Şimdi Sen..

11453111MZ

Bugün mevsimlerden kış,

Günlerden karlı bir sensizlik.

Pencere camına çarpıp eriyen kar tanelerini sayıyorum öylece.

Ne çok sen var,

Ne çok ben,

Ne çok biz.

Böyle eriyip gittik işte bizde, çarçabuk.

Sanki çok acelemiz varmış gibi.

Oysa büyük ve karanlık bir bilinmezlikten öte nereye gidebilirdik ki?

Bir birbieimize acele edemedik zaten.

Hava soğuk mu soğuk.

Bildiğin gibi değil buralar.

Üşüyorum.

Kat kat yorganlara sarılıyorum,

Isınamıyorum bir türlü.

Boğazlarım şiş,

Yutkunamıyorum.

Soğuktan değil,

Sen takılıp duruyor sürekli boğazıma.

” Şimdi sen… ” diye başlayan her cümle boğazımı sıkıyor.

Günlerden karlı bir sensizlik.

Çok kar var buralarda.

Bildiğin gibi değil.

Sen gittin gideli çok kar yağdı buralara.

Üşüyorum, öyle böyle değil.

Kat kat yorganlara sarılıyorum ama,

Bilirsin, etmiyor senin kolların.

Sahi, sen nasılsın?

Üşüyor musun sende benim gibi?

Çok karlar yağdı mı senin de üzerine?

Bu aralar verilen selaların ardı arkası kesilmiyor burada.

Görsen, kulaklarımı tıkayıp yatağıma kaçıyor,

Sen diye düşlediğim yorganlara sığınıyorum hemen.

Ama bilirsin,

Etmiyor senin kolların.

Günlerden karlı bir sensizlik.

Penceremin camından oraya buraya uçuşan kar tanelerini seyrediyorum.

Hiçbiri birbirine kavuşmuyor.

Kavuşanlar da birbirlerine karışıp, eriyip gidiyorlar.

Hava soğuk bugün.

Sen gittiğin gün boş kalan avuç içlerim kadar.

Gökyüzü bembeyaz,

Gözlerini yumarken, yüzünün kesildiği renk kadar beyaz.

Hoşçakal demeden önce güneşli günlerimiz vardı bizim.

En son güneşli günümüzde, ” Çay koy da, yüreklerimizle birlikte demlensin, ” demiştin bana.

Sen beyazlara düştün düşeli sabah akşam su ekleyip duruyorum.

Nerdesin?

Çaydanlığın sesi kulaklarımı,

Yokluğun yüreğimi tırmalar oldu.

Nerdesin?

Bardaklarımız yarım,

Şiirlerimiz yarım,

Şarkılarımız yarım,

Ben yarım…

Nerdesin ömür yarım?

Şimdi sen…

 Eylül

Küçüktüm

atessu-ve-ask

Küçüktüm…

Çıtır çıtır kestaneler sobanın üstünde, patatesler sobanın ciğerinde közlenirken etrafına doluşurduk kardeşlerimle birlikte. Toplardı babaannem bizi, sonra da başlardı ‘’Bir varmış, bir yokmuş’’ dan, uz gittiğimiz derelere tepelere uzanan bin bir gece masallarına.

Her gece için yalnızca bir masal hakkımız vardı. Masal dinlenir, kestaneler yenilir ve ‘’ilk önce kim yatağına girecek?’’ yarışı başlardı. Sütlerimizi getirirdi annem sonra. İçine bir miktar da bal katardı. Oysa ben sütü hep sek severdim. Babaannem ise ballı sütü içersem eğer ‘’Bal Kız’’ olacağımı söylerdi. Tıpkı masallardaki gibi. Sırf o beni ‘’Bal Kızım’’diyerek sevsin diye içerdim o ballı sütü.

Nihayet uyku vaktimiz gelir, babaannem yanı başımızı oturup tek tek başımızı okşar, ‘’Haydi kuzucuklar, dua vakti.’’ derdi.

Küçüktüm, küçüktük…

Toplasan en fazla iki cevizin sığabileceği kadardı avuçlarımız. Ama dualarımıza tüm samimiyetimizi sığdırabileceğimiz kadar da kocaman bir yüreğimiz vardı.

Küçüktüm, küçüktük…

Ellerimiz iki cevizin sığabileceği kadardı, ama çocuk saflığında kocaman bir yüreğimiz vardı.

Babaannem, bize her işimize besmele ile başlamamızı öğütlerdi hep. Öyle yapınca her şeyin ayrı bir bereketi olurmuş. Hayatım boyunca bu öğüde sadık kalmaya çalıştım.

Sadece ilk defa hayatımda bir şeye besmelesiz başladım. Belki de bu yüzden seni sevmelere doyamadım.

‘’Zararın neresinden dönülse kârdır,’’ derler.

‘’Niyet ettim seni Allah için sevmeye’’ desem, ömrünü ömrüme katar mısın?

Gel, bu sevmelere birlikte çekelim besmelemizi.

 #Eylül

#31102014

Bazen

74301e3cc57355eaf584d6a61515c58b_1336950893

Bazen, bazenler bitmek bilmez.

Keşkeler hücum eder üzerine birden bire.

Boğulursun…

Sıkılırsın…

Yağmur yüklü bulutlar çullanır üzerine, bir heyula gibi.

Yağsın dersin üzerime,

Tüm yıllanmış umutlar.

Fırtınalara aldırış etmezsin bile.

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin sadece.

Sessizce…

Terk-i diyar eylemek istersin bazen.

Dudaklarında  bir Nâzım bestesiyle birlikte…

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Martı seslerinin dalga seslerine,

Rüzgar uğultularının insan çığlıklarına karıştığı sahil boyunu adımlarsın.

Arkana bile bakmadan.

Bazen, olur ki bir Ceyhun Yılmaz cümlesine şahit olur dudakların.

“ Ne renk olursa olsun gözlerin,

Ben seni deniz kenarı gibi sevdim. ‘’ dersin.

Deyiverirsin…

Bazen, tüm sevdiklerinin aslında hiç hayatına girmemiş olmayı dilersin.

Sanki sen olmasaydın, onlar çok daha mutlu olacaklarmış gibi gelir.

Halbuki, bilmezsin.

Bilemezsin….

Senin yokluğunun onlara nasıl bir ıstırap verebileceğini,

Tahmin dahi edemezsin.

Sadece olmamış olmayı dilersin.

Elinden gelen budur yalnızca çünkü.

Dar görüşler,

Sığ düşünceler.

Bazen…

Çok sevdiğin, değer verdiğin birisi olur hani.

“ Güneşi kaldır at, onu koy yerine.

İşte benim küçük dünyamın ışığı odur. ‘’ dersin.

Biri çıkıp gelir sonra dünya ve güneşin tam ortasında, merkeze.

Işığını kesiverir.

Nefesin kesilir.

Bazen, sırf o mutlu olsun diye yaşarsın.

Bazense onu ilk gördüğün gün için kendine kızarsın.

O ilk gördüğün an, aklından çıkmak bilmez.

Her gün keşke dersin..

Keşke hiç doğmasaydım.

Keşke onu hiç tanımamış olsaydım.

Bazen…

Dudaklarının arasında ömrünü tüketirken son sigaran,

Çekiverirsin dumanını içine.

Ciğerlerinin ta dibine dibine.

Sonra bir de gelmişine geçmişine…

Bazen…

Onsuz geçen yıllarına dönüp bakıverirsin.

Bardağın kenarındaki dudak izi hâlâ taptazedir mesela.

Ya da dudaklarının arasında saklı o bir damla değivermiştir peçetesine.

Onu dahi saklamışsındır belkide.

Kim bilir?

Bazen, sadece ağlamak istersin, onu sana hatırlatan şarkıları dinlerken.

Sadece dinlemek ve ağlamak.

Susarsın.

Zaten konuşsan da ne fayda.

Lügatler bile anlamsızken…

Bazen,

Yakıp parçalamak, yok etmek istersin tüm anılarını.

Ondan kalmışları.

Yarımlıklarını.

Kırılmışlıklarını.

Parçalanmışlıklarını.

Belki bir deniz yolculuğu sırasında,

Kim bilir?

Bazen içinden geldiği gibi doyasıya küfür etmek istersin ona.

Kırılmışlıklarınla, parçalanmışlıklarını avuçlarının arasına terk edip gittiği için belkide.

Kim bilir?

Gözlerini unutamamışsındır hani.

Dün gibi tazedir yüreğinde o bakışlar.

Seni başkalarına terk ettiği için belkide küfür etmek istersin ona.

Seni başkasının hayallerine,

Başkasının sevgisine,

Başkasının aşkına,

Başkasının umutlarına terk ettiği için.

Kim bilir?

Hiç kimse…

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin.

Dudaklarında ömrünün son demlerini yaşayan sigaran…

İki dudak arası boşluktan fısıltıyla çıkan bir Nâzım bestesiyle birlikte.

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Dur bekle!

Yol uzun.

Çıkar ayakkabılarını, al eline.

Bırak, dalgalar götürsün seni,

Ayak izlerinin götürdüğü yere.

 #Eylül

#BenŞarkımıSöylerken31102008

 

 

Ağlamıyorum Gözüme Biraz Sensizlik Kaçtı Sadece

308-Umut

Bir parkta,

Yarım bıraktığın yanımı yudumlarken,

Tam da ellerim tuza bulanmışken, yazıyorum bu satırları.

Günlerden Eylül…

Mevsim sonbahar.

Sahi,

Biz yazı bilir miydik ki?

Bugün buraya, son vedamı yapmak için geldim sana.

Ellerim soğuk.

Titriyorum.

Kibrit kutusundan bir kibrit çaktım.

Üşüyorum.

Titreyen parmaklarım 7 yılın sayfalarını karıştırıyor şimdi..

Yüzümde yılların bıraktığı yorgunluk izleri.

Dudaklarımda acı bir tebessüm.

Üşüyorum…

Yüreğim buz kesmiş.

Kaç kat sevda giydirmeli bu cana?

Kaç kat aşka sarmalı?

Hadi,

Vakit geç oldu.

Bir an önce bitsin şu veda merasimi.

Tutuştururken yaprakları birer birer,

Rüzgar savururken küllerini,

Ben üşüyorum.

Mutlu yıllar diye mırıldanıyorken dudaklarım,

Yıldızlar bir bir sönüyor.

Gece, karanlığına hapsediyor ruhumu.

Hadi,

Vakit geç oldu.

Bir an önce bitsin şu veda merasimi.

Bir kibrit daha çaktım.

Parmaklarım her bir yılın izlerini taşıyan satırlarda geziniyor şimdi.

Elimde değil.

Ellerim titriyor hala.

Dur, bekle!

Birkaç yudum daha alayım sensizlikten.

Acelemiz mi var?

Birer birer tutuşuyor sayfalar.

Gece, hiç olmadığı kadar puslu bu gün.

Ay bile alevlerin dansından utanıyor.

Sisli gecenin koynuna gizliyor kendini.

Bir yudum daha şimdi…

Mutlu yıllar…

Mutlu yıllar sol yanım.

Her bir sayfa film şeridi gibi gözlerimin önünde yeniden canlanıyor.

Ne buldum bak.

En sevdiğim şarkıyı gitar eşliğinde mırıldanırken ki resmin.

Arkasında ilk defa aynı masaya oturduğumuz tarih.

İlk defa gözlerini bu denli yakından gördüğüm.

Dudak izlerini kendine hapseden bardağı yarım bıraktığın gün.

Hadi,

Vakit geç oldu.

Birkaç yudum daha.

Sayfalar azalıyor.

Şimdiyse senin dudaklarından akan birkaç damla vişne suyunu,

Benimse yanaklarımdan akan birkaç damla gözyaşını sahiplenen peçeteler geçti elime.

Bir kibrit daha çaktım.

Üşüyorum.

Ellerim titrerken,

Peçeteyi ateşe veriyorum.

Hava soğuk.

Günlerden Eylül.

Mevsim sonbahar.

21 Temmuz…

14 Ağustos…

31 Ekim…

16 Haziran…

19 Eylül…

Günler akıp geçiyor gözlerimin önünden.

Anılar yeniden canlanıyor gözlerimin önünde ahlaksızca!

Savrulurken küller gecenin ayazında,

Birkaç yudum daha alıyorum sensizliğinden.

Neredeyse bitmek üzere.

7 yılı sığdırmışız bu sayfalara, kolay mı?

Dur, bekle.

Neredeyse bitmek üzere.

Acelemiz mi var?

Koşmaya gerek var mı ki,

Ölüm bir gün bizi bu kapının eşiğinde beklemeyecek mi?

Bırak,

Gecenin ayazında tadını çıkaralım savrulan küllerin.

Neredeyse bitmek üzere bu veda merasimi.

İşte!

Son yaprak da karıştı rüzgara..

Huzur içinde uyu,

Eğer huzurun kaldıysa.

Vakit tamam.

Müsaade et,

Savururken rüzgar anılarımızın son küllerini,

İzin ver de toparlanayım.

Dur,

Yan cebime iliştireyim şöyle kırıklarımı.

Arka cebim de boştu sanırım,

Yarımlarımı da oraya sıkıştırayım.

Yolcu yolunda gerek demişler.

İyiyim ben.

Yo, ağlamıyorum.

Gözüme biraz sensizlik kaçtı sadece.

Haydi,

Bitsin artık bu veda merasimi.

Mutlu yıllar.

Mutlu yıllar sevgilim…

Haydi,

Şimdi bizim için bir şarkı çal.

Tamamlayamadım bu hikâyenin sonunu.

Al,

Sende kalsın dudak izlerine mahkum son anı.

Aklım, yüreğim ve ruhum…

Ben parçalanmışlıklarımla doydum.

 

#Eylül

#21092014