

 

Tunisia_photos_tunis_sidi_bou_said (39)

 

Tunis Air

Açılışı özellikle Tunis Air ile yapmak istiyorum. Gerek yurt içi gerekse yurt dışı olmak üzere birçok kez uçak yolculuğunu tercih ettim. Şu zamana kadar böyle bir uçak yolculuğuna şahit olmadım, olacağımı da zannetmiyorum. Tunus’a gitmek isteyenler gerçek anlamda macera arıyorlarsa mutlaka gidiş gelişlerinde TunisAir’i tercih etmeliler. Gözünüzde canlandırmak için 80’ler de kullanılan Mercedes 302’nin uçan versiyonunu düşünmenizi öneririm, buna asık suratlı hostesleri, bağrışma ve gürültüyü, ara ara hostesler tarafından satılan sigaranın kokusunu ekleyin. Evet Tunis Air böyle bir yolculuğu size vadediyor.

Üçlü sıramıza oturan iki bayanın bizim koltuklarımıza çökmesi ve yerlerinden kalkmak istemeyişlerini ilk başta hayretle karşılasak ta bizdeki sabır kuvveti ağır gelerek ablaları koltuğumuzdan kaldırmasını bildik. Koltuk numaraları bizdeki kadar ehemmiyetli değil. Şehirler arası taşıtlarda koltuk numarasının verilmediğini daha sonra yaşayarak tasdik edecektik.

Bir başka ilginçlikte uçağın kalkışında tüm ışıkların kapatılmasıydı. Diğer havayollarında sunulan hatta bizim şehirlerarası otobüslerimizde bulunan kişiye özgü çok amaçlı ekran şöyle dursun, uçak içerisinde harita veya yüksekliği bildiren herhangi bir ekrana rastlamadık. Sanırım beklentimiz çok yüksekti. Tunus Air ile ilgili koca bir makale daha yazabilirim ancak komiğime giden bir başka husustan bahsedip konuyu kapatmak istiyorum. Sallaya sallaya ve sert indirilen uçağın, yolcular tarafından büyük bir coşkuyla alkışlanması çok tuhaftı. Ama sonraları böyle bir teneke yığının iyi ya da kötü uçurularak sonuçta sağ salim indirilmesini düşündüğüme alkışı hak ettiğine inandım.

Tunis

Tunus’a gece yarısı ayak bastık. Tüm taksicilerin tarafıma göstermiş olduğu ilgi o kadar büyüktü ki bir an kendimi ünlü bir sanatçı olarak hissettim. Adeta herkes imza almak için birbiriyle yarışıyordu ya da bu konuyla alakalı burada ifade edemeyeceğim aklıma daha kötü örnekler gelmiyor değil. İlk bindiğim taksinin onlarca Dinar istediğini belirten el işaretlerini görünce hemen inip on dinara anlaştığım taksiye bindim.

Tunis merkezi tipik bir Fransız ekolü. Ülkenin Fransızlar tarafından sömürülmesine o denli alışmışlar ki Fransa denilince herkesin gözlerinde bir ışıltıya rastlayabiliyorsunuz. Ayrıca en varoş görünümlü taksici dahi Fransızcayı çok iyi derecede konuşabiliyor. Şehrin göbeğinde yer alan saat kulesi ve Paris ekolü Habib Bourgiba caddesi ışıl ışıl. Çevresinde kafeler ve ünlü mağazalarıyla kesinlikle Tunis’te ilk görülecek mekandır. Aynı cadde üzerinde yer alan Türk Restoranı her ne kadar bizim yemekler olsa da içinde kullanılan baharatlar ve yağ ile bizim damak tadımızdan çok uzak. Büyük bir porsiyon döner söyleyip yemeden kalkmış birisi olarak bunları söylüyorum.

Damak tadı olarak bu ülke bizde kullanılmayan baharat çeşitleri ile –ki özellikle sert kokusuyla Safran- bizim damak tadımızdan çok uzakta. Benim gibi yerel tatlardan hoşlanmayanlar aç kalmamak için mutlaka yanlarında sandviç veya konserve tarzı bir şeyler götürmeliler.

Bu kentin Madina’sı, Tramvayı ve Zeytuna cami yine görülesi gerekir. Vakit bulup Bardo müzesini gezemedim ancak gideceklerin bu kentte mutlaka uğraması gereken yerlerden.

 Hammamet

Tunus turizme gözünü açmış bir ülke. Bunun en büyük örneğini sahil kenti Hammamet’te görüyoruz. Eski hammamet Old, Yeni hamamet’te Jasmin olarak adlandırılmış. Old Hammamet, İçinde Osmanlı kalesi ve eteğinde Madina diye adlandırılan çarşılarıyla tarih kokuyor. Madina hemen her şehirde bulunan içerisinde küçük dükkanları barındıran bir nevi kapalı çarşı esnafı gibi. Satıcıları sıcak, candan ve çok uyanık. Özellikle Barbaros Hayrettin sayesinde neredeyse tüm Tunus Osmanlı aşığı. Aşık olmasının bir diğer sebebi de neredeyse herkesin izlediği Türk dizileri. Muhteşem Yüzyıl ve Kurtlar Vadisi buranın en büyük ekolü.

Jasmin Hammamet, sonradan hatta çok kısa bir süre içerisinde yapılmış oteller kasabası. İçerisinde çok sayıda beş yıldızlı oteller ve tertemiz yürüme alanıyla sahili görülmeye değer. Burada yapılacak kısa bir Fayton veya Deve turu gezinize renk katabilir.

Jasmin Hammamet’in de sonradan yapılmış bir Madina’sı var. Büyük bir eğlence parkı bu kasabanın tam göbeğinde yer alıyor. Özellikle Barbarosse diye adlandırılan kapalı alanda küçük tekne turu Haçlıların Tunuslulara yaptıkları zulmü ve Osmanlı Askerlerinin onları kurtarmasını mükkemmel bir şekilde gözler önüne seriyor. Bir Türk olarak başka bir kıtada mehter marşını duyup ülkenizden övgüyle söz edilmesi ve bunu gelen tüm turistlere sergilemeleri gurur veriyor. Haliyle bu sergilekleri vefa örneği, Osmanlı’nın onların kalbinde kurduğu tahtın sembolü.

Sidi Bou Said

Öyle bir yer düşünün masmavi bir deniz, tamamı beyaz, sadece kapı ve pencereleri mavi olan ve insana huzur veren iki katlı evler işte burası Sidi Bou Said. Turistik küçücük bir kasabada Cafe de Nattes’in Kahvesi ve tarihi mekanı, Cafe De Delices’in manzarası yukarıdaki fotoğrafın çekildiği mükemmel manzarası bu kasabada mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Önemli:

–          Pazarlık bu ülkenin olmazsa olmazı, Teklif edilen rakamın inanın onda birine istediğinizi alabilirsiniz. Yeter ki sabırlı olun ve gerekirse dükkânı terk edin, o yanınıza gelecektir.

–          Ülkede taksimetre havaalanı haricinde açıktır. Taksi aşırı ucuz olduğundan tüm şehri taksi ile dolaşmanızı tavsiye ederim.

–          Şehirler arası terminalde aldığınız bilette numaraların bulunmaması araçların yaklaşık on beş dakika hareket etmeleri ve itiş kakış sonucu darp izleriyle otobüse binmeniz gayet doğal. Tavsiyem pazarlık yaparak özel araçlarla şehirlerarası gezmeniz.

–          Tam bir Polis devleti. Herhangi bir yerli canınızı sıkmaya kalkarsa polise gideceğinizi söyleyin. Herkes polisten çok korkar.

–          Ülkede yerel para çıkışı yasak. Yani Türkiye’ye Tunus Dinarı getirmeniz imkansız. Onun için alışveriş veya dövizle paranızı çevirin aksi halde el koyabilirler.

 

 

Ağlamıyorum Gözüme Biraz Sensizlik Kaçtı Sadece

308-Umut

Bir parkta,

Yarım bıraktığın yanımı yudumlarken,

Tam da ellerim tuza bulanmışken, yazıyorum bu satırları.

Günlerden Eylül…

Mevsim sonbahar.

Sahi,

Biz yazı bilir miydik ki?

Bugün buraya, son vedamı yapmak için geldim sana.

Ellerim soğuk.

Titriyorum.

Kibrit kutusundan bir kibrit çaktım.

Üşüyorum.

Titreyen parmaklarım 7 yılın sayfalarını karıştırıyor şimdi..

Yüzümde yılların bıraktığı yorgunluk izleri.

Dudaklarımda acı bir tebessüm.

Üşüyorum…

Yüreğim buz kesmiş.

Kaç kat sevda giydirmeli bu cana?

Kaç kat aşka sarmalı?

Hadi,

Vakit geç oldu.

Bir an önce bitsin şu veda merasimi.

Tutuştururken yaprakları birer birer,

Rüzgar savururken küllerini,

Ben üşüyorum.

Mutlu yıllar diye mırıldanıyorken dudaklarım,

Yıldızlar bir bir sönüyor.

Gece, karanlığına hapsediyor ruhumu.

Hadi,

Vakit geç oldu.

Bir an önce bitsin şu veda merasimi.

Bir kibrit daha çaktım.

Parmaklarım her bir yılın izlerini taşıyan satırlarda geziniyor şimdi.

Elimde değil.

Ellerim titriyor hala.

Dur, bekle!

Birkaç yudum daha alayım sensizlikten.

Acelemiz mi var?

Birer birer tutuşuyor sayfalar.

Gece, hiç olmadığı kadar puslu bu gün.

Ay bile alevlerin dansından utanıyor.

Sisli gecenin koynuna gizliyor kendini.

Bir yudum daha şimdi…

Mutlu yıllar…

Mutlu yıllar sol yanım.

Her bir sayfa film şeridi gibi gözlerimin önünde yeniden canlanıyor.

Ne buldum bak.

En sevdiğim şarkıyı gitar eşliğinde mırıldanırken ki resmin.

Arkasında ilk defa aynı masaya oturduğumuz tarih.

İlk defa gözlerini bu denli yakından gördüğüm.

Dudak izlerini kendine hapseden bardağı yarım bıraktığın gün.

Hadi,

Vakit geç oldu.

Birkaç yudum daha.

Sayfalar azalıyor.

Şimdiyse senin dudaklarından akan birkaç damla vişne suyunu,

Benimse yanaklarımdan akan birkaç damla gözyaşını sahiplenen peçeteler geçti elime.

Bir kibrit daha çaktım.

Üşüyorum.

Ellerim titrerken,

Peçeteyi ateşe veriyorum.

Hava soğuk.

Günlerden Eylül.

Mevsim sonbahar.

21 Temmuz…

14 Ağustos…

31 Ekim…

16 Haziran…

19 Eylül…

Günler akıp geçiyor gözlerimin önünden.

Anılar yeniden canlanıyor gözlerimin önünde ahlaksızca!

Savrulurken küller gecenin ayazında,

Birkaç yudum daha alıyorum sensizliğinden.

Neredeyse bitmek üzere.

7 yılı sığdırmışız bu sayfalara, kolay mı?

Dur, bekle.

Neredeyse bitmek üzere.

Acelemiz mi var?

Koşmaya gerek var mı ki,

Ölüm bir gün bizi bu kapının eşiğinde beklemeyecek mi?

Bırak,

Gecenin ayazında tadını çıkaralım savrulan küllerin.

Neredeyse bitmek üzere bu veda merasimi.

İşte!

Son yaprak da karıştı rüzgara..

Huzur içinde uyu,

Eğer huzurun kaldıysa.

Vakit tamam.

Müsaade et,

Savururken rüzgar anılarımızın son küllerini,

İzin ver de toparlanayım.

Dur,

Yan cebime iliştireyim şöyle kırıklarımı.

Arka cebim de boştu sanırım,

Yarımlarımı da oraya sıkıştırayım.

Yolcu yolunda gerek demişler.

İyiyim ben.

Yo, ağlamıyorum.

Gözüme biraz sensizlik kaçtı sadece.

Haydi,

Bitsin artık bu veda merasimi.

Mutlu yıllar.

Mutlu yıllar sevgilim…

Haydi,

Şimdi bizim için bir şarkı çal.

Tamamlayamadım bu hikâyenin sonunu.

Al,

Sende kalsın dudak izlerine mahkum son anı.

Aklım, yüreğim ve ruhum…

Ben parçalanmışlıklarımla doydum.

 

#Eylül

#21092014

 

Pekala

137

Cayacak değilim sözümden
Yeterince mert bu kalp, senden ala
Sana verilecek hesabım yok
Gururluyum, başım dik ne ala

Sevdiysek delikanlı gibi
Toz kondurmadık özümüze
Geldiysek kalmayı bildik
Laf kondurmadık sözümüze
Gidiyor musun hala, pekala…

Kapı orada, yol orada
Bir dakikada yolu yarıla
İster ışınlan ister dört nala
Sana kalmış, daha fazla durma da.

Oktay Makar