Sonsuz Bahar

 

lht3t467j798eo6kjrqjp4pok4BAHAR-AYI-GELİNCE

 

SONSUZ BAHAR

Ya var ya da yok,ikisinden biri

Yok diyene kim getirmiş haberi?

 

Var der Hak,Resul,Nebiler,Veliler

Hepsi ahiretten haber verirler.

 

İnanırsın birşey dese deliler

Birkaç değil binlercedir deliller.

 

Hem kışın arkası nasıl bahardır

Geceden sonra gelen de nehardır.

 

İnsan tohumu girince toprağa

Kuru kemikler dönüşür yaprağa.

 

Burada yerini bulmuyor adalet

Orada hak yerine gelir elbet.

 

Dünya ukbaya göre pasaklıdır

Bura gölge asıl orda saklıdır.

 

Çocuk;cennet kuşu oldu der ölen

Bekler onları orada bir şölen.

 

Gençlerin fıtratında var taşkınlık

Ahiter fikriyle etmez şaşkınlık.

 

Sonsuz cennet fikri teselli eder

İhtiyarlarda kalmaz gam ve keder.

 

Hüzün yok bize bundan gayrı güzün

Haz vermeye başladı artık hazan.

 

Leyl değil bundan sonra hep nehardır

Bu son sonbahar,şu sonsuzbahardır.

 

Akif Cemil

 

Şimdi Sen..

11453111MZ

Bugün mevsimlerden kış,

Günlerden karlı bir sensizlik.

Pencere camına çarpıp eriyen kar tanelerini sayıyorum öylece.

Ne çok sen var,

Ne çok ben,

Ne çok biz.

Böyle eriyip gittik işte bizde, çarçabuk.

Sanki çok acelemiz varmış gibi.

Oysa büyük ve karanlık bir bilinmezlikten öte nereye gidebilirdik ki?

Bir birbieimize acele edemedik zaten.

Hava soğuk mu soğuk.

Bildiğin gibi değil buralar.

Üşüyorum.

Kat kat yorganlara sarılıyorum,

Isınamıyorum bir türlü.

Boğazlarım şiş,

Yutkunamıyorum.

Soğuktan değil,

Sen takılıp duruyor sürekli boğazıma.

” Şimdi sen… ” diye başlayan her cümle boğazımı sıkıyor.

Günlerden karlı bir sensizlik.

Çok kar var buralarda.

Bildiğin gibi değil.

Sen gittin gideli çok kar yağdı buralara.

Üşüyorum, öyle böyle değil.

Kat kat yorganlara sarılıyorum ama,

Bilirsin, etmiyor senin kolların.

Sahi, sen nasılsın?

Üşüyor musun sende benim gibi?

Çok karlar yağdı mı senin de üzerine?

Bu aralar verilen selaların ardı arkası kesilmiyor burada.

Görsen, kulaklarımı tıkayıp yatağıma kaçıyor,

Sen diye düşlediğim yorganlara sığınıyorum hemen.

Ama bilirsin,

Etmiyor senin kolların.

Günlerden karlı bir sensizlik.

Penceremin camından oraya buraya uçuşan kar tanelerini seyrediyorum.

Hiçbiri birbirine kavuşmuyor.

Kavuşanlar da birbirlerine karışıp, eriyip gidiyorlar.

Hava soğuk bugün.

Sen gittiğin gün boş kalan avuç içlerim kadar.

Gökyüzü bembeyaz,

Gözlerini yumarken, yüzünün kesildiği renk kadar beyaz.

Hoşçakal demeden önce güneşli günlerimiz vardı bizim.

En son güneşli günümüzde, ” Çay koy da, yüreklerimizle birlikte demlensin, ” demiştin bana.

Sen beyazlara düştün düşeli sabah akşam su ekleyip duruyorum.

Nerdesin?

Çaydanlığın sesi kulaklarımı,

Yokluğun yüreğimi tırmalar oldu.

Nerdesin?

Bardaklarımız yarım,

Şiirlerimiz yarım,

Şarkılarımız yarım,

Ben yarım…

Nerdesin ömür yarım?

Şimdi sen…

 Eylül

Düşünen Süper Çocuk

113

Bedreddin,tabiatı yeni keşfediyordu adeta.Kışın şehrin beton yığınları içinde,dört duvar arasında bunalıyordu.Yaz tatilinde köye gidince kendini tabiatın bağrına atıyor doyasıya eğleniyor,hayatın tadını çıkarıyordu.

En çok deniz gözlüğüyle suyun içini seyrederek yüzmeyi,denizin altını incelemeyi seviyordu.Denizin içi apayrı bir âlem’di.Kayalar,yosunlar,rengarenk taşlar,midyeler,yengeçler,balıklar onu adeta büyülüyordu.

İskelede saatlerce balık yakalamaya çalışmak dinlendiriyordu.Rüzgarın,ağaçların,kuşların,ağustosböceklerinin sesi tatlı bir müzik gibi geliyor,şehrin gürültüsünü unutturuyordu.televizyonu ve bilgisayar oyunlarını bile aramıyordu.

Kelebekler,martılar,arasıra uzaklardan sürü halinde geçen yunuslar içini kıpırdatıyordu.

Bahçede yetişen sebze ve meyveler ise onu özüne döndürüyordu.Böylece bedeniyle birlikte ruhu da doyuyordu.

Geceleri gökyüzünü seyrediyor,ışık cümbüşü karşısında mest oluyor,kainatın büyüklüğünü anlamaya çalışıyordu.

Yani ki burada tabiata dokunuyordu,ayakları yere basıyordu.Aslında tabiat ona dokunuyordu.Allah’ın nimet verişini gözleriyle görüyor, yaşıyordu.Dalından böğürtlen,domates,salatalık,kivi,biber,patlıcan toplamak ne güzeldi.

-Dedeciğim!Rengarenk meyve ve sebzeler,bu kara toprakta nasıl boyanıyor?

-Evet yavrucuğum,ya tatlarına ne demeli?

-Doğru dedeciğim,bir defasında toprağın tadına bakmıştım,yediğim kirazın tadını aramak için…deyince dedesi kendini tutamayıp gülmeye başladı:

-İlahi,yavrum benim,ne tatlısın!

Ya bizim yaradılışımız?Biz de topraktanız.Bu eller,bu dil,bu kulaklar,bu gözlerimiz,beynimiz,kalbimiz…Görme,duyma,tatma,sevinme, üzülme,gülme,ağlama,düşünme,sevme gibi duygularımız…Bu et ve kemik parçasına nasıl verilmiş,düşünebiliyor musun?Ya konuşma?Şu et yığınından ses çıkıyor ve bu seslerin bir anlamı var.Kaşlarımız uzamıyor,dört parmak yanındaki saçlarımız uzuyor.Dişimiz sert,dilimiz yumuşak.Her şey hikmetli.

-Evet dedeciğim.Geçende yapraklara ve çiçeklere baktım,her birinin çok güzel ve ölçülü şekilleri var.Belli ölçüde büyüyor ve şekli bozulmadan hep o büyüklükte kalıyor.Papatyanın,gülün yapraklarına baktım hayran kaldım,bazen aklım duruyor.

-Ne kadar düşüncelisin yavrum.Bir tohum atıyoruz toprağa,Allah bin veriyor.Bu kadar canlı besleniyor.Besin olarak yaratılanlar da besleniyor bir taraftan.Ağacın eli gibi olan dallarıyla bize nimetler sunuluyor.Haydi gel şu elma ağacının ellerini,dallarını öpüp ona teşekkür edelim(!)…

-Olur mu dede?Onları bize veren Allah!

-O zaman kime teşekkür edeceğiz?

-Sorulur mu dede?Hani sen bir keresinde demiştin ya;pazardan bir sebze ya da meyve aldığımızda manava bir ücret veriyoruz.Aslında o nimetleri ona da bize de veren Yaratıcı’ya şükür borcumuz var.

-Afferin Bedreddin,sen süpersin be oğlum!

Bu şekilde süren konuşmalarla da düşünce dünyasında geziyor,hayatından ayrı bir tad alıyor,adeta cennette gibi zevk duyuyordu.

Bir gün dedesi,Bedreddin’i yanına çağırdı.Avucunda bir şeyler saklıyordu:

-Bedreddinciğim,şimdi sana bir şey göstereceğim.Daha doğrusu üç şıklı canlı bir soru soracağım,dedi.

Avucunu açtı,içinde üç adet çekirdek duruyordu:

-Burada limon,portakal ve mandalina çekirdeği var.

O esnada da portakal ağacının yanına yaklaşmışlardı.Portakallar henüz yeşil yeşil patlak vermişlerdi.

Bedreddin:

-Birbirlerine o kadar benziyorlar ki ayırt etmem mümkün değil.

Ardından,dedesinin ne demek istediğini anlamışçasına atıldı:

-Eveet,şimdi anladım,peki nasıl oluyor da toprak bunları tanıyabiliyor,diyeceksin değil mi?

-Daha ben ne diyeyim evladım,sen süpersin işte!

-Hayır dedeciğim,o benden değil Allah’tan,Allah’tan!..

-!….

 

Akif Cemil

New York Gezi Notları

New-York-Times-Square

 

Başlangıç

Amerika vize konusunda çok hassas, ülkesini ziyaret etmek isteyen turistlerle bire birde görüşme yapıyor. Vize ile alakalı çok detaya girmeyeceğim ancak turist vizesine başvuruda bulunanların Amerika’ya yerleşmeyeceğine yetkilileri inandırması gerekiyor bununla birlikte çok kasılmanıza gerek yok, kendiniz olun yeter.

Vizeyi aldıktan sonra ülkeyi ziyaret edip etmemek konusunda tereddütler yaşadım. Bunun nedeni gümrükle alakalı çeşitli dedikodulara kulak asmamdı. Gümrük memurlarının çantaları hatta özel eşyaları açtıkları ve şüpheli gördüğü kişileri sorgusuz sualsiz geri iade ettikleri gibi söylentileri duymuştum. Her ne kadar sabıkasız ve güvenilir bir kişi olsam da insan çekinmeden edemiyor.

Çok net ifade edebilirim ki daha önce birçok yurtdışı gezisi yaptım – Ki bu gece Güney Afrika gezisine çıkacağım- Amerika kadar rahat bir şekilde hiçbir ülkeye girdiğimi hatırlamıyorum. Bir Afrika ülkesi olan Gana’da ülkeye girebilmek için terden sırılsıklam kalmıştım. O yüzden söylentilere aldırmayın ve rahat bir şekilde gezi planınızı düzenleyin. Memurlar güleç yüzlü ve gayet kibarlardı.

 

İlk Gün

Havaalanından 62 $ karşılığı Hollywood filmlerinden tanıdığınız sarı taksilerle Manhattan’ın herhangi bir yerine gitmeniz mümkün. Ayrıca iki çeşit metro ve çeşitli aktarmalarla da çok daha ucuza gidebilirsiniz ben bir an önce gezmek için heyecanımı yenemeyip taksiyi tercih ettim. Taksi şöförü Bangladeşli bir Müslüman, çok sıcak kanlı, çok samimi aramızda din kardeşliğinin verdiği bir bağ ile kolay kaynaştık. Giderken yolları ve gezilecek yerleri kendince tarif etti.

New York beş büyük ilçeden ibaret. Manhattan, Queens, Bronx, Brooklyn ve Staten Adası. Havaalanı Manhattan’a yaklaşık 40 – 50 dakika uzaklıkta. Manhattan’a girdiğiniz zaman gerek binalar ve gerek trafikle Bambaşka bir dünyaya adım attığınızı hissediyorsunuz. Benim ilk gün ilk durağım New York kadar Amerika’nın da simgesi sayılan Empire State Binasıydı. King Kong’un tırmandığı bu muazzam bina otelime sadece 5 dk uzaklıkta olduğu için ilk gördüğüm ve ziyaret ettiğim yer oldu.

Otelime yerleştikten sonra içinde Empire State’nin de bulunduğu Manhattan’ın en ünlü caddesi sayılan 5. Avenue (Orada Bulvarlara bu isim takılmış) Central Parka kadar yürüdüm. Google Maps’in de sayesinde çok kısa bir sürede Times Square meydanına geldim. Anlatıldığı kadar varmış. Işıl ışıl ve muhteşem. Geniş ama neredeyse kalabalıktan adım atılmıyor. Hatta Meydanın göbeğinde meşhur bir oyuncakçı var oğlum için bir hediye almak istedim aynı gün toplam birkaç saat arayla iki kere aynı oyuncakçıya girdim. Belki inanmayacaksınız ama birkaç saat içinde neredeyse oyuncakların tamamı satılmıştı.

 

Kültür ve Sosyal Yaşam

New York farklı kültürlerin bir arada huzurla yaşadığı kültür cümbüşü bir şehir. En ilginç olanı ise doğduğu, yaşadığı ve farklı ahlak kurallarını öğrenen toplumların bir arada ve iç içe bulunup herhangi bir sorun yaşamayan ilginç bir ülke olması. Yüksek sesle Kuranı Kerim dinleyen bir Hot Dog’çı (Sosisli Sandviçin Amerikancası) ve onun yanından geçen uzun sakal ve şapkasıyla tipik bir Yahudi. Ama birbirlerine karşı değil hakaret en basitinden bir bakış bile söz konusu değil. İşte Amerika bu yüzden özgürlükler ülkesi.

Her an yanınızdan Türkçe konuşarak geçen vatandaşlarımıza veya tanıştığınızda adını dahi duymadığınız bir ülkeden gelen misafirlere rastlamanız mümkün.

 

Güvenlik

İçiniz tamamen rahat etsin çünkü ülke tamamen güvenli.  Her adım başı polis ve güvenlik güçleri güler yüzle size yardım etmek için bekliyor. Güvenlik güçlerinde; “Gel birader”, “Gel! Gel, Sen! Sen! Sana diyorum…”, “Al bunu al al al” gibi tabirler buralara çok uzak.

Güvenli dedik ama güvenliğinde haliyle bir sınırı var elbet, gecenin bir saatinde Harlem’de -ki eski günlerinden eser yok- veya Bronx’ta ara sokaklardan geçmeye çalışıp zorla macera aramazsanız herhangi bir sıkıntıyla karşılaşma oranınız çok düşük.

Kaldığım bir hafta boyunca sadece bir kavgaya denk geldim ve meraklı kalabalıkla birlikte olayın nereye varacağını dikkatle izledik. İki metre civarında iki adam yaklaşık on dakika bir birlerine hakaret ettiler. Arkadaş, bu ne sabır sizde yahu, biz olsak ikinci kelimeyi kullanmaya gerek kalmadan çoktan yumruklaşırız. Araya girenlerin kavgayı / trtışmayı ayırmasıyla birlikte herhangi bir atraksiyon olmadan olay tatlıya bağlandı. Memleketimin gözünü seveyim; “Kimsin sen?” “Asıl sen kimsin?”

 

Para, para, para…

Amerika malum doların memleketi. Yalnız New York aşırı derece pahalı bir şehir. Taksinin 62$ + bahşiş olduğunu düşünüp bununla kalındığını zannetmeyin. Bu arada bahşişten bahsetmemiştik. Amerika’da taksi de içinde bulunmak kaydıyla her şeye bahşiş ödeyeceksiniz. Restaurantlar da adisyona dikkat edin bazı yerlerde %12’ye kadar bahşiş istenmektedir. Bahşiş bu şehrin vazgeçilmezi diyebilirim.

Ülkemizde doların para birimimizin neredeyse üç katı olmasının da katkısıyla yaşam inanılmaz pahalı. Gezi düzenlemeyi düşünenlere tavsiyem kalacakları süre boyunca az yemeye hazırlıklı olsunlar.

 

Yemek

Ben her gittiği yerde uluorta her şeyi yiyebilen birisi olmadığımdan ve her yurt dışı gezimde kilo kaybıyla evime döndüğümden Amerika’da da aç kalacağımı düşünüp haliyle strese girmiştim. Amerika’da aç kalarak strese girmedim ancak basit bir sandviç için on dolar para ödemek beni ziyadesiyle strese soktu. Ülkemizin meşhur simit zincirinin 5. Caddede açmış olduğu salon hemen her gün kahvaltı mekanım oldu. Dünyaca ünlü hatta belkide en ünlü otel zincirinde kalmama rağmen otelde kahvaltı diye bir şey yoktu.

Ayrıca benim gibi Helal Harama dikkat edenler köşe başlarında “Halal” yazan seyyar satıcılardan alış veriş yapabilirler. Dedim ya çok uluslu bir memleket haliyle yaşayan herkese hitap ediyor. Ben bu satıcılardan bir kere tavuk şiş aldım ama yiyemedim.

 

Ulaşım

Metro ile özellikle Manhattan olmak üzere tüm şehir örümcek ağına sarılmış. Neredeyse her köşe başında metro istasyonu bulabileceksiniz. Ancak mesai saatleri giriş çıkışlarına çok dikkat edin, bu saatler yoğunluk bizim Metrobüsler kadar kalabalık oluyor. İkinci belki de en önemli husus ise Metro güzergahları çok ama çok karışık, mutlaka duraklardaki metro haritalarına veya mağazalarda satılan metro el broşürlerine sahip olun. 468 istasyonda kaybolup gitmeniz içten bile olamaz.

Metroya haftalık 27$ gibi bir rakam ödeyerek bir hafta boyunca sınırsız kullanabiliyorsunuz üstelik bahşişte söz konusu değil. Metro istasyonları ve araçlar eski olduğu için bir an şaşkınlık yaşayabilirsiniz. İstasyona daha inerken ağır metal kokular ve son kullanma tarihi geçmiş araçlarla karşılaşmanız sıradan bir durum. Metro, New York’a yakışmamış ancak 1904 yılında kullanıma başlandığı düşünülürse şapka çıkartmamız gerekir.


timthumb.php

GEZİLECEK YERLER:

  • Little İtaly

Yan mahalledeki Çinlilerin zamanla türemesinden dolayı bu mahalle epeyce küçülmüş ancak özellikle restauratları ve Baba filminin yan karakterlerini anımsatan İtalyan garsonları ile benim New York’ta en sevdiğim yerlerden birisi oldu.

Damak tadınıza göre çeşit çeşit İtalyan Pizzaları yemek için ideal bir cadde. Ben vejetaryen pizza yedim tavsiye ederim.

  • Chinatown

Bu Çinliler nereye el atsa oranın bereketi kaçıyor kardeşim. İtalyan sokaklarında gezerken Kanal caddesinden karşıya geçince kendinizi bir anda uzak doğuda buluyorsunuz. Yerlerin temizliği bir anda değişiyor, kalabalık, kargaşa ve uğultular ile Manhattan’ı kendi memleketine çevirdiklerine şahit oluyorsunuz. Kasaplarda daha önce adını sanını bilmediğim canlı türleri ile bal veya pekmeze  batırılmış kafasının yarısı kesik ördeklere veya ona benzer bir hayvana rastlamak mümkün. Dahasını da yazabilirdim ancak gerek görmüyorum. New York’a gidenler mutlaka uğrasın görülmesi gereken bir yer.

  • Statue of Liberty / Özgürlük Heykeli

1886 yılında açılan Amerika’nın simgesi bu heykele Manhattan’ın güneyinden özel feribotla gidebilirsiniz. Ciddi güvenlik tedbirinin ardından adada bol bol vakit geçirip alışveriş yapıp, bir güzel karnınızı doyurabilirsiniz. Feribot ayrıca Amerika’ya gelen mültecilerin ilk durağı Ellis Adasına da uğruyor. Burada da güzel kareler yakalayabilirsiniz.

  • Empire State ve Rockfeller Center

Manhattan’ı kuşbakışı seyretmek için iki muhteşem gökdelen. Ben Rockfeller Center’da yer alan Top of the Rock’ı tercih ettim. Bunun sebebi Manhattan manzarasının içerisine tarihi Empire State binasını da almam oldu. Kuş bakışı New York ziyaret edenler için mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Empire State ve Rockfeller gibi betondan gökdelenlerin yapıldığı tarihlerde bizim ne tarz yapılarımız vardı bilemiyorum. Tatilimi gerçekleştirdiğim Noel haftası sebebiyle Rockfeller’in önünde meşhur Noel ağacı, buz pisti ve özel festivaller görülmeye değierdi.

  • Central Park

Bu Amerikalıların da hiç kafası çalışmıyor arkadaş. Her metre karesi binlerce dolar eden Manhattan’ın göbeğinde 340 hektarlık alanı Gökdelen, Avm veya Rezidansla değil de parkla dolduruyorlar. Hem de tamamı yapay, sonradan ağaçlandırma ve neredeyse dünyanın her yerinden bir nesne getirilerek özenle yapılmış ve çok büyük paralar harcanmış bir şekilde. İnsan buraya ne konut dikerim arkadaş demekten kendini alamıyor.

Central parka birkaç defa gittim ancak baştan sona doğru yürümeyi maalesef hiç birinde başaramadım. Amerikalıların simit açma karışımı tuzsuz kahvaltılığı “Bagel” ve kahve ile temiz havada sincapların içerisinde kahvaltı yapmak mutlaka sizinde planlarınızda olsun.

Fayton ile gezmek bu parkın en keyifli alışkanlıkları arasında. Faytoncuların üçte biri Türk ve bende Şaban isimli genç bir Faytoncu ile parkta dolaştım. Memleketli birisiyle gurbette tanışmakta ayrı bir keyifli hani.

  • Metropolitan Müzesi

Central Parkın içinde ve 5.cadde üzerinde yer alan bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. New York ta bir çok müze ziyaret ettim ama sadece bu yazıda Metropolitan Müzesinden bahsedeceğim.

İçinde Türk ürünlerinin de bulunduğu dünyanın en önemli birkaç müzesinden biri olan bu gezi alanında özellikle Eski Mısır’a ait eserler mutlaka görülmeli. Mumya tabutlarından tutun, Heykeller ve Piramitlere kadar görülmesi gereken eşsiz eserler var. Üstelik ücreti kişi başı sizin gönlünüzden ne koparsa şeklinde tamamen ne ödeyeceğiniz size bağlı. Mutlaka, mutlaka, mutlaka gidin.

  • Brooklyn Köprüsü

1883 yılında tamamlanan ve tamamlandığı zaman dünyanın en uzun asma köprüsü olan bu tarihi yapıyı yürüyerek karşıdan karşıya geçmek serbest. Geçtikten sonra Brooklyn’den Manhattan manzarası eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

 

Son Olarak

New York’a girdiğiniz anda o şok anını attıktan sonra artık sizde bir New Yorker oluyorsunuz. İster istemez bu şehrin serbestliği, özgürlüğü ve hiç uyumayan yapısı sizleri de kendine bağlıyor olacak. Hiç yabancılık hissetmeyeceksiniz çünkü şehrin neredeyse tamamı yabancılardan oluşuyor. Hayat biraz pahalı onu düşünüp planlarınızı da ona göre yapın ancak mutlaka ama mutlaka New York’a uğrayın.

 

Ahmet Sadi

Gazel

166140673723757389_ess91h8o_f

 

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun

Târik-ı gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem
Münkirine mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun

Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapunda mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun

El benim dâmen senin ey rahmeten li’l-âlemîn
Şöhretim isyân benim sen afv ile meşhûrsun

Pâdişâh-ı evvelin ü kıblegâh-ı âhirin
Evvel ü âhir imâmü’l-enbiyâ mezkûrsun

Yâ Resûlallah umarım diyesin rûz-i cezâ
Gerçi cürmüm çoktur ammâ, Itrî’ya mağfûrsun!..
Itrî Mustafa Çelebi (Buhûrizâde)

Zalum ve Cehul

 

image043

Ahzab Sûresinin 72. âyetinde:”Biz emaneti, semalara, yere, dağlara arz ettik ama onu almaktan çekindiler, ondan korktular. Ve sonunda onu insan yüklendi. Ama bir Zalûm ve Cehûl olarak…” buyruluyor.Burada özellikle “zalim ve cahil” yerine “zalûm ve cehûl” ifadesinin kullanılması dikkat çekiyor.

Sadrettin KONEVÎ Hazretleri’nin Şerh-i Hadis-i Erbain(Kırk Hadis Şerhi) adlı Abdülkadir AKÇİÇEK tarafından tercüme edilen eserini okurken bu kelimelere farklı bir mana verildiğini müşahade ettim.Bunun üzerine bakabildiğim meal ve tefsirlerde bu bakış açısını göremediğim için konuyu paylaşmak istedim.Gerçi eserdeki Hadis Şerhleri tasavvufi zaviyeden ele alınmış zahiriden ziyade gaybi-işari manaları üzerinde durulmuştur.Meseleyi ele alırken bu yönünün unutulmaması lazımdır.Hazret-i KONEVİ 26. Hadis’in şerhinde konu ile irtibatlandırarak ayeti aşağıdaki gibi izah eder:

“26. HADİS-İ ŞERİF: Resulullah (SAV) Efendimiz Rabb’ ından naklen anlatıyor:

“Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

Beni, ne yerim aldı, ne de semâm… Lâkin beni mü’min, taki, naki, vera hâli sahibi kulumun kalbi aldı…”

Görüldüğü gibi bu da Kudsî bir Hadis-i Şeriftir. Şöyle manalandırmak mümkündür:

“Ben hiç bir yere küllî olan esma ve sıfatımın bütün cihetinden tecelli etmedim. Ancak kemâl durumuna bağlı bulunan ve dolayısı ile bana izafeti olan kulum müstesna. Tecellimi Bana yaparım.”

Bu Hadis-i Şerifte bazı kelimeler geçti. Onları biraz açmak icabedecek. Sırası ile onlar, taki, naki, vera kelimeleri idi.

Taki: İki yönlü isimlerden, bilhassa ibadetle ilgili yönü ile olup kalmaktır. Diğer yönü ile değil.

Naki: Çoğunluğu ile ilahî isimleri müşahede etmektir. Yukarıda zımnen anlatılan iki yönlü isimlerin birbirinden ayrı bazı imtiyazları vardır. Bilhassa ibadet ile ilgili kısma verilen imtiyaz

bir başkadır.

Vera: Mâsivayı bırakıp Zât-ı İlahî’ de olmaktır. Ama O’ nun gayrından fenâ bulmak sûreti ile.

Bütün bu manalara şu âyet-i kerime işaret etmektedir: “Biz emaneti, semalara, yere, dağlara arz ettik ama onu almaktan çekindiler, ondan korktular. Ve sonunda onu insan yüklendi. Ama bir Zalim ve Cahil olarak…” (Ahzab Suresi, Ayet-72)

Yukarıda geçen âyet-i kerimenin tefsirini yapmak ve onda geçen bazı kelimeleri açıklamak gerekecek. Adı geçen kelimeler Emanet, Zalum ve Cehul kelimeleridir.

Şöyle ki: Emanet burada tecellinin kabulü manasındadır. Ama ilk tecelliyi, her şekil ve tümü ile… Bu emaneti almayanlar için, “Ama, onu almaktan çekindiler, ondan korktular…”

buyuruldu. Bunun sebebi, onun ancak tam zuhurunu göstermekten yana bir kabiliyete sahip olmayışlarıdır. Bir de o âlemin hakikatına tam olarak uyamayışlarıdır.

“Sonra onu, insan yüklendi…” buyuruldu. Sebebine gelince; kabiliyeti kemâl derecesinde olup, uyuşu tamdır çünkü onun vasıfları arasında şunlar vardır:

Zalûm: insanın nefsini ifna edişini anlatır.

Cehûl: herşeyden geçtiği için Hakk’ ın zâtından gayrını bilmez. Bu manaları anla.”

Görüldüğü gibi ZALÛM’u “çok zalim” anlamından ziyade bir diğer manası olan ” kendini örtme,karanlıklara gömme,başkasını gösterme” şekliyle izaha çalışırken sanki “FENAFİLLAH” mefhumu ile açıklamaktadır.Yani

“Sen çık ki aradan

Ortaya çıksın YARADAN” ifadesi anlaşılmaktadır.

CEHÛL kelimesini ise “çok cahil” açıklamasından çok “başka şeylere kapalı olma,O’ndan başkasını bilmeme” anlamıyla ele alınıp “MARİFETULLAH” kavramına göndermede bulunmaktadır.

Zaten ayetin sibakında(başında) anlatılan özellikleri(yani çok ağır olan emaneti) yüklenebilecek bir kabiliyet tahkiri(hakareti) değil takdiri(övülmeyi) gerektirmektedir.Allahu A’lem(Doğrusunu Allah bilir).

 

Akif Cemil

Küçüktüm

atessu-ve-ask

Küçüktüm…

Çıtır çıtır kestaneler sobanın üstünde, patatesler sobanın ciğerinde közlenirken etrafına doluşurduk kardeşlerimle birlikte. Toplardı babaannem bizi, sonra da başlardı ‘’Bir varmış, bir yokmuş’’ dan, uz gittiğimiz derelere tepelere uzanan bin bir gece masallarına.

Her gece için yalnızca bir masal hakkımız vardı. Masal dinlenir, kestaneler yenilir ve ‘’ilk önce kim yatağına girecek?’’ yarışı başlardı. Sütlerimizi getirirdi annem sonra. İçine bir miktar da bal katardı. Oysa ben sütü hep sek severdim. Babaannem ise ballı sütü içersem eğer ‘’Bal Kız’’ olacağımı söylerdi. Tıpkı masallardaki gibi. Sırf o beni ‘’Bal Kızım’’diyerek sevsin diye içerdim o ballı sütü.

Nihayet uyku vaktimiz gelir, babaannem yanı başımızı oturup tek tek başımızı okşar, ‘’Haydi kuzucuklar, dua vakti.’’ derdi.

Küçüktüm, küçüktük…

Toplasan en fazla iki cevizin sığabileceği kadardı avuçlarımız. Ama dualarımıza tüm samimiyetimizi sığdırabileceğimiz kadar da kocaman bir yüreğimiz vardı.

Küçüktüm, küçüktük…

Ellerimiz iki cevizin sığabileceği kadardı, ama çocuk saflığında kocaman bir yüreğimiz vardı.

Babaannem, bize her işimize besmele ile başlamamızı öğütlerdi hep. Öyle yapınca her şeyin ayrı bir bereketi olurmuş. Hayatım boyunca bu öğüde sadık kalmaya çalıştım.

Sadece ilk defa hayatımda bir şeye besmelesiz başladım. Belki de bu yüzden seni sevmelere doyamadım.

‘’Zararın neresinden dönülse kârdır,’’ derler.

‘’Niyet ettim seni Allah için sevmeye’’ desem, ömrünü ömrüme katar mısın?

Gel, bu sevmelere birlikte çekelim besmelemizi.

 #Eylül

#31102014

Bazen

74301e3cc57355eaf584d6a61515c58b_1336950893

Bazen, bazenler bitmek bilmez.

Keşkeler hücum eder üzerine birden bire.

Boğulursun…

Sıkılırsın…

Yağmur yüklü bulutlar çullanır üzerine, bir heyula gibi.

Yağsın dersin üzerime,

Tüm yıllanmış umutlar.

Fırtınalara aldırış etmezsin bile.

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin sadece.

Sessizce…

Terk-i diyar eylemek istersin bazen.

Dudaklarında  bir Nâzım bestesiyle birlikte…

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Martı seslerinin dalga seslerine,

Rüzgar uğultularının insan çığlıklarına karıştığı sahil boyunu adımlarsın.

Arkana bile bakmadan.

Bazen, olur ki bir Ceyhun Yılmaz cümlesine şahit olur dudakların.

“ Ne renk olursa olsun gözlerin,

Ben seni deniz kenarı gibi sevdim. ‘’ dersin.

Deyiverirsin…

Bazen, tüm sevdiklerinin aslında hiç hayatına girmemiş olmayı dilersin.

Sanki sen olmasaydın, onlar çok daha mutlu olacaklarmış gibi gelir.

Halbuki, bilmezsin.

Bilemezsin….

Senin yokluğunun onlara nasıl bir ıstırap verebileceğini,

Tahmin dahi edemezsin.

Sadece olmamış olmayı dilersin.

Elinden gelen budur yalnızca çünkü.

Dar görüşler,

Sığ düşünceler.

Bazen…

Çok sevdiğin, değer verdiğin birisi olur hani.

“ Güneşi kaldır at, onu koy yerine.

İşte benim küçük dünyamın ışığı odur. ‘’ dersin.

Biri çıkıp gelir sonra dünya ve güneşin tam ortasında, merkeze.

Işığını kesiverir.

Nefesin kesilir.

Bazen, sırf o mutlu olsun diye yaşarsın.

Bazense onu ilk gördüğün gün için kendine kızarsın.

O ilk gördüğün an, aklından çıkmak bilmez.

Her gün keşke dersin..

Keşke hiç doğmasaydım.

Keşke onu hiç tanımamış olsaydım.

Bazen…

Dudaklarının arasında ömrünü tüketirken son sigaran,

Çekiverirsin dumanını içine.

Ciğerlerinin ta dibine dibine.

Sonra bir de gelmişine geçmişine…

Bazen…

Onsuz geçen yıllarına dönüp bakıverirsin.

Bardağın kenarındaki dudak izi hâlâ taptazedir mesela.

Ya da dudaklarının arasında saklı o bir damla değivermiştir peçetesine.

Onu dahi saklamışsındır belkide.

Kim bilir?

Bazen, sadece ağlamak istersin, onu sana hatırlatan şarkıları dinlerken.

Sadece dinlemek ve ağlamak.

Susarsın.

Zaten konuşsan da ne fayda.

Lügatler bile anlamsızken…

Bazen,

Yakıp parçalamak, yok etmek istersin tüm anılarını.

Ondan kalmışları.

Yarımlıklarını.

Kırılmışlıklarını.

Parçalanmışlıklarını.

Belki bir deniz yolculuğu sırasında,

Kim bilir?

Bazen içinden geldiği gibi doyasıya küfür etmek istersin ona.

Kırılmışlıklarınla, parçalanmışlıklarını avuçlarının arasına terk edip gittiği için belkide.

Kim bilir?

Gözlerini unutamamışsındır hani.

Dün gibi tazedir yüreğinde o bakışlar.

Seni başkalarına terk ettiği için belkide küfür etmek istersin ona.

Seni başkasının hayallerine,

Başkasının sevgisine,

Başkasının aşkına,

Başkasının umutlarına terk ettiği için.

Kim bilir?

Hiç kimse…

Bazen, tüm aldanmışlıklarını eski bir bavula doldurup, uzaklaşmak istersin.

Dudaklarında ömrünün son demlerini yaşayan sigaran…

İki dudak arası boşluktan fısıltıyla çıkan bir Nâzım bestesiyle birlikte.

Aşiyan yollarını aşındırmak istersin.

Denizin kıyısından kıyısından yürümek gelir içinden.

Dur bekle!

Yol uzun.

Çıkar ayakkabılarını, al eline.

Bırak, dalgalar götürsün seni,

Ayak izlerinin götürdüğü yere.

 #Eylül

#BenŞarkımıSöylerken31102008

 

 

Tunus

 

 

Tunisia_photos_tunis_sidi_bou_said (39)

 

Tunis Air

Açılışı özellikle Tunis Air ile yapmak istiyorum. Gerek yurt içi gerekse yurt dışı olmak üzere birçok kez uçak yolculuğunu tercih ettim. Şu zamana kadar böyle bir uçak yolculuğuna şahit olmadım, olacağımı da zannetmiyorum. Tunus’a gitmek isteyenler gerçek anlamda macera arıyorlarsa mutlaka gidiş gelişlerinde TunisAir’i tercih etmeliler. Gözünüzde canlandırmak için 80’ler de kullanılan Mercedes 302’nin uçan versiyonunu düşünmenizi öneririm, buna asık suratlı hostesleri, bağrışma ve gürültüyü, ara ara hostesler tarafından satılan sigaranın kokusunu ekleyin. Evet Tunis Air böyle bir yolculuğu size vadediyor.

Üçlü sıramıza oturan iki bayanın bizim koltuklarımıza çökmesi ve yerlerinden kalkmak istemeyişlerini ilk başta hayretle karşılasak ta bizdeki sabır kuvveti ağır gelerek ablaları koltuğumuzdan kaldırmasını bildik. Koltuk numaraları bizdeki kadar ehemmiyetli değil. Şehirler arası taşıtlarda koltuk numarasının verilmediğini daha sonra yaşayarak tasdik edecektik.

Bir başka ilginçlikte uçağın kalkışında tüm ışıkların kapatılmasıydı. Diğer havayollarında sunulan hatta bizim şehirlerarası otobüslerimizde bulunan kişiye özgü çok amaçlı ekran şöyle dursun, uçak içerisinde harita veya yüksekliği bildiren herhangi bir ekrana rastlamadık. Sanırım beklentimiz çok yüksekti. Tunus Air ile ilgili koca bir makale daha yazabilirim ancak komiğime giden bir başka husustan bahsedip konuyu kapatmak istiyorum. Sallaya sallaya ve sert indirilen uçağın, yolcular tarafından büyük bir coşkuyla alkışlanması çok tuhaftı. Ama sonraları böyle bir teneke yığının iyi ya da kötü uçurularak sonuçta sağ salim indirilmesini düşündüğüme alkışı hak ettiğine inandım.

Tunis

Tunus’a gece yarısı ayak bastık. Tüm taksicilerin tarafıma göstermiş olduğu ilgi o kadar büyüktü ki bir an kendimi ünlü bir sanatçı olarak hissettim. Adeta herkes imza almak için birbiriyle yarışıyordu ya da bu konuyla alakalı burada ifade edemeyeceğim aklıma daha kötü örnekler gelmiyor değil. İlk bindiğim taksinin onlarca Dinar istediğini belirten el işaretlerini görünce hemen inip on dinara anlaştığım taksiye bindim.

Tunis merkezi tipik bir Fransız ekolü. Ülkenin Fransızlar tarafından sömürülmesine o denli alışmışlar ki Fransa denilince herkesin gözlerinde bir ışıltıya rastlayabiliyorsunuz. Ayrıca en varoş görünümlü taksici dahi Fransızcayı çok iyi derecede konuşabiliyor. Şehrin göbeğinde yer alan saat kulesi ve Paris ekolü Habib Bourgiba caddesi ışıl ışıl. Çevresinde kafeler ve ünlü mağazalarıyla kesinlikle Tunis’te ilk görülecek mekandır. Aynı cadde üzerinde yer alan Türk Restoranı her ne kadar bizim yemekler olsa da içinde kullanılan baharatlar ve yağ ile bizim damak tadımızdan çok uzak. Büyük bir porsiyon döner söyleyip yemeden kalkmış birisi olarak bunları söylüyorum.

Damak tadı olarak bu ülke bizde kullanılmayan baharat çeşitleri ile –ki özellikle sert kokusuyla Safran- bizim damak tadımızdan çok uzakta. Benim gibi yerel tatlardan hoşlanmayanlar aç kalmamak için mutlaka yanlarında sandviç veya konserve tarzı bir şeyler götürmeliler.

Bu kentin Madina’sı, Tramvayı ve Zeytuna cami yine görülesi gerekir. Vakit bulup Bardo müzesini gezemedim ancak gideceklerin bu kentte mutlaka uğraması gereken yerlerden.

 Hammamet

Tunus turizme gözünü açmış bir ülke. Bunun en büyük örneğini sahil kenti Hammamet’te görüyoruz. Eski hammamet Old, Yeni hamamet’te Jasmin olarak adlandırılmış. Old Hammamet, İçinde Osmanlı kalesi ve eteğinde Madina diye adlandırılan çarşılarıyla tarih kokuyor. Madina hemen her şehirde bulunan içerisinde küçük dükkanları barındıran bir nevi kapalı çarşı esnafı gibi. Satıcıları sıcak, candan ve çok uyanık. Özellikle Barbaros Hayrettin sayesinde neredeyse tüm Tunus Osmanlı aşığı. Aşık olmasının bir diğer sebebi de neredeyse herkesin izlediği Türk dizileri. Muhteşem Yüzyıl ve Kurtlar Vadisi buranın en büyük ekolü.

Jasmin Hammamet, sonradan hatta çok kısa bir süre içerisinde yapılmış oteller kasabası. İçerisinde çok sayıda beş yıldızlı oteller ve tertemiz yürüme alanıyla sahili görülmeye değer. Burada yapılacak kısa bir Fayton veya Deve turu gezinize renk katabilir.

Jasmin Hammamet’in de sonradan yapılmış bir Madina’sı var. Büyük bir eğlence parkı bu kasabanın tam göbeğinde yer alıyor. Özellikle Barbarosse diye adlandırılan kapalı alanda küçük tekne turu Haçlıların Tunuslulara yaptıkları zulmü ve Osmanlı Askerlerinin onları kurtarmasını mükkemmel bir şekilde gözler önüne seriyor. Bir Türk olarak başka bir kıtada mehter marşını duyup ülkenizden övgüyle söz edilmesi ve bunu gelen tüm turistlere sergilemeleri gurur veriyor. Haliyle bu sergilekleri vefa örneği, Osmanlı’nın onların kalbinde kurduğu tahtın sembolü.

Sidi Bou Said

Öyle bir yer düşünün masmavi bir deniz, tamamı beyaz, sadece kapı ve pencereleri mavi olan ve insana huzur veren iki katlı evler işte burası Sidi Bou Said. Turistik küçücük bir kasabada Cafe de Nattes’in Kahvesi ve tarihi mekanı, Cafe De Delices’in manzarası yukarıdaki fotoğrafın çekildiği mükemmel manzarası bu kasabada mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Önemli:

–          Pazarlık bu ülkenin olmazsa olmazı, Teklif edilen rakamın inanın onda birine istediğinizi alabilirsiniz. Yeter ki sabırlı olun ve gerekirse dükkânı terk edin, o yanınıza gelecektir.

–          Ülkede taksimetre havaalanı haricinde açıktır. Taksi aşırı ucuz olduğundan tüm şehri taksi ile dolaşmanızı tavsiye ederim.

–          Şehirler arası terminalde aldığınız bilette numaraların bulunmaması araçların yaklaşık on beş dakika hareket etmeleri ve itiş kakış sonucu darp izleriyle otobüse binmeniz gayet doğal. Tavsiyem pazarlık yaparak özel araçlarla şehirlerarası gezmeniz.

–          Tam bir Polis devleti. Herhangi bir yerli canınızı sıkmaya kalkarsa polise gideceğinizi söyleyin. Herkes polisten çok korkar.

–          Ülkede yerel para çıkışı yasak. Yani Türkiye’ye Tunus Dinarı getirmeniz imkansız. Onun için alışveriş veya dövizle paranızı çevirin aksi halde el koyabilirler.