Newsflash

Edebiyatiklimi.com Edebiyat dünyasına hoşgeldiniz. Yeni çıkan haberlerden haberdar olmak istiyorsanız sitemize ücretsiz üye olabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yannis Ritsos Yazdır E-posta
Üye Oylaması: / 1
Kötüİyi 

YANNIS RITSOS
(1 Mayıs 1909-12 Kasım 1990) 

Yaşamış en büyük dünya şairlerinden birisidir Ritsos. Şiirleri pek çok dile çevrilmiştir. Louis Aragon önce yönettiği Letters Françaises dergisinde, daha sonra da Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar'a yaptığı önsöz yazısında Yannis Ritsos'un yaşayan en büyük şair olduğunu kabul etmiştir. Ritsos, Peloponez yarımadasında Monemvasia'da doğdu. Ritsos liseyi bitirdikten sonra, on yedi yaşında Atina'ya gitti. Daha sonra yüksek öğrenimden vazgeçti. 1927–1931 yıllarını verem hastalığı nedeniyle bir sanatoryumda geçirdi. İlk şiirlerini bu dönemde yayımlamaya başladı. 1931'te komünist gruplara katıldı, bu şiirinin doğrultusunu çizdi; ilk şiirlerinde burjuva karşıtı devrimci sanatçıların çizgisini izledi. Trakter (1934, Traktör) adlı, Sovyetler Birliği'nde sosyalist düzeni ele aldığı ve teknik temasını da Yunan şiirine sokan ilk kitabında, nihilizme karşı tavır aldı. Epitaphios (Yazıt-Mezar Yazıtı) (1936) adlı kitabı Atina'da Zeus tapınağında, faşist cunta yönetimi tarafından törenle yakıldı. Şair, solcu siyasal görüşleri yüzünden Metaksas (Limnos, Agios Evstratios, Makronisos adaları) ve Papadopulos (Giaros ve Leros adaları) dönemlerinde Ege Adalarında sürgün olarak yaşadı. Ayışığı Sonatı (1956) adlı kitabıyla Ulusal Şiir Ödülü'nü, 1976'da Etna-Taormina Şiir Ödülünü ve pek çok uluslararası ödülü kazandı. Ritsos'un otuzdan çok kitabı yayınlanmıştır. Ritsos 1977 Lenin Uluslararası Barış Ödülü'nü almıştır. Ritsos, metaforlarla örülü şiirlerinde, Yunanistan coğrafyasını arka plana alarak, yurtseverlik duygularını işledi. İnsanın günlük yaşamdaki durumuna yaklaşımı, nesnelere duyduğu ilgi, ayrıntıları bütün yalınlığıyla yansıttığı kısa şiirlerinde iyice belirginleşir. Şiirleri 80 kadar dile çevrilmiş ve milyonlarca insana ulaşmıştır.

Türkçeye Çevrilen Yapıtları:

* Alışkanlıklar Da Değişir
* Umarsız Penelope
* Yaşlı Kadınlar ve Deniz
* Helena ve Nöbetçi
* Boyun Eğmeyen Ülke
* Graganda
* Erotika
* Dikkatli Ariostos (Anlatı/Roman)
* Seçme Şiirler
* Tüm Şiirleri
* Ölü Ev

GERÇEK ELLER

Nedensiz kayboldu bir öğle sonrası
(Belki de götürüldü.)
Bırakmıştı yün eldivenlerini mutfak masasının üstüne
Kesik iki el gibi.
Kansız, tepkisiz, sevgisiz.
Ya da
Kendi ellerinin aksine,
Eski sabrının ılımlı havasıyla
  biraz şişmiş,
  kabarmış.
Oraya,
Yitmiş parmaklar, yün parmaklar arasına
zaman zaman
bir dilim ekmek ya da çiçek koyduk
ya da şarap bardaklarımızı.
Hiç olmazsa kesin olarak biliyorduk ki;
Kimse kelepçe vuramaz eldivenlere.

Yannis Ritsos
Çev.: Kenan Gülbağ

 

KAPININ ÖNÜNDE

Kapıyı çalmak üzereydi. Vazgeçti. Orada
                    durdu.
Acaba gitse miydi? Ama nasıl? Ya birden
                    kapı açılırsa?
Üst katın penceresinden gören olursa?
Bir bardak su dökmeye, cıgara izmaritlerini,
solmuş çiçeklerini ya da iki gün önceki mektubunu
yırtıp atarlarsa? Hava karardı.
Ne giren çıkan vardı, ne de açılan bir pencere.
Ev terkedilmişti. Merdiveni aydınlatan bir ışık
                    bile yoktu.
Artık seçebiliyordu yerdeki iki paslı çatalı,
yığılan maden suyu şişelerini, boş kartuşları
ve bunların yanında duran kendi yüzünün tıpkısı
                    bir sarı maskeyi.

3 ocak 1972, Atina

 

 


BELKİ BİR GÜN

Sana bu pembe bulutları göstermek istiyorum gecede.
Ama görmüyorsun. Gece olmuş -insan neyi görebilir ki?

Artık senin gözlerinle görmekten öte bir seçeneğim yok,
diyor,
demek ki yalnız değilim, yalnız değilsin. Gerçekten de
bir şey yok sana gösterdiğim yerde.

Sadece bir araya gelmiş yıldızlar, yorgun,
bir kır eğlencesinden kamyonla dönen insanlar gibi,
hayal kırıklığına uğramış, aç, hiç biri türkü söylemeyen,
terli avuçlarında ezik yaban çiçekleri.

Ama ben direteceğim, diyor, görmekte ve sana göstermekte
çünkü sen görmezsen, sanki ben de görmemiş olacağım-
hiç değilse senin gözlerinle görmemekte direteceğim-
ve belki bir gün buluşacağız başka yönlerden gelip.

 

 

 

GÖRÜLMEMIŞ BİR ÇİÇEK AÇMA 

Haykırmak istiyordu
Daha fazla dayanamayacaktı.
Sesini duyabilecek kimse yoktu orada;
Kimse duymak istemiyordu.
Kendisi de korkuyordu sesinden,
Içinde boğuyordu sesini.
Patlamak üzereydi susuşu.
Birden,
Havaya uçtu gövdesinin parçaları.
Özenle, sessizce toplayacaktı bu parçaları,
Hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti
Delikleri kapamak için.
Ve rast gele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları da toplayacak,
Kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı
Böyleydi,
Delik deşik,
Görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu işte. 

 

 


DEĞİŞMELER

Pulluğu tarlaya götürdüler,
Tarlayı eve getirdiler-
Bitmeyen bir değiş tokuş başlamıştı
Eşyanın anlamını belirleyen.

kadın kırlangıçlarla yer değiştirdi,
saçaktaki kırlangıç yuvasına oturdu ve şakıdı.
Kırlangıç kadının gergefinin başına geçti
Ve yıldızlar,kuşlar,çiçekler ve yelkenliler işledi.
.
ağzının ne kadar güzel olduğunu bilseydin
görmeyeyim diye gözlerimi öperdin

 

 


KIZKARDEŞİMİN TÜRKÜSÜ

Göklere inanırdım eskiden
ama sen, denizlerin
derinliğini gösterdin bana,
ölü kentleri,
unutulmuş ormanları,
boğulmuş gürültüleriyle.

Gök, şimdi yaralı bir martı,
süzüldü denize.
Sana kargaşalığın üzerindeki
köprüyü kurmaya çalışan bu el
kırıldı.
Bak bana:
ne kadar çıplak ve suçsuz
duruyorum önünde.
Üşüyorum bacım.
Kim getirecek bize
ellerimizi ısıtacak güneşi?
Susuyorum. Dinliyorum.
Kimseler geçmiyor
gecemizin karanlık sokağından.
Yıldızlar kazaya uğramış
karanlık surların
ucunda sendelerken
koparılıp alınan bir kartalın
paslanmış gözlerinde.
Bağlı ellerin
kapıyor çıkış yolunu.
Yalnız senin sesin
adımlıyor gecenin dehlizini
çarparak taşlara
uzun kılıcını.
Vakit geç, Ölüm geri çeviriyor beni.
Hayat istemiyor.

Ben şimdi nereye gidebilirim ki?

 

 


ÜÇLEME


1. Hava kararıncaya dek

Eline almıştı kadının elini. Konuşmuyordu
uzaktan, belki de kendi içinde,
güçlü atışını duyuyordu denizin nabzının.
deniz, çamlar, tepeler eliydi kadının
Ona söylemese bunu, nasıl tutabilirdi o eli?

hava kararıncaya dek kımıldamadılar. Sadece
iki eli de kırık bir heykel vardı ağaçların altında.


2. Bir kadın


O gece; yanına varılmaz o kadın öpmüyor kimseyi
onu öpecek kimse çıkmaz korkusuyla tek başına.

Beç uçlu bir yıldızla gizliyor bir tutam beyaz saçı
ve en güzel kimliğini yadsıması kadar güzel kendisi.


3. Neden bizim suçumuz?

Dikensiz kalkan filizleri dilinin altında,
üzüm çekirdekleri, şeftali lifleri.
Ilıman bir ülke var gölgesinde
kirpiklerinin. Yatıp dinlenebilirim, diyor, sorgusuz.

Peki ne anlama geliyor bu "daha ilerde" sözü?
Neden senin suçun olsun, kuşkusuz, yaprakların
arasında kalman-
güzel, yalın, sıcaklığının altın çizgilerinde?
Ve neden benim suçum gecede ilerlemek,
kendi özgürlüğümde tutsak, diyor, cezalandırılanın
ceza vermesi?


Çeviriler: Cevat Çapan

 

 

kardeşim benim
bundan böyle şair değilim ben
bundan böyle kabul etmiyorum şair olduğumu
ben, uçsuz bucaksız gecede
yolunu kaybetmiş
yaralı bir karıncayım
yanık nisanların
küllerini karıştırıyorum
en ufak bir kıvılcım bile bulamıyorum
eski sobaları yakacak
sense
yüzyılların hazinelerini tartıyorsun
zayıf avuçlarının içinde
ve sen, şairlerin dinlendikleri
dağları yıkıyorsun
bense, artık şair değilim
biliyorum
şairler
gözyaşlarıyla kirletmezler
tertemiz şehirleri
tetiktedirler
hepsi aynı olan berrak bakışlarıyla
ateşin dehşetini
ve evrenin nabzını ölçmek için
ancak ben
kardeşim benim
tetikteyim
senin nabzını
ve soluklarını saymak için
gece kulelerine dayanıyorum
karşılaşan yıldırımların
anlaşılmaz uğultusu içinde
ve tereddütsüz dokunuyorum kılıçlara
ateşin kemerleri gözkapaklarının altında
çöktü
başka hiç bir şey yaşamıyor
senin gözlerini evrene kazıyan
kederli devinim dışında
istemiyorum
zafer trompetlerinin
bahar ormanları içinde
şanımı ilan etmelerini
senin gülüşün
yeter bana
yalnız senin gözlerinin pınarı
susuzluğumu dindirebilir
ve hayatıma baharı getirebilir.
 

(Kız Kardeşimin Türküsü'nden)
 
Yunanca'dan çeviren: Fulya Koçak

 

 

YENİDEN DOĞUŞ

Yüzyıllardır kimse bakmamış bu bahçeye. Ama işte
Bu yıl -mayısta mı, haziranda mı- kendiliğinden
    açmaya başlamış çiçekler
parmaklıklara kadar coşmuş -binlerce gül
karanfil, binlerce sardunya, kokulu burçak-
mor, turuncu, yeşil, kırmızı, sarı
renk renk, dal dal, öyle çok, öyle güzel ki
    süzgeçli kovasıyla
yeniden geliyor kadın - güzelleşmiş, dingin
anlatılmaz bir güvenlik içinde.- Ve bahçe örtüyor
    kadını
omuzlarına kadar, sarıp içine alıyor büsbütün
havaya kaldırıyor kollarında. Sonra biz geliyoruz
    tam öğle üzeri
bahçeyle kovalı kadın göğe yükseliyor
ve başımızı kaldırdığımızda, birkaç damla su damlıyor
kovanın süzgecinden usulca yanaklarımıza, çenelerimize
    ve dudaklarımıza.


Çeviri: Cevat Çapan

 

 

YANI RITSOS'TAN İKİ ŞİİR
 

BENZEYİŞLER
 
Yıldızlar kaynaşıyor havuzda,
havuz eski avlunun ortasında
kapalı odanın aynası gibi.
 
Havuzun çevresinde güvercinler,
kireçle boyanmış çiçek saksıları,
acılarımızın üstünde şarkılarımız.
 
 


ÇIPLAK
 
Burada, karmakarışıklığında odanın,
tozlu kitaplar
ve eski portreler arasında,
bütün gölgelerin evetiyle hayırı arasında,
duruk bir ışık huzmesi,
burada, bu gece,
çırılçıplak soyunduğun bu yerde.
 
Çev: Emin Receboğlu
Varlık, Aralık 1969, Sayı: 747
 
* Dergide dizgi hatasıyla isim "Yani" yazılmış..

 
Sonraki >
(C) 2010 Edebiyatiklimi
Midodesign Designed by.