Olmuyor

2

 

Olmuyor..

Hic bir sey kolay olmuyor hayatta,
Benimkisi ise hicbir zaman kolay olmuyor.
Her gun bir yuk daha binerken sirtima
Tasisam olmuyor, biraksam olmuyor…

Beyhude akittigim goz yaslari,
Senden baska da yine silen olmuyor.
Gurbet ustune gurbet, yetsin derken bu cile
Gitsem olmuyor, kalsam olmuyor…

Ne hazin bir turkuymus ayrilik
Yerin baskasiyla da asla dolmuyor.
Neye el atsam sarar yarami diye
Merhem olmuyor, derman olmuyor…

Koskoca dunyanin icinde yalniz bir ben
Durmus bu koca gezegen asla donmuyor.
Kafesler icinde kalmis kararmis bir kalp
Tutsam olmuyor, salsam olmuyor…

Ondan gayri kime meyil ettiysem
Heyhat, zalim eliyle gonul ehli olmuyor.
Sucsuz insanlar zulume maruz kalirken
Aglasam olmuyor, gulsem olmuyor…

Ahmet Sadi

(Amerika notlari)

 

 

 

Anna

Mystic River Day Misty Creek Sun Natural Orange Smoky Cenar Fog Paysage Horizon Computer Cold Water Sunrays Sunrises Scene Photoshop Smoke Landscapes Cool Moss Photography Panorama Mystical Mirror Pond Multi Coloured Mist Sunny Beach Wallpaper In HD

 

Anna

Bir teror uluyor ruhumun karanliginda

Bir el uzaniyor; sari, soguk, sevimsiz ve sessiz

Cekip aliyor savunmasiz seni benden

Seni bilmenin olusturdugu girdapla ben

Kuculup kaybolan bir kayan yildiz gibi

Gecip gidiyorum hayatindan, parlak ve sessiz

Icimde sir dolu bir gece yolculugunun

Bana biraktigi dus dolu bir bosluk

Delik desik ruhumla bir basima

Sensizlik dolu koca bir sehirde

Yavasca buyuyorum..

 

Esved

Yani N’olmus

526x297-nbu

 

Çaktırmadan ben, giderken sen
Yüzüne baktım, dedim çok erken
Ama içimden,

Duymadın, duysaydın da giderdin zaten

Gidenin önünde dağlar mı durmuş
Hangi giden giderken kime sormuş
Sende gidecektin, bitti diyecektin
Bunları bile bile sevdim yani n’olmuş…

 Oktay Makar

Küçük Kız

13d36ae25d15840a1cb8d6d6007c1198_1343985606

 

Hiç sevemedim çocukları..
Mizacım sert, yaptığım işten olsa gerek…
Anne ve babası trafik kazasında ölmüştü.
Ufaklık onu biliyor ya da anlıyorcasına ağlıyor, ağlıyor…
Susmak bilmedi bir türlü.
Sağa sola emrettim susturun şunu diye…
Aldırış etmeden memur arkadaşların benim hakkımda düşündüklerine..

Burada işimiz bitti, cenaze sonrası işlemler tamamlanmış gitme vakti gelmişti.
Bayan memurlardan birisi elinde bez bir bebekle çıkageldi. Oyuncağı, ağlayan kızın yorgunluktan düşmüş kollarına sıkı sıkıya sardı.
Afacan Susuverdi birden, tebessüm etti peşinden.
Yetim ve öksüz kaldığından habersiz tek derdi bebeği olmuştu…
O gülünce durumun vahametinden uzaklaşıp gülüverdi herkes. Sanki olay yerinde değil de, müsamere salonundaydık.
Bir bendim mutsuz…
O küçük kız gibi hayata aldırış etmemeyi ve onun kadar mutlu olabilmeyi isterdim..

 

Ahmet Sadi

İyi Olacaksın

 
 

 

Birkaç defa hastanenin aciline götürdüler beni. Hiç unutmuyorum acıdan nefes alamayacak bir haldeyken hatta keşke birkaç dakika ağrım dinse de rahatlasam dediğim bir anda gassalın elindeki meyyit gibi o çok korktuğum donuk yüzlü, sevimsiz hastaneler ve doktorlara emanet etmiştim kendimi.

Aile itibarıyla da çok hoşlaşmayız doktor kesimiyle. Sevmeyiz hastanelerin o acı kokusuyla burnunu yakan asık suratlı yüzünü. Oysa ibret için ne kadar da önemli değil mi? Benimle dünya arasına giriyor diye mezarlıkları ve hastaneleri görmezden gelirim hep.

 İşte tam o görmezden gelemediğim anda hiç çekinmeden sırf bu çektiğim acıyı kopartsınlar içimden diye beklerken, beni muayene eden bayan doktorun “Merak etme, iyi olacaksın” sözü belki de duymayı istediğim ama farkında olmadığım en önemli iki kelimecikti.

Belki inanmıyordu dediğine, belki de moral vermek istemişti halime acıyarak. Eminim o zaman zarfında duymak istediğim söz kesinlikle buydu.  

Her türlü sıkıntı başımıza gelebilir, öyle ki dünyada taş taş üstünde kalmasa bana bundan daha acı hiçbir şey olmayabilir deriz ya hani, işte o dönemlerde anlık karamsarlığınız ve bocalamanız içerisinde bu söz ilaç gibi yetişir.

Zor bir dönem atlattığınız zaman, kendinizi yalnız hissettiğinizde ya da maddi olarak çöküntülü bir yaşam sürdüğünüzde yüzünüze tebessüm, içinize huzur ve geleceğinize umut veren bir sözdür bu.

İnandığınız ölçüde  varsınızdır. İnanmanızı da tetikleyecek bazen tek bir kelime olabilir. Doktor haklıydı ertesi gün neredeyse hiç yaşanmamış gibi iyileştim. O acı dolu günden aklıma tek tesir eden hadise zor anlarında ağzınızın içine bakan ve söyleyeceğiniz sözün tesirinin büyük olacağını gördüğünüz kimselere manevi destek olmak ve onların acılarını paylaşmak olmalı.

İnanın neredeyse okumadığım kişisel gelişim kitabı kalmadı, muayenede okuduklarımın aklıma tek kelimesi bile gelmedi. Birisi bana NLP veya kişisel gelişim deseydi küfrederdim sanırım. Sadece ihtiyacım olan iki kelimeymiş; “İyi Olacaksın” Kısa ama etkileyici iki kelime.

İyi olacağım, aile olarak, şehir olarak, toplum olarak, iş olarak veya gelecek olarak İyi olacağız. Yeter ki birbirimize inaalım ve destek olalım. Senin zihniyetin bu, sen şunlardansın, sen bunlardansın, şuurun bulanık, bakışların çökük, örümcek beyinlisin, bidon kafalısın veya örgütçüsün bakışından sıyrıldığımız ve bu soluğu aşıladığımız zaman inanın çok iyi olacağız.

Önce içimize sindirebilmek daha sonra da muhatabımızın karakterinden çok ihtiyacı nispetinde zor anlarını paylaşabilmeyi kavrayabilmek önemli.  Vesselam..

 Ahmet Sadi

Bir Devre Işık Tutan Mısralar

 
Bir pazarda başladı alış verişin
Ve kutlu bir nesle meyve sunuş.
Sermayesi bir hiçti bu işin,
Bir avuç insanla başlar kuruluş.
 
Boyunca insanın zor sığdığı
Kulübede geçiyordu günlerin.
Başımızda ilkbahar güneşi ılıklığı,
Goncalar kuşatmıştı güllerin.

Gözyaşlarındı ikindi sularında
Deryalar boşaltan ruhlarımıza.
Bir şafak gülüşü çehren, yarında,
Bir bahar coşkusu saldın kanımıza

Yeryüzü çöldü ey gönül o zamanlar,
Çöle düşmüş damlalardı gözyaşın.
Bir kaç arkadaş bulmuştun halden anlar,
Bu ses senindi; Yokuşlar aşın !…

Minberler lerzeye gelirdi sesinden
Sanki gök gürültüsüydü naran…
Nice vahşiler dahi çıkıp ininden
Seni dinlerdi uzaktan, yakından..

Sen yepyeni bir üslupla
Özlere sevgi, hoşgörü örüyordun.
Çölde ab-ı kevser bulup da Okumaya devam et

Sıfır Tolerans

 

Bildiğiniz üzere birkaç gün önce Türkiye Futbol Federasyonu için tarihi bir gün yaşandı. Federasyonun yaptığı olağanüstü (Olağan) toplantısı küme düşme cezasının “Bir kereye mahsus” puan düşme ile değiştirme kararı Mehmet Ali Aydınlar açısından fiyaskoyla karşılandı.

Futbola olan ilgimiz gittikçe azalıyor. Böyle mide bulandırıcı ve kişiye özgü yaptırımları olan, kurallara karışılmamış, sadece futbol olduğu için izlenilen veya ilgiyle takip edilen ligler var. Diyorum bazen biz Süper ligden elimizi çeksek, Süper lige göre çok daha ucuz olan İngiltere Premier ligi veya ücretsiz İspanya La Liga’yı takip etsek çok daha değerli olacaktır.

Belli bir kesimi korumak, kollamak ve üstünlere göre hukuku düzenlemek artık günümüz düşüncelerinin çok çok gerisinde divanece ve beyhude bir girişim. Ve onları savunmakta aynı derecede sefilcedir.

Bu kapsamda şike yapan takımlara ceza vermemek gayri ciddi bir adımdır. Kurulu toplayıp puan eksiltme bahanesiyle bir kereye mahsus değişim olması ne demek? Şike soruşturması başladığından beri görev yaptığım tüm medya gruplarında yazdığım yazıları incelediğinizde, Fenerbahçesiz bir ligin olmayacağını ve keyif vermeyeceğini söylemiştim ama bununla birlikte adaletinde tam işlemesini daha çok savunuyorum.

“Merhamet etmeyene, merhamet edilmez” Hadis Şerifinin sırrınca, milyonlarca taraftarı olan ve ülkemizde ciddi gündem yapılan Türkiye Süper ligini şeklen ve manen bozan, insanların içindeki sevgiyi delen insanların ceza görmesi gerekmektedir.

Online biletlerin satılmadığı zamanlarda, sabahın en erken saatlerinde stadyumların kapılarında bilet kuyruklarına giren birisi olarak, futbolu ve mücadeleyi sevdiğimi ifade edebilirim. Şike söylentilerinin yapıldığı sezon ve maçlarda dahi bir taraftardan fazlası olarak maddi ve manevi emek verdim. Şahsen, başlangıcı ve sonucu önceden üstünler tarafından belirlenmiş, formaliteden öteye gidemeyen ve sonucu belli maçlara çeşitli şekillerde taraftar olarak hakkım geçmiş bulunmakta. Tüm vermiş olduğum emekler için hakkımı helal etmiyorum, edemiyorum.

Nice sporsever arkadaşım olmuştu, cebindeki son kuruşunu gönül verdiği takım uğruna feda eden. Şimdi Milyonlarca kişinin takip ettiği bu organizasyonlarda her bir ferdin hakkının geçtiğini unutmamak gerekir.

Olayı Fenerbahçelilik olarak algılayan ve ne şiş yansın ne kebap politikası takip eden Aydınlar’ın, olayı yumuşatma, gevşetme ve zihinlerde yok olmasına yönelik inkişaf ettirdiği her adım aksi ile tokat gibi kendisine çarpmıştır.

Meselenin kulüp taraftarlığından ve fanatiklikten çok Türk futbolunu baltaladığı ve dünya çapında çöküşüne neden olduğunu unutmamak gerekir. Adı geçen kulübün taraftarları hiçbir zaman şuan cezaevinde olan başkanını aklamak ve suçluluğunu göz ardı etmek gibi bir niyeti olmamalıdır.

Hangi kulüp veya hangi spor dalı olursa olsun, içine şüphe uyandıracak durum, şaibe ve usulsüzlük katılmış ise yaptırımı çok ciddi ve ağır olmalı ki peşinden gelecek suçluların önü kesilebilsin. Bknz. İtalya Seri A

Futbola olan ilginin sürekli azalması sonucu Playoff sistemi gibi gereksiz ve ilkel kuralların yapılması, bataklığa saplanan insanların kendilerini daha dibe çekmesinden öteye gidememiştir.

Bugün iki tarafa da yaranamayan Federasyon başkanının küskün bir çocuk gibi küsüp terk etmesi yerine, kendisi ve ekibiyle zarar verdiği Türkiye Süper ligini yine kendi eliyle ayağa kaldırması gerekmektedir.

Kurul kararı sonucu değişmeme yönünde sıfır tolerans sağlayan üyeleri kutluyor. Futbol adına nice güzel günlerin gelmesini temenni ediyorum.

Sevgilerimle..

 

Ahmet Sadi

Sana Bir Sır Söyleyeceğim

 
 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim hiç bir zaman erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında
İşte bunun için diyorum ikide birde seni seviyorum sözünü
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristalini
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim

Louis Aragon

 

Galatasaray Doludizgin

Hafta sonu çok sevdiğim bir dostumun davetlisi olarak Galatasaray Bursaspor karşılaşmasını izledik. Soğuk İstanbul’un sıcak futbolu tüm izleyenler gibi bizlere de keyifli bir futbol sunarak içimizi ısıttı.

İtiraf etmeliyim ki ilk yarıda oynanan mücadele sahalarda ender görülecek derecede güzeldi. Bir haftada üç karşılaşma oynanan Türk Telekom Arena’nın zeminleri soğuk havanın etkisiyle iyice dağılınca, izleyenlere oyuncuların kondisyonlarını sergileyeceği, mücadeleci ve teknikten uzak futbol sunuldu.

Son maç istisnasız Galatasaray’ın son üç sezonda izlediğim en iyi karşılaşmasıydı. Bursaspor karşısında sürekli pres yapan, koşan ve yılmadan mücadele eden bir Galatasaray izledik.

İlk hafta haricinde sürekli ivme kazanan Galatasaray’da oyuncuların birliktelikleri ve takım oyununu yansıtmaları Fatih Terim havasının iyiden iyiye Sarı Kırmızılılara büründüğünü gözlerönüne seriyor.

Melo’nun defanstan bir topu çıkartınca yaptığı sevinç hareketlerini, gol atıldıktan sonraki tüm takımın birlikteliklerini Cimbom’da takım oyununun oluşmasından başka açıklayabilecek bir sebep bulamıyorum.

Terim’in ekibinin ikinci yarının başlarında bu enerjiyi bulamaması kadar doğal bir şey olamaz. Geçen sezon kurumsal kimliğini neredeyse kaybedecek noktaya gelen köklü bir kulübün çok kısa bir sürede şampiyonluğun ciddi favorilerinden birisi haline gelmesi zaten büyük bir başarı sayılmalıdır.

Galatasaray taraftarları her geçen hafta kondüsyonu çok daha sağlam, takım içi birliktelikleri üst safhada bir takım görüyorlar ve bu gidişle görmeye devam edecekler. Puan kaybetseler dahi futbolcuların yüzlerinden o hırsı okuyabilirsiniz.

İsimleri problemlerle anılan Kazım ve Engin Baytar gibi isimlerin ikinci baharlarını yaşamalarının en büyük etmeni oyuncularda takım oyunu mantığının oluşmasından başka ne ile ifade edilebilir.

Engin’den bahsetmişken bu sezon onu her maçta Trabzon formasıyla Fenerbahçe’ye karşı göstermiş olduğu üstün performansına yakın görüyoruz. Ama kendi bünyeside bu performansa dayanamıyor olacak ki her maçta 60 dakika zor dayanıyor.

En çok sarı kırmızılılarda Riera’yı çözemedim. İzlediğim her maçta topu ezen, teknik açıdan vasatı oynayan ilginç bir isim. Henüz sahada varlık gösteremeyen ve takımı bir kişi eksik oynuyormuş havasına bürüyen bu isme Fatih hocanın neden bu kadar sabrettiğini anlayamıyorum. Belli mi olur belki gayretler meyvelerini vermeye başlar ancak onun yerine Yekta veya Emre Çolak bu ekibe daha fazla katkı sağlayabilir.

Galatasaray alması gereken oyuncu olan Melo’yu kiralamış, kiralaması gereken oyuncu Riera’yı satın almış gibi gözüküyor.

Melo’nun tribünlere oynadığını düşünenler için taraftarların böyle oyuncuları bağrına bastığını ve takıma olan ilgiyi arttırdığını hatırlatmakta fayda var. Ayrıca futbol zaten başlı başına bir eğlence sporu değil mi varsın tirübüne oynayan oyuncular bulunsun.

Bursaspor’a gelirsek, son zamanlarda bu takım bana sanki şampiyonluğa oynayan ekipten ziyade sadece güçlü bir Anadolu takımı havasına bürünmüş izlenimi veriyor. Eski güçlerini bir türlü sunamıyorlar.

Ertuğrul hocanın herkesin kafasında yeni yeni dev olarak yer edinmiş bu ekibin karizmasını toparlayacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle..

 

Ahmetsadi