Ak/lanmış Aşk

 
Yüzünde belirmiş ve ben seni sevdiğimden bu yana yer etmiş,
cennet çiçeği kokmuş yanakların.
 
Her masalın içinde yer alan o güzel kız…
 
Ben bir ömür hüküm giymişim senin sevdana
ve
Adem’in Havva’ya dertlenildiğinden bu yana
insan bedenine en çok yakışan bedelmiş yüzün.
 
Tüm hüzünlere karşı kuşatılmış bütün zamanlar;
içinde umutsuzluk ve mutsuzluk bulunan
soğuk ve gri renkli duvarlar yakılıp yıkılacak,
yerlerine gözlerinin renginde çiçekler filizlendirecek toprak.
 
Gerçeğe uzak yada yakın bütün ihtimaller uzaklaştırılacak
ve
yalnız yüzündeki gerçeğe tapılacak.
 
Ruhum aşkla nacak, aklım aklanacak, gözlerindeki çiçekli bahçemde…
 
 
Mesut Dursun(mda)

Mavi

 
 
Ne zaman yalnız kalsam, aklıma uçsuz bucaksız bir deniz gelir,masmavi kesilir her yer. Mavi bir derinlikte kaybolur,hüzünlü bir şehir ,tüm kayıplarıyla beraber.Bilmediğim ve daha önce hiç görmediğim bir gemicinin zihninde temizlenir bütün düşlerim.

Suyun üstündeki bir tahta parçası kadar özgürdür,içimdeki tutsak sevinçlerim.

Bu gibi zamanlarda, hepsini serbest bırakırım , sevinirim…

Ama kısa sürer nedense bu kendimi sevindirmem çünkü;

gözlerimi tekrar açana kadardır,mutlu olma kabiliyetimi sınama zamanım.

Gerçek; gergindir ve yüzümü, ruhumu gerer.Hiç bir şeye, hiç kimsenin yardımına ihtiyacım yokmuş gibi

kandırırım kendimi, yalan tüm gerçekçiliğiyle ınandırmıştır kendine beni.

Hep böyle yaşamak, böyle yaşıyacakmış gibi zannetmek, korkutucudur bazen.Birinin eksikliğini devamlı tabiata şikayet etmek, bir yüzün tamlamasında bir hayat boyu eksilmek, tedirgin ediyor bazen beni. Bunun için ,şehirde, genelde tenha sessizliklerde karşılaştığım, yaşlı insanların, o kırışmış yüzlerine dikkatlice bakarım. Yitik ve ezik çocukluklarını gizlerler herkeslerden.Hayat denilen kavramın sadistliğini, acımasızlığını,acıya doyumsuzluğunu görürüm o yüzlerde…

Bazen sohbet etmeye çalışırım onlarla, hem böylece daha yakından bakma fırsatım olur,göz kapakları ağırlaşmış yüzlere.

Yitik çocukluk sevinçlerinden ışıklar gizlidir bazılarında, cılız, zayıf ışıklar.

Hep birilerini bekleme zamanlarında zayıflaşmış ömürleri, nede olsa zaman ,oldukça cömerttir birini beklediğinde.Kendini senin için harcar,istemediğin, ummadığın kadar zamanın vardır. birini beklediğinde.

Oysa sevgili, sen benim olmanı istiyeceğim her yerdesin. Gizlediğim sırlarda, henüz kabuk bağlanmamış yara içlerinde, daha hiç bir sevgiliye okunmamış o kutsal paragraflarda ve/ veya

gözümü kapattığımda, uçsuz bucaksız bir mavide, yada görmek istediğim bir renkte…

Çocukluğumdan kalan ve biriktirdiğim ufak mutlulukları, hayat karşısında sende tümlemek istiyordum.

Yüreğimin alamıyacağım kadar büyük bir mutlulukla hepsini değişmek.Garip bir isteğimdi benim hayattan bu, içinde herşey olan tek birşey. Belki bencil bir istekti bu ve bunun için kırmıştı belkide hayat kalbimi.

Bazen bu bencilliğimi düşünüyorum ve aklıma çocukken;

gökyüzünde,çok yükseklerden, rüzgara karşı koşarak uçurttuğum uçurtmanın ipinin kopması gelir

aklıma birden.Gökyüzünden önüme düşen boş bir ip, şaşkın ve korkmuş bir çocuk yüzü özetliyordu aslında, hayat karşısında, direnememiş bir geçmişi…

Hayat bunca açığa çıkmış sırdan sonra bile, hala gizemli, cam gibi saydam ve sert bakışlarda kandırıyor herkes birbirini.

Giden her zaman suçlu değildir, bazen kalanda gitmediği için suçlu olabirilir.

Bu yüzden korkuyorum,yeni bir konaklamadan. Bir yürekte, yerleşik düzeni bozmaktan,özenle kurduğum hayelleri bozguna uğratmaktan, hiç yara izi almamış bir gözü ağlatmaktan.

Durup durup korkuyorum işte.

Hayat benim kalbimi kırmıştı sevgili! Cam gibi saydam ve kırılgandır aşkın kalbi,

bunun için yüreğimden tutarken dikkat et, elini kesmesin kalp kırığı.

Mesut Dursun(mda)

Harita

 

Diğer bütün yalanlar gibiydi aslında sana ait olan gerçeğim ve gerçeğe çok yakın asitli bir yalandı, koca bir şehri; cadde cadde, sokak sokak işgal etmiş gözlerin…

Küçük bir su birikintisiyken deniz gözlerinde, bulanık mutluluklar

taşıdım bilmediğim soğuk coğrafyalara.

Kimsesiz bir günün zalim gardiyanlığında, söylenmeye öylesine ihtiyaç bir cümlenin, çıplak ve utangaç bir anlamıydı bütün söyleyeceklerim.Tek başına sevmek suç unsuru sayılıyordu ve cezası sevmekten daha büyüktü tek gecelik hücrelerde hürriyet gibi yaşamaktı ve mecburiydi bu suçu işlemek…

Derin koylarda sallanan en ihtişamlı yeşilken gözlerin, senin hakkında ama senin bilmediklerindi anlatacaklarım hafifletici neden olarak sayılanlar.

Doğru değilse de yalan olmamıştı hiç bir zaman ve eğri büğrü yollarda ya da yabancı bir yol kenarında çok tanıdık gelen terk edilmiş bir ihtiyar yalnızlığa aitti bütün seçilmiş hikâyelerim ve bildiğim bütün hikâyelerde lüzumsuz bir kahraman oluyordum basit bir mezunun son cümlesinde yaşayan.

Yorgun bir işçi gövdesinin ekmek kavgası ciddiyetinde yaşadım, çatlamaya hazır bütün gevrek mutluluklarımı.

Eylül serinliğini çekmiş teninde, terli bir insan elinde ya da bir tebessüm karşılığında verilmek üzere sevgiliye alınmış bir çiçek renginde kalıyordu bütün gölgelerin.

Bağımsızlık savaşından henüz yeni çıkmış bir yüreğin ve ne diyeceği hakkında hiç bir fikri yokken arkasından gidenin, olası bir buluşmada söylenmek üzere hazırda bekletilmiş birkaç cümleden ibaretti saklı kalan bütün bir sevdanın hikâyesi.

Gündüz güneşle yer değiştirmiş yüzün yaşadığın şehirde, kayıtlara iklim değişikliği olarak geçiyordu gece ise ay’ın karanlık tarafına denk düşen gözlerin… Kısım kısım aydınlanan gecenin farkına varmadan.

Senden habersiz gizli sevinçler yaşıyorken yaşadığın şehir; bildiği yollarda kayboluyordu aşk, eski bir yol haritasının güvencesinde ve yine bütün sevdalar bir kaybolmakla başlıyordu aslında bir haritaya düşmüş yeşil gözlerinde…

Mesut DURSUN(mda)

 
 

Şüpheli Ölüm

 
 
Saatleri kurulmuş ayrılıkların ve
kuşatılmış tüm kavuşmalar, kavrulmuş zamanlarda.Olay yerinde bırakılmış bir ayrılığa ait

son bakışmalar ve sana kanışların sonuncusuydu bu
göz göze ağlaşmalarda
 
Şimdi;

giderken sen kendine katil süsü vermişsin
geride bir ceset bırakarak.

Ben gözlerimin içinde sakladım son halini…

Otopsimde de bulamıyacaklar şimdi seni,
Bunun içindi belkide gözlerimi kapatarak ölüşümüm nedeni.

Mesut Dursun(mda)

Cümle

 
 
 
 
Gülümseyişinde , yığınla yağmalanmış keder var!
Kendi başına bırakılmış bir pencerenin, yanlızlığına koşuyor
gözlerin…

Bahardan yüz bulmuş aşk; umut’dunu okşuyor,
nazardan,azarlanmış ve epey azalmış bir
özleyişin…

Sevmeye tam teşebbüs,müsait zamanlar kolluyor
hüzün ve hala
yar’ım tebessüm yüz’ünden yargılanıyor
aşk-a açık mahkemelerde
yüzün…

Ben unutulmuş yada bir yerde kal’mış bir türkçenin,
senli, sesli harfleriyle cümleleşirken,
Alfabeden ilk uyarıyı alıyorum;
” Bilmediğin kelimelerle oynama”

Öz’nesi, ötesi berisi sen olmuş bir tekil, yüklemi,
yükünden dolayı ağır,
bir cümle kalıyor uyarıdan geriye;
”seni seviyorum”

Tüm ‘cümle’ aleminin dikkatine…

Mesut Dursun(mda)

Tutanak

 
 
Kimi görsem yüzünde bir göz yarası, gönlünün karanlığına bırakılmış bir yüz parlaklığı.

Adın yeni bir anlamdı türkçede.Ne zaman şiir yazsam sana, içinde ne kadar gizli özne varsa hepsi deşifre edilşmiş mısralardaki buğulu bir edebiyat kaygısı…

Bütün sözler özünde kalmış aslında yani söylenecek çok söz yok özünde ve özünde tek söz bir çift göz olmuş söylenmeyen …

Öyle yüksek makamlarda çalıyordu paslı bir keyifle duyduğum herşarkı ve ben yüzüne yapılmış her şarkıya özenle vokal yapıyordum kendime…

Yüksek rakımlardan düşmüş bu aşk, bir yayla molası arasında;
üşütecek kadar yalnızdı bu zılgıt melodisi

ve özletecek Kadar çok kilometre vardı gözlerim ile yüzün arasında.

Nerdeyse araya bir şehir sığacaktı…

Tutunacak kadar gerçekçiliği vardı hala, resmi tutanaklarda bu suçun.

Sırf sen bakıyorsun diye gözüne değen iklim,
ilk kim ortak olursa bu suça onun gözünde eylül kalacaktı hep…

Mesut DURSUN (mda)

Aşk-ın Zarı

 
Başka zamanlarda kavuşmalı; terkedip bir ayrılığı

gözlerinde,başka bir ayrılığa koşmalı.

Savurulmuş pencerelerde avutulmuş

yalnızlıklar beklemeli gözlerin…

Aşk-ta solcudur bedende,

yükü sağ/ırlaşır sol/muş umutların ve

kertmesi değilmidir aşk zaten bütün yalnızlıkların?

Sıcak bir iklimdi hüzün;

iliklerime iliklediğim güzelliğin.

Şimdi, artık ben de/sen/ de yetmiyecek sana içindeki sen

ve sen Aşk-ın ince zar/ında gördüğüm tek düş/eşimdin.

 
Mesut Dursun (mda)

Açık Yara

 
Seni tam’layabilmek adına

eksiliyor ve eskiyor,her geçen gün

içinde yalnız sen olan yanlızlığım.

Küçük bir kız çocuğu yüzünde,

kaskatı kesiliyor ve kesildikçe kanıyor,

kasvetli gülümsemen.

Benim yüzünü benimsemem;

bunun içindi belkide,

teninde terkedilmiş olan açık yaralar

ya benim/se diye

Mesut Dursun (mda)

Burada Güneş Bizi Isıtmaz

 
Sen, bilmediğin bir ‘olacak’ kaygısıyla korkutuyordun kendini ve sırf bu korku yüzünden bütün kapılarını kapatmıştın aşk-a. Öylesine alıştırmıştın ki kendini bu korkuya bazen bütün hayatını etkiliyordu ve o kadar çok güveniyordun ki hastalıklı duyguna yanılmadığın sürece hep mutlu olacakmışsın gibi geliyordu sana. Karanlık bir beklentiydi oysa seninkisi, aysız bir gece gibi…

Durduğun yerde durmuyordun hiç, nasıl olsa o hep gelecek arkamdan inancıydı seni rahatlatan. Bir şehirden başka bir şehre yolculuğun bu yüzden di hep…

Bir boşluktan başka bir boşluğa kaçışın…

O derin boşlukta büyüyordu oysa sana olan eksiksiz sevgim, arkanda bıraktığın her şehir, tahammülsüz bir boşluk oluyordu ve ben o sevgisiz o derin boşluklarda senden geriye kalanları seviyordum nedense. Hayat tarafından reddedilmiş basit ve çelimsiz isteklerimi biriktiriyordum o derin boşluklarda.

Zamanla o kadar çok büyüdü ki o derin boşluklar ikimizi de içine aldı sonunda çırpınışlı bir yalnızlıkla beraber. Eksik anlatılmış bir cümlenin yâda tam anlaşılmamış bir paragrafın küskün iki satırıydık.

Böyle olmasını biz istemiştik; Sen ve Ben…

Gitmem gerekiyor buradan, bu şehirden, başka insanlar tanımak, yeni yerler görmek istiyorum diyordun hep… Bu sana iyi gelecekti öyle zannediyordun. Ben bütün bunlara ne gerek var diye düşünürken; aklıma hep hayat bize hak ettiğimiz mutluluğu vermeyecek belki de yeterince fazlasını verdi zaten demen geliyordu…

Beklide hayatın bize mutluluk vermeye ihtiyacı yoktur.

Bir kaç ay fazla çalışır biraz para biriktiririz sonra yanımıza birkaç parça yazlık elbise, aklımıza da düşlerimizi alıp tatile çıkarız. Güneye ineriz, bu mevsimde şimdi oralar daha bir güzeldir. Hem güneşte vardır orda, bu şehirde titremeye yüz tutmuş düşlerimizi ısıtırız avuçlarımızda beraber.
Eğer terk edilecekse bir şehir beraber ederiz derdim sana hep…

Ama sessiz ve acılı bir sabahı yalnız bana bırakarak terk etmiştin evimizi. Sevincimizi ve olası bir mutluluğu tek başına bırakarak…

Nasıl renk değiştirmişti gökyüzü, sanki hissetmiş gibi gidişini, haykırırcasına ve bana bir şeyler belli etme çabasında olmasını anlamıştım. O kadar çok şaşırmamıştım, alıştırmıştın çünkü bu duyguya önceden beni.

Beni en çok yoran benle yaşayan suretin..Beni en çok anlayan da o… en çok dinleyen de.Bazen o bile susuyor çaresizliğime,ağlamaklı oluyor belli belirsiz mahcup bir pişmanlıkla…

Tabiat devamlı yeni bir gün üretiyor kendinden, güneş bir doğuyor karanlık bir aydınlanıyor, sonra güneş yine batıyor, şehir ıssızlaşıyor bir an sonra ışıklanıyor yavaş yavaş, caddeler, açık dükkân vitrinleri, evler bir bir aydınlanıyor; şehrin en aydınlık yeri ise sevgililerin buluşacağı yer, gündüz gibi oluyor ortalık birden karşılıklı bakışlarda…

Ben en çok da akşamları eksiliyorum, burada.

Televizyona takılıyor gözüm bir ara, bir şair in konuk olduğu programa…
Sunucu; siz hayatı nasıl bu kadar güzel analiz etmeyi başarabiliyorsunuz? Diye soruyor, sair;’ben kime âşık olduysam, kimi derinden sevdiysem hep uzakta kaldı ya da onun uzakta bıraktığı birisi vardı’ diyor. Donup kalıyorum orda bir müddet sonra kendime geldiğimde acaba uzakta kalan benmiydim yoksa uzakta bırakılan mıydım diye soruyorum kendime ama nafile cevap yok, cevap verecek kimsede yok zaten.

Kapatıp televizyonu mutfağa gidip bir kahve yapmak istiyorum kendime, sadece ikimiz için aldığımız fincanları görüyorum, seni görüyorum sonra. Gittikçe çoğalıyorsun aklımda, her gün biraz daha fazlalaşıyorsun. Evin her tarafında sen varsın, baktığın her yer dokunduğun her şey sen oluyor aniden, karşı konulmaz güzelliğin beliriyor duvarlarda sonra.

Önceden; ne kadar çok korktuğundan bahsederdin hep yalnız kalmaktan, bunu söylerken eskide bırakılan bir çocuk yarasını hatırlar gibi yeni doğmuş nur topu gibi bir mutluluğu kundaklarmış gibi sahip çıkardın acılarına. Oysa zaman hep ölü sevinçler doğuruyordu avuçlarıma. Ben o sevinçleri biriktiriyordum gizli, kimsenin bilmediği sığınaklarda.

Senin yüzüne aşk yapışmıştı artık bu şehirde…

Hangi toprağa sürersen sür, hangi yağmur suyuyla yıkarsan yıka çıkmayacaktı. Nereye gidersen git gittiğin her şehrin en görkemli yerine çizilecekti resmi yüzünün ve herkes bilecekti yüzünde aşk sakladığını.

Sıradan bir ayrıntıydı sana olan kırgınlığım, hayatın ortasında bırakılan ve zamanın çokta üstüne düşmediği. Bazen her şey o kadar olağan ve sıradan geliyor ki kalabalığa karışıp izimi yok ettirim zannediyorum, sonra bir çocuk ağlayarak uyanıyor rüyasından aklımda, imkânsız bir şey olduğunu anlıyorum yapmaya çalıştığımın dünyanın en ciddi kalabalığı bile yalnız kalıyordu yanımda. O kadar çoktun ki aklımda…

Her şey yokluğun oluyordu baktığım, yastıktaki kimsesiz saç telleri, duvardaki gözlerin ve yaz akşamlarında balkonda bıraktığın kahkahanın soğuk yalnızlığı. Ne yana baksam yokluğun oluyordu o yer.

Acıtan, kanatan yokluğun…

Sırasını bize vermişti oysa mutlu olmanın tedirginliğini şimdi ise işgal edilmiş başka sevgililer tarafından, yağmalanmış, harap düşmüş sevinçler verilmiş kullanılmak üzere tek seferlik.

Dışarı çıkıp biraz yürümem lazım sanırım, saatlerce belki geceye kadar. Caddenin boşluğunda ilerlerken şehir kütüphanesini geçtiğimi fark ediyorum, içeri girip bir şeyler okusam iyi gelir diye içeri giriyorum ve raftan elime kütüphanenin en kalın atlasını alıyorum. Unutulmuş süsü verilen bir köşede o atlası okuyorum, okudukça çocuk oluyorum sonra büyüyorum bir tarafım çocuklukta kalıyor ama bu ziyan edilmiş sevda atlasında…

Ben hala karşı koyulmaz bir merakla seni düşünüyorum, sesine ortak olan sesi, fark ettiğin de seni gecenin, feri kaçmış gözlerini ve uyurken aklından çıkartıp yanına koyduklarını, burada bıraktığın beklentilerinin, beklenmedik bir zamanda karşına çıkıp çıkmadığını, teninde kendini keşfeden iklimi, her şeyi…

Burada güneş bizi fazla ısıtamamıştı, soğuk bir yalnızlıkla baş edememişti bu sıcak iklim ve tüm diretmelerime karşı zaman bu yalnızlığa takipsizlik kararı vermişti.

Mesut Dursun(mda)

Portre

 

Bir kitabın son paragrafındaki ana fikirdi düşüncemin orta yerinde oturan yüzün
ve hüzün darp edilmiş gündüzlerde bir harpten geriye kalan çerçevesi kırık bir hayattı.

Eski bir şehirde şuuru açık mutlulukken aşk,içinde gereğinden fazla gerçek olmayan
ve henüz kimse bilmiyordu; periyodik çetvelde aşk
hangi iki elemente denk düşüyordu doğada bulunmayan.

Mukavva mutluluk taşıyordu her kırılgan mevsim bu yol güzergahında
ve gelen her yeni bahar,bir öncekinin yerini alıyordu gözlerinde.

Gelişi güzel yaşamın ortasında yürürken, yol ortasında bırakılmış her sevinç
bir sokak ressamının beyaz sayfasındaki yüzünde,
siyah kurşun kalemiyle dönüşüyordu, tabiata aykırı bir iklime…

Mesut Dursun(mda)