|
Zürbiye İvdik
Karanlık bir deniz kenarında düş kuruyordu çocuk. Elinde kırılmış bir atlıkarınca minyatürü vardı. Çocuk kendini bırakıyor atlıkarıncanın o sapasağlam düşüne. Kendisini çepeçevre kuşatan denizin gökyüzünde usul usul beliren ayın korkusu ile kabaracağından habersiz. Yalnızca düş kuruyor kumsalda. Gökyüzünde ay ile inatlaşıyor yakamozlar. Sanki kendi aydınlıklarını ondan almamışçasına göz kırpıp duruyorlar çocuğa.
|
|
Devamını oku...
|
|
Hasan Bülent Kahraman İster Kürt, ister türban, ister Ermeni sorunu olsun, bunların çözümünü sağlayabildiği oranda Türkiye'de demokrasiden söz edilebilir. Ya da tersinden söyleyecek olursak, eğer bu sorunlar çözülemiyorsa, bu doğrudan demokrasinin eksikliğinin işaretidir. Artık çok uzun denebilecek kadar bir zamandır Türkiye, üç konuyu tartışıyor ve bu üç konuda kendisine bir çıkış arıyor. 'Mahşerin üç atlısı' diye sıfatlandırılabilecek bu konular Kürt meselesi, türban meselesi ve Ermeni meselesi. Her üç konu da, 1990'lardan itibaren gündeme girdi ve elbette kendilerine has özgüllükler nedeniyle zaman zaman birbiriyle kaynaşıp çakışarak, zaman zaman birbirinden ayrışıp uzaklaşarak gündemdeki yerini korudu. Her üç konunun da olumlu ve olumsuz anlamda lobileri var. |
|
Devamını oku...
|
Oral Çalışlar/ Cumhuriyet
Bazı ölümler insanın yüreğine gelir oturur, bir türlü gitmek bilmez. Baki'nin 20 bıçak darbesiyle evinde öldürüldüğünü duyduğumda Moskova'daydım. Cenazesine katılamadım, onu uğurlayamadım. Baki, bizimmesleğin iyilerindendi. Duyarlığı gelişmiş olanlarındandı. CNN'de çalışmış ve sonra oradan ayrılmak durumunda kalmıştı. CNN'den ayrılmanın sıkıntısını kaldıramıyordu. O televizyonu seviyordu. Program yapmayı, yaptıklarının konuşulmasını seviyordu. Baki'yi öldürdükleri saatlerde ben ondan telefon bekliyordum. Ölümünden önceki günlerde beni aramıştı. ''12 Eylül ve Andıçlanan Gazetecilik'' başlıklı yeni kitabım için Özgür Gündem gazetesine söyleşi yapmak istiyordu. Beni ilk aradığında Antalya'daydım. Sonra konuşuruz diyerek kapattım. İkinci aradığında Süleyman Demirel 'in yemeğindeydim. |
|
Devamını oku...
|
|
Yaslı, albenisiz ve biraz da çirkin olmasa belki de yüzünde, uzak, işsiz, kimsesiz sarışın bozkır romanlarının seyirdiği, handiyse bir gregoryen yontu çağrışımı yapan çocuğun güzelliğine böylesine büyük bir vurgunla vurulmayacaktı. Ki çocuk, nasıl iç anadoludan bir yerlerden göçüp bu kasvetli metropolün varoşlarına savrulduysa o, bir o kadar kentliydi. Ki çocuk, nasıl yoksulluk ve yoklukla örülü bir hayata bir tekme atabilmek için bu metropolde, kısa sürede bir basamak daha atlamak uğruna gencecik, dipdiri bedenini paraya tahvil etmeyi öğrenecek kadar çaresizse o, bir o kadar varsıl, kendisine güven kazandıracak saygın bir kariyere sahipti. |
|
Devamını oku...
|
|
Şaban Dayanan Böylesi her halde bir tek bu ülkede var… Polise direnen genç muhalifleri önce tartakla, etrafta biriken faşist gruba teslim et. Onlar linç etmeye kalkışsın, sonra kurtarıcı olarak ortaya çık. Oda yetmezmiş gibi saldırganların yerine saldırıya uğrayanları gözaltına al ve tutukla. Düşünüyorum da 4 tane faşist sol bir grubun içinde kalsa ne olur. “Polis hiçbir uyarıda bulunmaksızın grubun bulunduğu yere yüzlerce gaz bombası atar, ardından da gruba Allah yarattı demeden saldırır. Gruptan kimler varsa onları gözaltına alır. Yaralıları hastaneye, gözaltına alınanları ise mahkemeye sevk eder ve edinceye kadar da döver” Bunlar tanıklıklarım. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yıldırım Türker Büyük gazete, müjdeyi duyurdu. "Yargıtay da 'Güvenlikçi suçsuz' dedi" manşetinin üstüne gazetenin beraat haberini duyurduğu manşeti de konulmuş. Biz büyük gazetenin bu konuyu nasıl şahsi meselesi haline getirdiğini, bu konuda nasıl sert bir tutum takındığını hatırlıyoruz. Şimdi de ezcümle, 'Haklı çıktık, halkın sesi değil miyiz neyiz', demeye getiriyor. Hatırlar mısınız? 2002 yılının mart ayında güvenlik görevlisi Engin Bozkurt, Finansbank'ın İstanbul Kazasker Şubesi'ni soymaya çalışan iki kişiyi, kaçarlarken arkalarından ateş ederek öldürmüştü. Öldürülenlerin acemiliği hemen herkese Türk filmlerinin beceriksiz mahallelilerini hatırlatmıştı. Kaçarken kafalarından vurulup öldürülmelerinin ne canımızı ne de vicdanımızı acıtmaması için başlatılan seferberlik güvenlik görevlisini kahraman ilan ediyor, ona açıkça 'Arkandayız' diye haykırıyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şair Şeref Bilsel'in 3. ve yeni şiir kitabı "Rüzgâr ve Katre", Azerbaycan'da Azerice dilinde yayımlanıyor. Editörlüğünü Oktay Hacımusalı'nın yaptığı Paralel Şiir Kitaplığı'nca basılacak olan "Rüzgar ve Katre" adlı kitap, "Genç Türk Şiiri" dizisinde yayımlanan ikinci kitap olacak. Dizinin ilk kitabı Kadir Aydemir'e ait olan "Gölü Emen Mektup"tu . Şeref Bilsel'in 53 şiirinin yer aldığı kitap Mart ayı sonunda Azeri şiirseverlerle buluşacak. Dizinin sonraki şairleri Emel İrtem ve Gökçenur Ç. olarak belirlenmiş. Azerbaycan'da oldukça ses getiren şiir dizisi, 2006 yılı içinde tamamlanacak. |
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 33 - 40 of 41 |