Newsflash

Edebiyatiklimi.com Edebiyat dünyasına hoşgeldiniz. Yeni çıkan haberlerden haberdar olmak istiyorsanız sitemize ücretsiz üye olabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Çekmediğimiz fotoğraflar Yazdır E-posta
Üye Oylaması: / 0
Kötüİyi 
Çekmediğimiz fotoğraflar 28/07/07

Prag'ta Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerle geçirdiğimiz son derece verimli bir haftanın son gününde sıra artık veda etmeye gelmişti. Herşey umduğumuzun çok üstünde gerçekleşmişti. Kıbrıs'ta Ara Bölge'deki "Dostluk Evi"nde yazmaya başladığımız, Kıbrıs'a gelen sevimli bir uzaylıyı konu alan tiyatro oyununu bitirip sahnelemiş, çok başarılı bir atölye çalışması yapıp "Arkadaşımı görmek istiyorum" ve "Birbirimizin acısını kabullenme" kampanyalarını proje-lendirmiştik. O yıllarda, Kıbrıs'ta buluşmak çok zor olduğundan zamanı en iyi biçimde kullanıp hazırlıkları tamamlamaya çalışıyorduk. Bu arada kukla tiyatroları, digital teknoloji ile gerçekleştirilmiş bir "Odissea Performansı", Prag sokaklarındaki sınırlı zamanlı ama keyifli geziler de bunun kaymağıydı.

Değerlendirme için toplandığımız salonda, herkes olumlu konuşuyor, geleceğe dair umutlu sözler havada uçuşuyordu. Kıbrıs, birgün mutlaka birleşecek ve barış gelecekti...

Atölye çalışmasını beraber yürüttüğümüz arkadaşlarım Nikos ve Kostis, veda seansını benim yönlendirmemi önermişlerdi. Ben de ortaya bir soru koydum: "Çocuklar, bir haftadır buradayız ve fotoğraf makineleriniz, kameralarınız elinizden düşmedi... Ama çekmediğimiz bazı fotoğraflar var yine de. Bunlar, içimizde taşıdığımız bazı anların görüntüleri, zihnimizdeki fotoğraflar yani... Buradaki bu özel anlara dair fotoğrafları paylaşalım mı?"

Sonuç harikaydı! Bu arada, çocuklar gece dışarıya çıkmasınlar diye koridorda nöbet tutan görevlileri nasıl atlatıp birbirlerinin odalarına girdiklerini, sabahlara kadar sohbet edip yedi kişi bir yatakta uyuyakaldıklarını filan itiraf ediverdiler.Aynı yatakta birbirlerine sarılmış uyuyan Türk ve Rum gençlerin fotoğrafının yanında koridorda horlamakta olan görevlinin ve pencereden onları seyreden dolunayın fotoğrafı hepimizi gü-lümsetti. Bazı anlar öylesine özeldi ki onların fotoğrafları yalnızca sözcüklerin yardımıyla çekilebilirdi.

Zihnimizde sadece güzel fotoğraflar yok kuşkusuz ki. Bazen öylesine acı veren fotoğraflar olur ki albümün sayfalarını çevirirken ateşe dokunmuş gibi yüzümüzü buruşturup, elimizi çeker ve bakmadan geçeriz onlara. Unutmak istediğimiz o görüntüler inatla belleğimizin odalarında dolanırlar. Hayatımızın filmi, ondan ne kadar kaçmaya çalışsak da oradadır ve tetikleyici anlarda geriye, ileriye doğru sarılır.

Geçmiş zihnimizde bir fotoğraf albümü gibi dolanır.

Bazen hayat oyunundan trajik bir sahne, yalnızca bizim gördüğümüz, anlamını, acısını bizim hissettiğimiz bir sahne, ömür boyu duracakmış gibi kazır kendini...

Belki bir sevgilinin bir başka kadın, ya da erkekle görüldüğü bir an. Belki en çok sevilenin fırlattığı hiç tanımadık, yabancı bir bakış... Acıtan bir gerçeğin keşif anı...

Bazı görüntüler, fotoğraf solana kadar dolaşırlar bizimle, hatta kimi fotoğraflar hiç solmazlar belki de.

Düşünüyorum da aynı sahneyi, bir başkası da görmüş olsa, fotoğrafını nasıl çekerdi acaba? Belki de başkasının çektiği fotoğrafta bizim o sahneyi izleyen yüz ifademiz vardır.

Bazen biz de gizli bir aynada kendimizi seyrederiz.

Yine de, "Düş" adlı şiirimdeki gibi, "Kendinidir kendinin görünmediği tek yer/yanılgısında yalancı aynaların" denilebilir. Saat kulesinin fotoğrafının çekilmeyeceği tek yer saat kulesidir meselesi. Durduğumuz yerde ancak bir başkası görebilir bizi.

Ya tadına doyamadığımız, baktıkça bakmak istediğimiz fotoğraflar... Bir fotoğraf bir diğer fotoğrafı silip onun yerine geçebilir mi? Yani, sevgilinin geçmişteki sevecen bakışını yeni fotoğraftaki yabancı silebilir mi?

Geçmişte sevgiliyle çekilmiş sarmaş dolaş fotoğraflar çerçeveden çıkarılıp yırtılır ve yerine onun bir başkasıyla çekilmiş fotoğrafı mı konur?

İçimizde taşıdığımız bu gizli albümler çekilebilecek yeni fotoğrafların önünü keser belki de. Gözlerimiz o fotoğrafa doğru baktığından başka güzellikleri göremeyiz. Geçmişteki fotoğraflarına düşkün insanların böyle hülyalı bir dalgınlığı, görmeyen bakışları vardır. Kibirli görünseler de aslında yalnızca yaralıdırlar onlar.

Bazen başkalarının belleğindeki fotoğrafları düşünürüm. Benim de olduğum fotoğrafları. Ömür boyu içlerinde yaşayacağım o düşsel albümleri. Kimbilir, belki de yakmışlardır o albümleri. Ya da onların çektikleri fotoğraflar benim hiç bilmediğim, başka açıdan çekilmiş fotoğraflardır.

Bir arkadaşım bizi seven fotoğrafçıların fotoğraflarında daha güzel göründüğümüzü söylemişti. Gerçekten de öyle... Bu nedendir acaba? Bizi sevenden gelen ışıkla güzelleştiğimiz, daha tatlı baktığımız için mi, yoksa bizi sevenin özenerek yakaladığı güzel anlarımızdan dolayı mı?

Şu günler, zihnimde çekmediğim bir fotoğrafla dolanıyorum ve bu fotoğraf niye bu kadar acı veriyor, bu hangi kitabın kapak resmi diye düşünüyorum.

Hayatta yeni fotoğraflar olduğunu, seven bir fotoğrafçının "Buraya bir baksana" diye çağırabileceğim, gelecek mutlu anların fotoğrafları olabileceğini biliyorum ama zihinlerdeki fotoğraflar yırtılıp atılamıyor kolaylıkla.

Acıtan fotoğrafları unutmak için hayatın gizlediği başka güzel fotoğrafları mı aramaya çıkmalı yoksa?. "Yolculuk önemlidir, İthake'ye varılmasa da" diye bir Kavafis avuntusuna pekala sığınabilir insan. Ve bir başka limanda "Gülümse" diye seslenecek bir Foto Mutlu-luk'la karşılaştığında, geçmiş fotoğrafların hüznü hala gözlerinde olsa da en azından hayatta büyük bir serüven yaşadığını, hedefe hiç varılamayacak bir yolculuğun da değerli olduğunu bilirsin...

 
< Önceki   Sonraki >
(C) 2010 Edebiyatiklimi
Midodesign Designed by.