Olmuyor

2

 

Olmuyor..

Hic bir sey kolay olmuyor hayatta,
Benimkisi ise hicbir zaman kolay olmuyor.
Her gun bir yuk daha binerken sirtima
Tasisam olmuyor, biraksam olmuyor…

Beyhude akittigim goz yaslari,
Senden baska da yine silen olmuyor.
Gurbet ustune gurbet, yetsin derken bu cile
Gitsem olmuyor, kalsam olmuyor…

Ne hazin bir turkuymus ayrilik
Yerin baskasiyla da asla dolmuyor.
Neye el atsam sarar yarami diye
Merhem olmuyor, derman olmuyor…

Koskoca dunyanin icinde yalniz bir ben
Durmus bu koca gezegen asla donmuyor.
Kafesler icinde kalmis kararmis bir kalp
Tutsam olmuyor, salsam olmuyor…

Ondan gayri kime meyil ettiysem
Heyhat, zalim eliyle gonul ehli olmuyor.
Sucsuz insanlar zulume maruz kalirken
Aglasam olmuyor, gulsem olmuyor…

Ahmet Sadi

(Amerika notlari)

 

 

 

Küçük Kız

13d36ae25d15840a1cb8d6d6007c1198_1343985606

 

Hiç sevemedim çocukları..
Mizacım sert, yaptığım işten olsa gerek…
Anne ve babası trafik kazasında ölmüştü.
Ufaklık onu biliyor ya da anlıyorcasına ağlıyor, ağlıyor…
Susmak bilmedi bir türlü.
Sağa sola emrettim susturun şunu diye…
Aldırış etmeden memur arkadaşların benim hakkımda düşündüklerine..

Burada işimiz bitti, cenaze sonrası işlemler tamamlanmış gitme vakti gelmişti.
Bayan memurlardan birisi elinde bez bir bebekle çıkageldi. Oyuncağı, ağlayan kızın yorgunluktan düşmüş kollarına sıkı sıkıya sardı.
Afacan Susuverdi birden, tebessüm etti peşinden.
Yetim ve öksüz kaldığından habersiz tek derdi bebeği olmuştu…
O gülünce durumun vahametinden uzaklaşıp gülüverdi herkes. Sanki olay yerinde değil de, müsamere salonundaydık.
Bir bendim mutsuz…
O küçük kız gibi hayata aldırış etmemeyi ve onun kadar mutlu olabilmeyi isterdim..

 

Ahmet Sadi

New York Gezi Notları

New-York-Times-Square

 

Başlangıç

Amerika vize konusunda çok hassas, ülkesini ziyaret etmek isteyen turistlerle bire birde görüşme yapıyor. Vize ile alakalı çok detaya girmeyeceğim ancak turist vizesine başvuruda bulunanların Amerika’ya yerleşmeyeceğine yetkilileri inandırması gerekiyor bununla birlikte çok kasılmanıza gerek yok, kendiniz olun yeter.

Vizeyi aldıktan sonra ülkeyi ziyaret edip etmemek konusunda tereddütler yaşadım. Bunun nedeni gümrükle alakalı çeşitli dedikodulara kulak asmamdı. Gümrük memurlarının çantaları hatta özel eşyaları açtıkları ve şüpheli gördüğü kişileri sorgusuz sualsiz geri iade ettikleri gibi söylentileri duymuştum. Her ne kadar sabıkasız ve güvenilir bir kişi olsam da insan çekinmeden edemiyor.

Çok net ifade edebilirim ki daha önce birçok yurtdışı gezisi yaptım – Ki bu gece Güney Afrika gezisine çıkacağım- Amerika kadar rahat bir şekilde hiçbir ülkeye girdiğimi hatırlamıyorum. Bir Afrika ülkesi olan Gana’da ülkeye girebilmek için terden sırılsıklam kalmıştım. O yüzden söylentilere aldırmayın ve rahat bir şekilde gezi planınızı düzenleyin. Memurlar güleç yüzlü ve gayet kibarlardı.

 

İlk Gün

Havaalanından 62 $ karşılığı Hollywood filmlerinden tanıdığınız sarı taksilerle Manhattan’ın herhangi bir yerine gitmeniz mümkün. Ayrıca iki çeşit metro ve çeşitli aktarmalarla da çok daha ucuza gidebilirsiniz ben bir an önce gezmek için heyecanımı yenemeyip taksiyi tercih ettim. Taksi şöförü Bangladeşli bir Müslüman, çok sıcak kanlı, çok samimi aramızda din kardeşliğinin verdiği bir bağ ile kolay kaynaştık. Giderken yolları ve gezilecek yerleri kendince tarif etti.

New York beş büyük ilçeden ibaret. Manhattan, Queens, Bronx, Brooklyn ve Staten Adası. Havaalanı Manhattan’a yaklaşık 40 – 50 dakika uzaklıkta. Manhattan’a girdiğiniz zaman gerek binalar ve gerek trafikle Bambaşka bir dünyaya adım attığınızı hissediyorsunuz. Benim ilk gün ilk durağım New York kadar Amerika’nın da simgesi sayılan Empire State Binasıydı. King Kong’un tırmandığı bu muazzam bina otelime sadece 5 dk uzaklıkta olduğu için ilk gördüğüm ve ziyaret ettiğim yer oldu.

Otelime yerleştikten sonra içinde Empire State’nin de bulunduğu Manhattan’ın en ünlü caddesi sayılan 5. Avenue (Orada Bulvarlara bu isim takılmış) Central Parka kadar yürüdüm. Google Maps’in de sayesinde çok kısa bir sürede Times Square meydanına geldim. Anlatıldığı kadar varmış. Işıl ışıl ve muhteşem. Geniş ama neredeyse kalabalıktan adım atılmıyor. Hatta Meydanın göbeğinde meşhur bir oyuncakçı var oğlum için bir hediye almak istedim aynı gün toplam birkaç saat arayla iki kere aynı oyuncakçıya girdim. Belki inanmayacaksınız ama birkaç saat içinde neredeyse oyuncakların tamamı satılmıştı.

 

Kültür ve Sosyal Yaşam

New York farklı kültürlerin bir arada huzurla yaşadığı kültür cümbüşü bir şehir. En ilginç olanı ise doğduğu, yaşadığı ve farklı ahlak kurallarını öğrenen toplumların bir arada ve iç içe bulunup herhangi bir sorun yaşamayan ilginç bir ülke olması. Yüksek sesle Kuranı Kerim dinleyen bir Hot Dog’çı (Sosisli Sandviçin Amerikancası) ve onun yanından geçen uzun sakal ve şapkasıyla tipik bir Yahudi. Ama birbirlerine karşı değil hakaret en basitinden bir bakış bile söz konusu değil. İşte Amerika bu yüzden özgürlükler ülkesi.

Her an yanınızdan Türkçe konuşarak geçen vatandaşlarımıza veya tanıştığınızda adını dahi duymadığınız bir ülkeden gelen misafirlere rastlamanız mümkün.

 

Güvenlik

İçiniz tamamen rahat etsin çünkü ülke tamamen güvenli.  Her adım başı polis ve güvenlik güçleri güler yüzle size yardım etmek için bekliyor. Güvenlik güçlerinde; “Gel birader”, “Gel! Gel, Sen! Sen! Sana diyorum…”, “Al bunu al al al” gibi tabirler buralara çok uzak.

Güvenli dedik ama güvenliğinde haliyle bir sınırı var elbet, gecenin bir saatinde Harlem’de -ki eski günlerinden eser yok- veya Bronx’ta ara sokaklardan geçmeye çalışıp zorla macera aramazsanız herhangi bir sıkıntıyla karşılaşma oranınız çok düşük.

Kaldığım bir hafta boyunca sadece bir kavgaya denk geldim ve meraklı kalabalıkla birlikte olayın nereye varacağını dikkatle izledik. İki metre civarında iki adam yaklaşık on dakika bir birlerine hakaret ettiler. Arkadaş, bu ne sabır sizde yahu, biz olsak ikinci kelimeyi kullanmaya gerek kalmadan çoktan yumruklaşırız. Araya girenlerin kavgayı / trtışmayı ayırmasıyla birlikte herhangi bir atraksiyon olmadan olay tatlıya bağlandı. Memleketimin gözünü seveyim; “Kimsin sen?” “Asıl sen kimsin?”

 

Para, para, para…

Amerika malum doların memleketi. Yalnız New York aşırı derece pahalı bir şehir. Taksinin 62$ + bahşiş olduğunu düşünüp bununla kalındığını zannetmeyin. Bu arada bahşişten bahsetmemiştik. Amerika’da taksi de içinde bulunmak kaydıyla her şeye bahşiş ödeyeceksiniz. Restaurantlar da adisyona dikkat edin bazı yerlerde %12’ye kadar bahşiş istenmektedir. Bahşiş bu şehrin vazgeçilmezi diyebilirim.

Ülkemizde doların para birimimizin neredeyse üç katı olmasının da katkısıyla yaşam inanılmaz pahalı. Gezi düzenlemeyi düşünenlere tavsiyem kalacakları süre boyunca az yemeye hazırlıklı olsunlar.

 

Yemek

Ben her gittiği yerde uluorta her şeyi yiyebilen birisi olmadığımdan ve her yurt dışı gezimde kilo kaybıyla evime döndüğümden Amerika’da da aç kalacağımı düşünüp haliyle strese girmiştim. Amerika’da aç kalarak strese girmedim ancak basit bir sandviç için on dolar para ödemek beni ziyadesiyle strese soktu. Ülkemizin meşhur simit zincirinin 5. Caddede açmış olduğu salon hemen her gün kahvaltı mekanım oldu. Dünyaca ünlü hatta belkide en ünlü otel zincirinde kalmama rağmen otelde kahvaltı diye bir şey yoktu.

Ayrıca benim gibi Helal Harama dikkat edenler köşe başlarında “Halal” yazan seyyar satıcılardan alış veriş yapabilirler. Dedim ya çok uluslu bir memleket haliyle yaşayan herkese hitap ediyor. Ben bu satıcılardan bir kere tavuk şiş aldım ama yiyemedim.

 

Ulaşım

Metro ile özellikle Manhattan olmak üzere tüm şehir örümcek ağına sarılmış. Neredeyse her köşe başında metro istasyonu bulabileceksiniz. Ancak mesai saatleri giriş çıkışlarına çok dikkat edin, bu saatler yoğunluk bizim Metrobüsler kadar kalabalık oluyor. İkinci belki de en önemli husus ise Metro güzergahları çok ama çok karışık, mutlaka duraklardaki metro haritalarına veya mağazalarda satılan metro el broşürlerine sahip olun. 468 istasyonda kaybolup gitmeniz içten bile olamaz.

Metroya haftalık 27$ gibi bir rakam ödeyerek bir hafta boyunca sınırsız kullanabiliyorsunuz üstelik bahşişte söz konusu değil. Metro istasyonları ve araçlar eski olduğu için bir an şaşkınlık yaşayabilirsiniz. İstasyona daha inerken ağır metal kokular ve son kullanma tarihi geçmiş araçlarla karşılaşmanız sıradan bir durum. Metro, New York’a yakışmamış ancak 1904 yılında kullanıma başlandığı düşünülürse şapka çıkartmamız gerekir.


timthumb.php

GEZİLECEK YERLER:

  • Little İtaly

Yan mahalledeki Çinlilerin zamanla türemesinden dolayı bu mahalle epeyce küçülmüş ancak özellikle restauratları ve Baba filminin yan karakterlerini anımsatan İtalyan garsonları ile benim New York’ta en sevdiğim yerlerden birisi oldu.

Damak tadınıza göre çeşit çeşit İtalyan Pizzaları yemek için ideal bir cadde. Ben vejetaryen pizza yedim tavsiye ederim.

  • Chinatown

Bu Çinliler nereye el atsa oranın bereketi kaçıyor kardeşim. İtalyan sokaklarında gezerken Kanal caddesinden karşıya geçince kendinizi bir anda uzak doğuda buluyorsunuz. Yerlerin temizliği bir anda değişiyor, kalabalık, kargaşa ve uğultular ile Manhattan’ı kendi memleketine çevirdiklerine şahit oluyorsunuz. Kasaplarda daha önce adını sanını bilmediğim canlı türleri ile bal veya pekmeze  batırılmış kafasının yarısı kesik ördeklere veya ona benzer bir hayvana rastlamak mümkün. Dahasını da yazabilirdim ancak gerek görmüyorum. New York’a gidenler mutlaka uğrasın görülmesi gereken bir yer.

  • Statue of Liberty / Özgürlük Heykeli

1886 yılında açılan Amerika’nın simgesi bu heykele Manhattan’ın güneyinden özel feribotla gidebilirsiniz. Ciddi güvenlik tedbirinin ardından adada bol bol vakit geçirip alışveriş yapıp, bir güzel karnınızı doyurabilirsiniz. Feribot ayrıca Amerika’ya gelen mültecilerin ilk durağı Ellis Adasına da uğruyor. Burada da güzel kareler yakalayabilirsiniz.

  • Empire State ve Rockfeller Center

Manhattan’ı kuşbakışı seyretmek için iki muhteşem gökdelen. Ben Rockfeller Center’da yer alan Top of the Rock’ı tercih ettim. Bunun sebebi Manhattan manzarasının içerisine tarihi Empire State binasını da almam oldu. Kuş bakışı New York ziyaret edenler için mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Empire State ve Rockfeller gibi betondan gökdelenlerin yapıldığı tarihlerde bizim ne tarz yapılarımız vardı bilemiyorum. Tatilimi gerçekleştirdiğim Noel haftası sebebiyle Rockfeller’in önünde meşhur Noel ağacı, buz pisti ve özel festivaller görülmeye değierdi.

  • Central Park

Bu Amerikalıların da hiç kafası çalışmıyor arkadaş. Her metre karesi binlerce dolar eden Manhattan’ın göbeğinde 340 hektarlık alanı Gökdelen, Avm veya Rezidansla değil de parkla dolduruyorlar. Hem de tamamı yapay, sonradan ağaçlandırma ve neredeyse dünyanın her yerinden bir nesne getirilerek özenle yapılmış ve çok büyük paralar harcanmış bir şekilde. İnsan buraya ne konut dikerim arkadaş demekten kendini alamıyor.

Central parka birkaç defa gittim ancak baştan sona doğru yürümeyi maalesef hiç birinde başaramadım. Amerikalıların simit açma karışımı tuzsuz kahvaltılığı “Bagel” ve kahve ile temiz havada sincapların içerisinde kahvaltı yapmak mutlaka sizinde planlarınızda olsun.

Fayton ile gezmek bu parkın en keyifli alışkanlıkları arasında. Faytoncuların üçte biri Türk ve bende Şaban isimli genç bir Faytoncu ile parkta dolaştım. Memleketli birisiyle gurbette tanışmakta ayrı bir keyifli hani.

  • Metropolitan Müzesi

Central Parkın içinde ve 5.cadde üzerinde yer alan bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. New York ta bir çok müze ziyaret ettim ama sadece bu yazıda Metropolitan Müzesinden bahsedeceğim.

İçinde Türk ürünlerinin de bulunduğu dünyanın en önemli birkaç müzesinden biri olan bu gezi alanında özellikle Eski Mısır’a ait eserler mutlaka görülmeli. Mumya tabutlarından tutun, Heykeller ve Piramitlere kadar görülmesi gereken eşsiz eserler var. Üstelik ücreti kişi başı sizin gönlünüzden ne koparsa şeklinde tamamen ne ödeyeceğiniz size bağlı. Mutlaka, mutlaka, mutlaka gidin.

  • Brooklyn Köprüsü

1883 yılında tamamlanan ve tamamlandığı zaman dünyanın en uzun asma köprüsü olan bu tarihi yapıyı yürüyerek karşıdan karşıya geçmek serbest. Geçtikten sonra Brooklyn’den Manhattan manzarası eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

 

Son Olarak

New York’a girdiğiniz anda o şok anını attıktan sonra artık sizde bir New Yorker oluyorsunuz. İster istemez bu şehrin serbestliği, özgürlüğü ve hiç uyumayan yapısı sizleri de kendine bağlıyor olacak. Hiç yabancılık hissetmeyeceksiniz çünkü şehrin neredeyse tamamı yabancılardan oluşuyor. Hayat biraz pahalı onu düşünüp planlarınızı da ona göre yapın ancak mutlaka ama mutlaka New York’a uğrayın.

 

Ahmet Sadi

Futbolda El İşi Oyası

İçerik

Pazartesi akşamı Beşiktaş ile Torku Konya karşılaşmasını izlemeye çalıştım. Çalıştım diyorum zira uğultu ve her kafadan çıkan ses futbol keyfi namına hiç bir şey vermedi bana. On dakika arayla kanallar arası zaping ile sadece skoru takip etmekle yetindim.

Bir ara çeşitli çözümler aramadı değilim. Televizyonun sesini tamamen kıstım maç ruhsuzlaştı, açtım bu kez de zehir oldu.

Eminim benim gibi televizyon başında takımının cezalı maçları seyreden hiçbir futbolsever de bu durumdan memnun değildir. Olayı cinsiyet ayrımı olarak algılamayın sakın. Ama illa da kadınlara futbolu sevdirmeye çalışmakta neyin nesi?

Adeta federasyon; ”Bakın karşılaşmada olay çıkartırsanız, taraftarlarınızı sadece bayanlardan yapar ve sizin futbol keyfinize tükürürüm diyordu” Evet karar etkili gibi görünse de ceza futbol seyircisi gerçekten için çok ama çok ağır.  

Kadınlara ve çocuklara futbolu sevdirmenin bize ne fayda sağlayacağı da ayrıca tartışılır bir konu. Futbolun bir erkek oyunu olduğuna inanıp onu olduğu gibi bırakmanın daha faydalı olacağını düşünenlerdenim. Erkeklerin meşru tek eğlencesi futbol var onu da Allah rızası için olduğu gibi bırakın.

Erkek taraftarların stadyumlarda küfürlü konuşmaları şüphesiz hiç hoş değil, peki ya kadınların kötü tezahürat yapmalarına ne diyeceksiniz? Küfür ediyor diye ceza yiyen erkeklere, küfür ettiği için ceza yiyen bayanlar eklenirse bir sonraki karşılaşmaya taraftar olarak bitkiler mi gidecek. Hadi buyurun denklem sorusuna…

Küfürsüz bir stadyum görmek ve futbolun yüzünü yumuşatmak isteyenler; kadınların, erkekleri hiçte aratmayacak derece kötü sözler sarfetmesini nasıl izliyor gerçekten merak ediyorum. Hiç utanmadan sıkılmadan aleni pankart taşıyanlar, el hareketleri vs.

Kötü tezahüratın önüne geçemeyen veya geçmek istemeyen kulüp yöneticileri bu uygulamadan umarım memnunlardır. Saf dimağları çok fazla bulandırmadan kötü söz sahibinindir kuralınca bu konuyu rafa kaldıralım.

Ayrıca kadınların stadyumda ücretsiz maç izlemesini sağlamak ideolojik ve yanlış bir karardır.  Unutulmamalı ki kadınlara pozitif/negatif ayrımcılığın yapılması yine kendilerini fazlaca rencide etmekte. Konuyla ilgili görüştüğüm ismini belirtmek istemeyen bayan taraftarlar; A.Ç. , S. E. ve X.Y eşit olmalarına rağmen bu uygulamalarla erkeklerin gerisinde kaldıkları düşünüyorlarmış.

Erkeklerin ceza olarak stadyumlara giremeyip, bayan taraftarların maçlara alınması demek, kadınların bir hususta daha erkeklerin gerisinde kaldığını vurgulayıp bayanların onurunu ve gururunu düşürmek demektir. Farzedelim, kadınların cezalı olup erkeklerin alındığı bir voleybol müsabakası erkekleri rencide etmekten öteye geçemezdi. Gerçi ben hiçbir Volaybol mücadelesine gitmezdim ama bunun konumuzla alakası yok.

Efendim, kadın taraftarlar stadyumlara gitmesin mi? Elbette ki gelmesini isterim konu iyi aydınlansın. Yalnız bunu sert uygulamalar veya ceza unsuru olarak kullanmak saçmalıktır.

Daha da irdeleyecek olursak, karşılaşma daha başlamadan aynı takım taraftarı bayanlar öncelikle oturacakları yer konusunda birbirleriyle münakaşaya giriyorlar. Gruplaşmalar veya stadyumu altın gününe çevirenler çoğunlukta.

Çoğu gelenin takımında oynayan oyuncuların adını tanıdığı da şüpheli. Evde eşine futbol izletmeyen bayanların çarşıya çıkacağımıza maça gelelim münasebeti futboldan tiksindirmiş durumda. Birbirlerini çekiştirmekte bonus.

Edilen hadsiz küfürden az önce bahsetmiştik bununla beraber küfür etmeyenlerin dizi izlemeleri, maç sonunda skordan haberdar olmamaları veya el işi yapmaları da futbolu yeteri kadar iğrençleştirmekte.

Spor programlarında kadınların kullanılmasıyla başlayan futbolu erkeklerin egemenliğinden alma çabaları, ceza olarak kadın taraftarların maça getirilmesiyle tavan yaptı. Komplo teorisi gibi görenler, spor haberlerini sunan bayan sayısına dikkat etsin. Erkeklerin televizyonda futbol üzerine yaptığı sadece kahvehane muhabbetleri.

Elbette futbolu seven, futboldan en az benim kadar anlayan kadın taraftarlar var. Sözlerime onları kastetmediğimi hatırlatarak, sürçü lisan ettiysek affola diyorum.

Son olarak, keşke Beşiktaşlı taraftarlar Galatasaray maçında olay çıkartmasaydı da adam akıllı maç izleseydik.

Sevgilerimle..

Ahmet Sadi

www.internetspor.com

Dershane Çıkmazı

kmarasli_turkiye_birincisi_dogan_basarimin_arkasinda_dershane_var_h3967

Gündemden düşmeyen dershanelerin dönüştürülmesi/kapatılması hususunda özellikle Sayın Bakan, taslağın ilk duyurulduğu andan itibaren her gün bambaşka bir yorumla çıktı vatandaşın karşısına. İlk açıklama yalanlayıcı bir şekilde resmi dilden, çok sert ve netti.

Daha sonra televizyon kanallarında gördük kendisini, bir önce yalanladığı tasarıyı farklı bir şekilde yorumladı izleyenlere. Daha sonra farklı, daha sonra farklı..

Haliyle toplumun hemen herkesimin de yanlış bilgilendirilmeler mevcut oldu. Kimse dönüşümün nasıl olacağını ve müeyyide kısmını tam anlaşılabilmiş değil. Vatandaş ne olup bittiğini anlamaya çalışırken hükümet sözcüsü ve Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, bakanlar kurulunun ardından o bildiğiniz yumuşatıcı tavrıyla içinizi serin tutunuz diyerek konuya farklı bir boyut getirdi. Var mı? yok mu? Derken Başbakan bir televizyon kanalında “Karar Alındı” şeklinde son noktayı koydu.

Sayın Başbakan açıklamalarında “Rant”, “Karşı Taraf” gibi üzücü ve olumsuz birkaç kelime kullandı. Bu terimleri, karara karşı çıkanların duruşu ve tavrı olarak algıladı herkes. Üzücüydü.

Benim bir kardeşim Afrika’da, bir kardeşim Orta Asya’da hizmet ediyor. Üçümüz arasındaki uzaklık binlerce kilometreyle ancak ifade edilebilir. İkisi de kısıtlı imkanlara rağmen tek bir sevda için yurdunu yuvasını terk etti. Ve ikisinin ortak özelliği tüm eşyalarını satmak ve tek gidişlik bir uçak bileti almak oldu.

Yurt dışında yine aynı sevda ile gidenler benzer duygu içerisine girdiler. Hatta kimisi ruhunu hakka orada teslim etti. Şimdi onların arkasından denilebilecek “Rant” sözcüğü ne derece isabetlidir bilemiyorum.

Sayın Başbakan yine aynı televizyon kanalında elinde birkaç gazete ile dershanelerin kapatılmasını savundu. Bir dönem gazete kupürleriyle partisinin kapatılmasına çalışıldığını ve bu kapatılmaya karşı Zaman gazetesinin tavrını, duruşunu ve attığı manşetleri unuttuğu gibi.

Başbakan, dershane borcu yüzünden intihar eden genci ekranlarda gösterip, dershanelerin kapatılması gerektiğini farklı bir dille savundu. Ama hiç kredi, kredi kartı veya banka borcu yüzünden intihar eden insanlardan ve bu sebeple bankaların kapatılması gerektiğinden bahsetmedi.

Halkın himmetiyle açılan kurumların yöneticileri haklarını demokratik yollardan savunduğunda adları kara propagandaya dönüştü. Kapatma veya dönüştürme taslağı çıktığından beri, eğitim kurumu sahipleri ve bu kurumları savunanlar sokakları ateşe verdiler mi? Molotof kokteyleri atıp huzuru bozmaya yöneldiler mi? Asla. Herkes medeni ölçüde demokratik itiraz etme hakkını kullandı. Saygı çerçevesinde ve üslubunu bozmadan.

Ünlü bir internet sitesi sahibi, sanal gazeteci; Neden hala kışkırtıyorsunuz diye kendince çıkışmış. Aynı soruyu ben kendisine sorayım? Başbakan bir hafta sonra, tüm haber siteleri kapatılacak diye bir karar alsa, onları yazılı basına dönüştüreceğiz deyip, bu adı geçen haber siteleri yazılı basına dönüşecek ve her biri matbaa açacak kararım kesindir tavrında eklese, aynı mı civanmert sanal gazetecinin tavrı nasıl olurdu?

Dönüşme kavramında şahsen benimde anlayamadığım ve merak içerisinde takip ettiğim birkaç soru mevcut:

Anayasa hakkında atılmış somut bir adım yokken, dershaneler hakkında köklü adım atmanın zamanı mıdır?

Bakırköy’ün merkezinde bulunan dershane, Kurtköy veya Arnavutköy’e okul şeklinde dönüştürülmeye çalışıldığında, dershane sahibi maddi olarak hüsrana uğramış olmayacak mı?

Son on bir yılda beş tane bakan değiştiren hükümetimiz her seferinde eğitim sistemini komple değiştirmiş olmadı mı? Ortalama iki yılda bir görev değiştiren Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencileri gün geçtikçe sınavla adeta bütünleştirmedi mi?

8.Sınıf öğrencisi yeğenim bu yıl sınavlar yüzünden depresyona girmiş durumda. Gerek ders takviyesi, gerekse de rehberlik yardımı sağlayan dershanelerin kaldırılması sınavla bütünleşmiş öğrencilerin geleceğini karartmış olmaz mı?

Hafta içi mezun 600 bin öğrenci sınava müzik kurslarında mı hazırlanacak?

Geri kalan soruları Zaman Gazetesi, 25 Kasım tarihinde ayrı bir ekle yayınladı.

Dip not: Sayın Bakan Avcı, son açıklamasında Etüt Merkezlerinin kapatılması ibaresinin bilgisayar programı Word’de kopyala yapıştır yaparken sisteme hatayla kaydedildiğini savundu. Gülelim mi ağlayalım mı bilemedim.

Sevgilerimle..

 

Ahmet Sadi 

www.edebiyatiklimi.com

 

 

İşte Bu Yüzden..

besiktas_galatasaray_derbi_maci_canli_izle_seyret_lig_tv_h15735

Uzun bir zamandır hiç bu kadar milletçe fikir ve görüş ayrılığına düşmemiştik. Siyasetten futbola, futboldan dini duygulara kadar her başlığın altını ayrım ve sürtüşmeyle doldurduk. İnsanlarda bir gerilim var ki sorma gitsin.

Kimisi bunu çevre dostluğu altında yine çevreye dolayısıyla devlete zarar vererek, kimisi de karşı zihniyetinde kim olursa ona karşı şiddet uygulayarak hükmediyor.

Çok ciddi taraftar kitlesi olan futbolda, ideolojilerin ve çeşitli illegal grupların gölgesi altında bu buhranın içerisine çekilmiş durumda. Önceleri Aziz Yıldırım’la başlayan futbolda ki siyasi girişim, peşi sıra gezi olaylarının bahanesiyle gemi azıya almış vaziyette.

Bu planları kuranların alkış sesleriyle dolu bir hafta sonunu daha geride bırakmış olduk. Husumet ve kargaşa yanlısı bu zihniyetin tek gayesi ise hiç şüphesiz çatışma. Nasıl ve kim tarafından oluşturulduğu çokta kimsenin umrunda değil.

Sonuç: Ülke olarak yine rezil olduk.

Futbolun mayasında bulunan hırs, mücadele ve rekabet bu sporun tüm dünyada bu denli ses getirmesinin en önemli nedenidir. Yani bazıların arayıpta bulamadığı her şey bu spor dalında zaten mevcut.

Bazı saf dimağlarda da olayların Melo ile başladığı inancı hakim. Karşılaşmayı televizyondan izleyen herkes ikinci yarı itibariyle tribünlerin karıştığı gerçeğini görmezden geliyorlar. Kırmızı kart öncesi taraftarlar kendi aralarında kavgaya çoktan girişmişti. Hatta yayıncı kuruluş uzun bir süre bu görüntüleri alenen yayınladı.

Uzun bir aradan sonra bu denli istikrarı sağlamış, dört maçından da galibiyetle ayrılmış Beşiktaş, daha üç gün öncesinden Real Madrid’ten tarihi fark yemiş rakibini on binlerce taraftarı önünde yenmek ve şampiyonluk yarışında şimdiden ezeli rakibini safdışı etmek istiyordu.

Beşiktaşlı taraftarların istedikleri ilk yarıda oldu. İkinci yarı ani bir geri dönüşle iki gol bulan Galatasaray, bazı grupların hazımsızlığından faydalanarak bu olayları provoke edenlerin bahanesi oldu. Karşı takım oyuncusu yaptığı faulden dolayı zaten kırmızı kartı aldı. Herhangi bir kart gösterilmese gösterilen tepki bir kademe anlaşılır ancak şiddete başvurmayı gerektirecek bir olay da söz konusu değildi.

Çok değil hatırlayın 16.04.2012 tarihinde oynanan ve Galatasaray’ın İnönü stadyumunda deplasmanda iki farklı üstünlüğüyle sona eren karşılaşmada da yine benzer bir olay yaşanmıştı. Sahaya elini kolunu sallayarak giren bazı taraftarlar maçın uzun bir süre durmasına sebep olmuştu.

Sadece bu olayları Beşiktaş’la ve Beşiktaş taraftarlarıyla adlandırmak tabi ki yanlış olur. Ancak Atatürk Olimpiyat stadyumundaki olaylar ne ilk, nede son olacaktır.

Eğer bu olaylarda suçlu arayacaksak, taraftarların ellerini kollarını sallayarak biletsiz bir şekilde sahaya girmesine göz yuman veya yummak zorunda kalan güvenlik güçlerinde aramalıyız.

Eline sandalye geçiren her taraftar soyunma odasının yolunu tıpkı kaleyi fethetmek üzere iman gücüyle saldıran cengâver edasıyla almaya çalıştı. Burası Muz Cumhuriyeti mi? 80.000 kişi kapasiteli stadyumda güvenliği sağlayacak ve bu hususta profesyonel insan istihdamını ayarlamak bu derece mi zor.

Hiçbir zaman anlayamadığım stadyumlardaki Özel Güvenlik görevlileri ne iş yapar? Burası alış veriş merkezi mi yahu? Yetkisiz, güçsüz kendi güvenliğini sağlamaktan bir haber insanlar kimin güvenliğini sağlayacak.

Allah korusun her hangi bir holiganın tribüne silah sokmasını kim engelleyecek?

Hükümette kendi aleyhine organize olan topluluklardan çok mu habersiz. Güldürmeyin beni..

İşte bu yüzden tribünlerdeki tel örgüyü kaldıramıyoruz ve işte bu yüzden Avrupalı sahanın dibinde herhangi bir barikat olmadan medenice takımını destekleyebiliyor.

Ve işte bu yüzden her daim başarıya ve medeniyete aç yaşayacağız.

Sevgilerimle..

www.internetspor.com

 

Edep Ya Hu!

4

Ramazan ayı ile birlikte ülkemizde yumuşama ve hoş görü hakim olmaya başlamıştı. Diren kelimesinde direnen vatandaşlar bile bu ayda insafa gelmişlerdi. Taksim’de çalışmış ve o bölgeyi iyi tanıyan ve aynı oranda çok seven birisi olarak yolum sık sık İstanbul’un bu güzide ve tarihi mekanına uğruyor.

Ramazan ayı itibariyle bu uğramaların ilkinde şaşkınlığımı gizleyemedim. Ramazan’ın kutsallığını kavrayamamış en azından kavramaya dahi adım atmamış insanların, İhsan Eliaçık örneğinde olduğu gibi geçmişte de Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı gibi piyonların gölgesinde kalarak kendilerince gösteri yapmaları son derece rahatsız edici.

Abdestsiz ve bayanlarla aynı safta, kollarını bile bağlamayı bilmeyerek namaz kıldınız, kandili simit dağıtmaktan ibaret sayıp kutsal gecelerimizi ideolojinizin pençesinde propagandaya dönüştürdünüz, Mis ve İmam Adnan sokak başta olmak üzere oruç tutmadan -ki bizzat şahidim- yer yer içkili iftar açtınız. Hatta İftardan yarım saat sonra içki masalarınızı yollara dizdiniz, Sizin düşüncenize uymayan insanları size hiçbir saldırı yokken; “Bidon Kafalı”, “Göbeğini kaşıyan adam”, “Badem iq” yada “koyun” ilan ettiniz, inanan insanların her hususi dünyasına el attınız. Gerçekten siz çok ileri gittiniz..

Bunun üzerine çoğunluk olan inanan insanlar, eylemcilerin hangi inanç, hangi düşünce ve hangi ideolojisiyle uğraştılar dersiniz. Hiç!

Hisseli harikalar kumpanyası gibi çal çal oyna bir senaryo ile inanan insanlara tahrik yapılmakta. Allah’a hamd olsun bunca provokasyona karşı sükunetle yaklaşan büyük bir çoğunluk hakim. Ülke çoğunluğunun sükûnetle yaklaşması karşı tarafı iyice deliye döndürmüş olacak ki, eylemlerinin boşa gittiğini anlayan illegal gruplar bu durumdan çok daha fazla rahatsız oldu.

Ramazan ayının ilahi gücüne rağmen bazı gereksiz cümleler de beklentileri karşılarcasına ağızdan düşüveriyor. TRT’nin iftar saatlerinde yayınlanan ramazan programında, açlığında vermiş olduğu etkiden olsa gerek Ömer Tuğrul İnançer, yiyeceğini bekleyen akbabalara istediğini vermiş oldu.

Gereksiz ve yerinde olmayan bir açıklama ile İnançer , adap ve edep ile ilgili görüşlerini belirtmiş, sosyal medyada abartıldığının aksine edepli olunması yönünde fikirlerini dile getirmiştir. Fikirlerini derken bu hususun altını çizmek isterim. Zira akbabalar bu ziyafeti öyle bir hale getirdiler ki, taş yine inanan insanlara atıldı. Yine yobazlık, yine gericilik ve yine aynı aheste şarkının bayatlamış notalarına başvuruldu.

İslamiyet’in kadına biçtiği şeref ve değer adına saatlerce yazı yazabilirim ancak medeniyeti soyunmakta bulan çok ilerici vatandaşlarımız, Ramazan ayına hürmet göstermeyip aksine neredeyse hiç giyinmeden sokaklara çıkıyor. Giydiği elbise, giymediği elbiseye oranla çok daha az olan bu kesim, giydiğinde de bantlanmışçasına kendilerini yapıştırarak teşhircilik yapmakta. Bu olay inanan insanlara karşı edepsizlik değil mi?

Hani her ramazan ayının başlangıcında, oruç tutanlar tutmayanlara saygı duysun ibaresi geçmekte ve cımbızla çekilen bir olayla, her ramazan; “Gördünüz mü?  Bakın saygı duymuyorlar!”  şeklinde de çeşitli bahanelerle de yorumlanmaktaydı.

Geçen yıl şort giyen bayana hakaret eden adam, bu yılda gündem hamileler oldu.  Siz oruç tutanlardan saygı görmeyi isterken hangi alanda onlara saygı gösterdiğinizi sorabilir miyim? İsteyen oruç tutar isteyen tutmaz farklı anlamlar çıkartmayalım. Onlara inançları ölçüsünde ne denli saygı gösterdiniz?

Mübarek günde çırıl çıplak dolaşarak mı?, Otobüs, Metrobüs duraklarında sigara ve su içerek mi? Müslümanlara saygı göstererek mi? Aksine inanan insanların inançlarıyla dalga geçerek daha da küçülüyorsunuz. Küçülmekle kalmayıp her yıl yeni bir vaveyla ile ağlamaya başlıyorsunuz.

Biraz daha saygı, biraz daha tahammül.. Edep Ya Hu!..

Ahmet Sadi

http://turkish-dailynews.com

 

Boynu Bükük Komutan

halidbin

Mübarek Ramazan ayının gelmesiyle birlikte dünyada Müslümanlara yapılan zulümde artarak devam ediyor.
Arkasına aldığı destekle kendi vatandaşına bile acımayan Esed, tarih namına hiçbir esere tahammül dahi edemiyor, Müslümanlara yapılan zulmü ise reva görüyor.
Halepte bulunan Hz Zekeriya Peygamber’in kabrinin tahrip edilmesinin ardından, kahraman komutan Halid bin Velid’in mezarı yine bu zalim tarafından bombanladı.

Zulümlerine aralıksız devam eden Esed, Mısır’ın durumunu da fırsat bilerek Sultan Abdulhamit tarafından yaptırılan Osmanlı mimarisi Halid bin Velid camiini Ramazan ayının ilk günüyle birlikte ağır şekilde bombaladı.

İnsanlığın iftihar tablosu Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) ile birlikte onun ailesi ve ashabı anılınca gönülden saygı duyan ve O’nun (S.A.V.) mirasına dahi saygıyla ehemmiyet veren bir toplum olarak maalesef bu olaya seyirci kaldık. En büyük tepkiyi gösteren ülkemizde dahi bu olay ufak haber olmaktan öteye gidemedi.

Medine’ye hicrette ev sahipliğini yapan Ebu Eyyup El-Ensari (Eyüp Sultan) hazretlerine vefakârlığımızı göstermek amacıyla sık sık ziyaret eden, mübarek gün ve gecelerde hınca hınç doldurup yüce Rabbimizden günahlarımıza af için elçi koyan ve adları anılınca saygıda kusur etmeyen bir millet olarak, o bölgenin hadimi Osmanlı ruhunu çokça arıyoruz.

Paranın saltanatına aldanan arap ülkeleri yada fakirlikle boğuşmaktan İslami coğrafyayı unutan garip Müslüman ülkeler tepkilerini dile getirmiyorlar.
Paçavra haline dönmüş ve her birisi ya saltanatın yada iç huzursuzlukların peşine düşmüş, Müslümanlığı yaşamaktan bihaber İslam Coğrafyası, tahrik etmelerine rağmen yumruğunu masaya vuramıyor.

O halid bin Velid ki;

Uhut savaşı dahil komutan olduğu hiçbir savaşta kaybetmemiş,  yüze yakın savaşa katılmış ve sadece İslam tarihinin değil yeryüzünün görmüş olduğu en büyük  kumandanlardan biriydi.

Mute savaşında komutası altındaki üç bin kişi, Heraklius’un yüz bin kişilik ordusunu bozguna uğratmış, bu başarıdan ötürü Peygamber efendimiz (S.A.V.) Allahın kılıcı manasına gelen Seyfullah lakabı ile onurlandırmıştır.

Öldüğü zaman vücudunda para kadar yara almadık bir yer kalmayan ve zamanın en büyük iki imparatorluğundan biri olan Persleri yumruğuyla bozguna uğratan bu zat, şuan boynu bükük İslam âleminin durumunu izliyor.

Analar senin gibisini doğuramadı, İslam’ın şahlanışı ve yayılışında tarih yazan sen ve senin gibi kutlu sahabelere layık olamayan bizler gözlerimiz yollarda yine seni solukluyoruz.
Kabrinin başında bulunan kılıcını alıp tekrar dağılan İslam Ordularını birleştirmeni ve ağlayan insanlığın yüzünü güldürmeni bekliyoruz..

Ahmet Sadi

Bir Atalay Demirci Yazısı

atalay_demirci_final_performansi_11_mart_2013_h716

 

Televizyon izlememekle övünen bir kişi olduğumu sizlere daha önce bahsetmiştim. Spor yorumcusu olmama rağmen spor programlarını dahi katiyen izlemem. Takımı izler ona göre yorum yaparım.

Buna rağmen son zamanlarda yolum hep yeteneksizsiniz yarışmasıyla çakışır oldu. Farkında olmadan bu yarışmada boy göstermiş, finale kalmış iki kişiyle karşılaşma imkânını elde ettim. Teki gözleri görmemesine rağmen gönül gözünü açan ilk dönem finalistlerinden; Bilal Göregen, diğeri ise son yarışmanın galibi Atalay Demirci.

Bilal Göregen gibi Atalay Demirci’yi de yine bir toplantı sonrası tanıdım. Toplantımız bittikten sonra ayrılmayın güzel bir sürpriz sizleri bekliyor demişlerdi bizlere. Gerçekten de Atalay Demirci’yi izlemek hoş bir sürpriz olmuştu. Öyle keyif almıştım ki, istemeyerek gittiğim programına tekrar katılmayı arzu etmiştim.

Gün geldi birlikte izlediğim arkadaşım Atalay Demirci’nin Yetenek Sizsiniz yarışma programına katıldığını söyledi. İlk duyduğumda Atalay Demirci isminin yarışmada yer aldığından çok hoşnut olmadığım kesin. Çünkü medya tarafından takip edilmese de, biz kendisini tanıyorduk ya. Bizim için medyada boy gösteren ünlü isimlerden hiç farkı yoktu.

Programın tamamını internetten takip ettim. Benim favorim olduğu ve gönülden takip ettiğim gerçekti ancak orada ünlü birinin yarıştığını düşündüğümden çok hoşnut olduğumu söyleyemem.

Heyecanlı bir giriş yapmasından olsa gerek ilk hayırı aldı, velev ki diğer jüri üyelerinden kazara bir hayır daha almış olsaydı, onu kimsenin tanımamış olmasından dolayı çok üzülürdüm. Kendisinin yarıştığı tüm programları kaçırmadım, gideceğim programları ve toplantıları ya iptal ettim ya da onun için kaçtım. Sevmediğim televizyonun karşısına geçmekten yine onun sayesinde büyük mutluluk duydum.

Atalay Demirci; Gerek kişilik, gerek efendilik gerekse de sempatikliği ile o gönüllerimizin zaten birincisi olmuştur. Oyun sonlarında sırtını dönmeyerek sahneyi terk etmesi de onun kişiliğini gözler önüne seriyor. Halkın ona göstermiş olduğu teveccühü tamamıyla hak ettiğine inanıyorum.

Son sözüm onu hep birileriyle kıyaslamaya çalışanlara olacak. Biz toplum olarak ölçülü sevmeyi bir türlü öğrenemedik. Yetenek gördüğümüz bir ismi ya tamamen göklere çıkarıp onu şımartarak kaybettik ya da daha yeteneklerini sergilemesine izin vermeden tüm hayatını bir çırpıda silip attık. Kimleri bu yolda telef etmedik ki..

Kıyaslama gayreti içerisinde olanların kendilerini de her hangi bir kıstas içerisine sokmalarını öneriyorum.

Söylemeden geçemeyeceğim, onun için finalde attığım sms sayısını ay sonu faturada öğreneceğim. Başarıların daim olsun Atalay ağabey.

 

Ahmet Sadi

 

 

Görünmeyen Yetenek

or6wt1

 

Neredeyse hiç televizyon izlemeyen birisi olarak kendimle gurur duyuyorum. Öyle geceleri soluk soluğa izlediğim dizilerim yok benim veya her hafta yeni bölümü gelsin diye beklediğim programlarım olmadı hiç. Hiç takip edemedim milyonların izlediği dizileri ve bu konuda caka satamadım izleyemenlere. Televizyonu sadece futbol karşılaşmaları için sevdim, futbol programları izlemediğim halde.

İlk defa televizyon izlemediğim için pişmanlık hissettim. Bilal Göregen ismini tanımayanınız yoktur herhalde, maalesef onu tanımayanlar sınıfında bende yer almaktaydım. Yeteneksizsiniz yarışmasında salonu şenlendirmiş, bunun üzerine finale kadar yükselmiş ve ondaki yeteneği hemen herkes fark edebilmiş. Buraya kadar şanssız olduğum doğrudur ama benim şansım onunla tanışıp karşılıklı yemek yiyerek değişti.

Pırıl pırıl parlayan bu genç doğuştan gelen görme engeliyle hepimizden çok daha zor şartlarda merhaba demiş hayata.  Yazar arkadaşlarımla buluşup sohbet ettiğimiz bir akşam onur misafirimiz olarak yer aldı. Kendisiyle bire bir tanışma imkanım oldu. Mutlu, kendisiyle barışık ve bir o kadarda samimi bu genç, gözleri gördüğü halde mutlu olamayan ve mutsuzluk arayan bizlere ders verdi.

Şu ana kadar NLP ve kişisel gelişim üzerine bir çok kitap okudum ama hiç biri o bir saat içerisinde Bilal Göregen’in bana öğrettiği dersi veremedi. Tam karşısında hayretle izledim kendisini çoğu kimsede bulamayacağınız samimiyeti sergiledi bizlere.

En çok şaşırdığım nokta ise yaradanını iyi tanıyıp ona gönül bağlaması oldu. Ezan okudu, ilahiler söyledi ve sürekli Allah’a hamd etti. O söyledi ben ağladım, o samimiyetle söylemeye devam etti, ben samimiyetsiz olduğumu anladım.

Bedensel eksikliklerini, ruhunu doyurarak aşmış hayata hep gülümsemiş. Ayrıca bu genç yaşta gönlü Allah ile dolmuş ve onun sevgili kullarını kendisine önder eylemiş.

Bedenin bir ömrünün olduğunu, ruhunun ise ölümsüz olduğunu keşfetmiş, bir çok gözü açığın gönlünü karartmasını anlayamadan. Her halinden şekva eden, mutlu olamayan ve gününü gün etme derdine düşmüş gençlerimize ibretle abide gibi durmuş.

İmkan olsa tüm ülkeyi gezdirip gençlere örnek olmasını sağlamak gerekirdi. Hak yolunu görebilmek herkese nasip olmaz, Gözlerinin gördüğünü zannedip gönlü kör olanların kulakları çınlasın.

 

Ahmet Sadi