Amerika ve Türkiye’de ki Starbucksların Farkları

35975

 

Bu konu hakkındaki ilk makaleyi sanırım yine hayatını bir Starbucks hayranı olarak atamış ve birçok ülkede Starbucks şubelerini ziyaret etmiş yine ben kaleme alabilirdim. Bu makaleyi yazmamdaki en büyük etkenin kapitalist bir eğilimin veyahut bir özentinin getirmiş olduğu ilhamdan dolayı olması muhtemel değil. Az sonra okuduğunuzda da hak vereceğiniz üzere herhangi bir Starbucks şubesinde kendimi sosyal medyada etiketleme sevdasından ve bu özenti duygularından çok çok ötede kurumsallığına ve her ülkede aynı kalite ve tadı yakalayan devasa şirkete duyduğum saygıdan yazmak istedim.

İlginç gelebilir fakat Starbucks reklam yapmayan markalardan birisidir. Sizde şimdi fark ettiniz değil mi? Öyle çok gösterişli tabelalar da barındırmaz. Reklamını ağızdan ağıza duyurmayı amaçlayan ve her gün yüzlerce rakibi olmasına rağmen gittikçe büyüyen devasa bir şirkettir. Türkiye’de dört yüzden fazla şubesi olduğunu söylesem yine şaşırır mısınız? Amerika’da yaşadığım süre içerisinde yaşadığım birçok tecrübe ile birlikte yeri gelip sabah 5’te yeri gelip te gece 12’de müşterisi olduğum ve orada uğradığım iki yüzden fazla şubelerin bende verdiği özgüvenle ilginç bir yazı kaleme aldım.

Belirtmem gerekir ki Amerika ve Türkiye’de ki Starbucks yönetim politikası arasında ciddi farklılıklar bulunmakta. Amerika’ya yerleşmeden çok önce Starbucks hayranı bir arkadaşımın vesilesiyle yıllar önce bende bir Starbucks hayranlarından birisi olmuştum. Hatta öyle ki İstanbul Bebek’te bulunan şubesinde neredeyse işe başlayacaktım.

Türkiye’de ilk hangi şubeye gittiğimi hatırlayamıyorum ancak Amerika’da gittiğim ilk Starbucks şubesi New York’ta ki ünlü Times meydanında bulunan Starbuckslardan birisiydi. İçtiğim içecek Türkiye’de ki lezzetle bire bir aynıydı ve bu denli aynı olacağını o zaman tahmin edememiştim. Türkiye’de içtiğiniz bütün Starbucks kahvelerinin lezzetinin Amerika’da bire bir aynı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim.

Dört ayrı kıtada Coca Cola içmiş birisi olarak bu içeceğin bana her kıtada farklı geldiğini söyleyebilirim. Uzmanlar dünyanın her köşesinde kolanın lezzeti aynı ve değişmediğini söyleseler de benim şahsi kanaatim ufakta olsa farklılıklar gösterdiği yönünde. Haliyle fabrikasyon bir ürün olan kolanın aynı tadı almasını beklersiniz ancak her Starbucks kahvesinin aynı tadı yakalaması bir hayli zor. Bu sorunu cömertçe, çalışan baristalarına verdikleri kahve ve üretim eğitimleri ile rahatça aşmışlar. Ve her ülkede kahvelerini bire bir aynı yapabiliyorlar.

 

A person holds a Starbucks Coffee card Wednesday, Nov. 31, 2007 in Pennington, N.J. Starbucks Corp. releases first-quarter earnings after the bell. (AP Photo/Mel Evans)

 

Gelelim Farklılıklara;

  • İlkini Amerika şubelerinde gördüğüm –ki henüz Türkiye’de var olduğuna emin olmadığım- Starbucks kartlar mevcut. Bu kartlar rengârenk Starbucks motifleriyle süslü, banka kartlarına benzeyen alışveriş kartlarıdır. Bu kartlar ile aynı cep telefonlarında yer alan uygulamalar gibi ister kredi kartıyla isterse de nakit para yüklenip herhangi bir şubeden hiçbir ücret gerektirmeden aynı kredi kartı gibi sadece Starbucks kartla ödeme gerçekleştirebiliyorsunuz ve bunlar cep telefonuyla da tanımlanırsa sizlere yıldız olarak geri dönüyor. Elimde koleksiyon yaptığım elliden fazla bu kartlardan mevcut.
  • Bence en güzel ve en önemli özellik benim Las Vegas’ta keşfettiğim şimdi bahsedeceğim ve belki de inanamayacağınız bir Starbucks ikramı. Herhangi bir Starbucks şubesinden alacağınız sıcak kahve çeşitlerinin sadece ilkine tam para ödüyorsunuz. Ve bu ücret ülkemdekine göre yarısında da daha az. Aynı şubede alacağınız ikinci veya daha fazla sıcak kahve sadece 50 cent. Ve bunu cep telefonu veya Starbucks kartlarla yaparsanız bedava. Evet bedava, hem de istediğiniz kadar içebilirsiniz. İsterseniz on tane için hiçbir barista size karışmayacaktır.
  • Özel günlerde içine bakiye yüklenmiş Starbucks kartları hediye etmek orada çok moda. Bir yakınınıza veya sevdiğinize sizin yükleyeceğiniz herhangi bir bakiye ile Starbucks kartı hediye edip sevdiğiniz kişiyi mutlu edebilirsiniz.
  • Bizdeki pasta ve kurabiye reyonlarındaki ürünler ile Amerika’dakilerin neredeyse tamamı farklı. Orada bagel, kek ve kurabiye tarzı ürünler çoğunluktayken ülkemizde pasta ve benzeri ürünler çoğunlukta. Ayrıca reyon dolabında ıspanak suyuna kadar değişik çeşitli içeceklerde mevcut ben daha çok çilekli limonatayı tercih ediyordum.
  • Ülkemizdeki şubelerde “Misto” diye adlandırılan Sıcak sütlü filtre kahve orada da mevcut ancak Amerikalılar bunu pek tercih etmiyor. Orada, sıcak sade filtre kahve daha çok içiliyor. Her şubede şeker ve peçete bulunan konsolda üç çeşit soğuk süt bulunmaktadır. Birisi yarı yarıya süt ve krema karışımı, diğerinde yağsız süt üçüncüsünde de krema oranı düşük süt bulunmakta. Sıcak filtre veya Americano benzeri kahvesini alan oradan istediği ölçüde süt takviyesi yaparak kahvesini yumuşatmış oluyor. Benim gibi filtre kahvesine sıcak sütü sevmeyenler için bire bir.
  • Amerika’nın her ama her Starbucks şubesinde su bedava. İster içecek alın, ister almayın bütün Starbucks şubeleri size ücretsiz içme suyu vermek zorundadır.
  • Cep telefonlarında bulunan uygulamalardan söz etmiştik. O uygulamalarda bilindiği üzere alışveriş yaptığınızda sanal yıldız birikiyor ve bu belirli bir sayıya geldiğinde istediğiniz bir ürünü ücretsiz alabiliyorsunuz. Tamam, buraya kadar her şey normal ancak iki ülke arasındaki cep telefonu uygulaması çok farklı ve oradaki uygulama Türkiye’de kine göre çok ama çok bonkör. Aldığınız ürün başına bir yıldız yerine harcadığınız doların iki katını size yıldız olarak sunuyor ve bu haliyle tüketiciye çok olumlu yansıyor.
  • Amerika’da üç farklı saat dilimi yer aldığından olsa gerek her bölge kendince çalışma saatleri belirlemiş. Batı yakasında şubeler genelde saat sabahın beşinde açılırken doğuda biraz daha geç açılabiliyor. San Francisco’da ki bir şubede saat 5’te kahvaltı yaptığımı söylesem inanır mıydınız? Haliyle Türkiye’de ki şubelerden çok ama çok daha erken kapanıyor. Akşamüzeri altıya kalmadan kapanan Starbucks şubelerinin çoğunluk oluşturduğunu ve sadece birkaç şubenin akşam 9’a kadar beklediğini söylemem gerekir. San Francisco gibi önemli şehirlerde 24 saat hizmet veren bir iki şube de yok değil. California Avenue de ki şubeye Gece 3’te gitmişliğim de yok değil.
  • Amerika’da daha fazla ürün yelpazesi olduğunu söylemem gerekir. Tamam Türkiye’dekilerle aynı olanlar çoğunlukta ama orada balkabaklı içeceklerde bulabilirsiniz ve inanın çok lezzetliler.

Benzerlikler;

  • Az öncede bahsettiğim üzere tüm lezzetler aynı.
  • Her Starbucks şubesi farklılıklar gösterebiliyor ama konsept tüm dünyada tamamen aynı.
  • Her ülkede Starbucks hediyelik ürünleri taslak olarak aynı. Sadece haliyle bulunduğu şehrin veya ülkenin adı farklılık gösteriyor.
  • Lezzet farklılıklarının oluşmasındaki en büyük engel, bütün şubelerde satılan veya üretilen kahvelerin tek elden dünyaya yayılmasıdır. Her ülkede aynı paket kahveye rahatlıkla rastlayabiliyorsunuz. Yani her çeşit kahve tüm dünyayla aynı.
  • Ve tabi ki Starbucks kalitesi her yerde aynı.

 

Sonuç olarak birçok eyalette kahve içmeme rağmen ilk Starbucks şubesi olan Seattle’a uğrayamamak canımı sıkmıyor değil. Her gün gittikçe büyüyen bu firma ciddi yatırımlarla birlikte devasa boyutlara ulaştı. Ünü artık kıtadan kıtaya dolaşıyor. Bu şubelerden çıkmayan, ellerinde iphone ile sosyal medyada kendini etiketleyen Amerika düşmanlarına da çok sözler sarfetmek isterdim ama artık uzatmak istemiyorum.

Bununla birlikte Türkiye’deki şubelerde hala bana yıldız kavramını, filtre kahvenin sadece Misto olduğunu ve hatta soğuk sütle olamayacağını, ilk defa Starbucks’a uğramışım gibi bana tane tane açıklama yapmaya çalışan baristaları tebessümle gülümseyerek dinliyorum.

Ahmet Sadi

 

 

 

New York Gezi Notları

New-York-Times-Square

 

Başlangıç

Amerika vize konusunda çok hassas, ülkesini ziyaret etmek isteyen turistlerle bire birde görüşme yapıyor. Vize ile alakalı çok detaya girmeyeceğim ancak turist vizesine başvuruda bulunanların Amerika’ya yerleşmeyeceğine yetkilileri inandırması gerekiyor bununla birlikte çok kasılmanıza gerek yok, kendiniz olun yeter.

Vizeyi aldıktan sonra ülkeyi ziyaret edip etmemek konusunda tereddütler yaşadım. Bunun nedeni gümrükle alakalı çeşitli dedikodulara kulak asmamdı. Gümrük memurlarının çantaları hatta özel eşyaları açtıkları ve şüpheli gördüğü kişileri sorgusuz sualsiz geri iade ettikleri gibi söylentileri duymuştum. Her ne kadar sabıkasız ve güvenilir bir kişi olsam da insan çekinmeden edemiyor.

Çok net ifade edebilirim ki daha önce birçok yurtdışı gezisi yaptım – Ki bu gece Güney Afrika gezisine çıkacağım- Amerika kadar rahat bir şekilde hiçbir ülkeye girdiğimi hatırlamıyorum. Bir Afrika ülkesi olan Gana’da ülkeye girebilmek için terden sırılsıklam kalmıştım. O yüzden söylentilere aldırmayın ve rahat bir şekilde gezi planınızı düzenleyin. Memurlar güleç yüzlü ve gayet kibarlardı.

 

İlk Gün

Havaalanından 62 $ karşılığı Hollywood filmlerinden tanıdığınız sarı taksilerle Manhattan’ın herhangi bir yerine gitmeniz mümkün. Ayrıca iki çeşit metro ve çeşitli aktarmalarla da çok daha ucuza gidebilirsiniz ben bir an önce gezmek için heyecanımı yenemeyip taksiyi tercih ettim. Taksi şöförü Bangladeşli bir Müslüman, çok sıcak kanlı, çok samimi aramızda din kardeşliğinin verdiği bir bağ ile kolay kaynaştık. Giderken yolları ve gezilecek yerleri kendince tarif etti.

New York beş büyük ilçeden ibaret. Manhattan, Queens, Bronx, Brooklyn ve Staten Adası. Havaalanı Manhattan’a yaklaşık 40 – 50 dakika uzaklıkta. Manhattan’a girdiğiniz zaman gerek binalar ve gerek trafikle Bambaşka bir dünyaya adım attığınızı hissediyorsunuz. Benim ilk gün ilk durağım New York kadar Amerika’nın da simgesi sayılan Empire State Binasıydı. King Kong’un tırmandığı bu muazzam bina otelime sadece 5 dk uzaklıkta olduğu için ilk gördüğüm ve ziyaret ettiğim yer oldu.

Otelime yerleştikten sonra içinde Empire State’nin de bulunduğu Manhattan’ın en ünlü caddesi sayılan 5. Avenue (Orada Bulvarlara bu isim takılmış) Central Parka kadar yürüdüm. Google Maps’in de sayesinde çok kısa bir sürede Times Square meydanına geldim. Anlatıldığı kadar varmış. Işıl ışıl ve muhteşem. Geniş ama neredeyse kalabalıktan adım atılmıyor. Hatta Meydanın göbeğinde meşhur bir oyuncakçı var oğlum için bir hediye almak istedim aynı gün toplam birkaç saat arayla iki kere aynı oyuncakçıya girdim. Belki inanmayacaksınız ama birkaç saat içinde neredeyse oyuncakların tamamı satılmıştı.

 

Kültür ve Sosyal Yaşam

New York farklı kültürlerin bir arada huzurla yaşadığı kültür cümbüşü bir şehir. En ilginç olanı ise doğduğu, yaşadığı ve farklı ahlak kurallarını öğrenen toplumların bir arada ve iç içe bulunup herhangi bir sorun yaşamayan ilginç bir ülke olması. Yüksek sesle Kuranı Kerim dinleyen bir Hot Dog’çı (Sosisli Sandviçin Amerikancası) ve onun yanından geçen uzun sakal ve şapkasıyla tipik bir Yahudi. Ama birbirlerine karşı değil hakaret en basitinden bir bakış bile söz konusu değil. İşte Amerika bu yüzden özgürlükler ülkesi.

Her an yanınızdan Türkçe konuşarak geçen vatandaşlarımıza veya tanıştığınızda adını dahi duymadığınız bir ülkeden gelen misafirlere rastlamanız mümkün.

 

Güvenlik

İçiniz tamamen rahat etsin çünkü ülke tamamen güvenli.  Her adım başı polis ve güvenlik güçleri güler yüzle size yardım etmek için bekliyor. Güvenlik güçlerinde; “Gel birader”, “Gel! Gel, Sen! Sen! Sana diyorum…”, “Al bunu al al al” gibi tabirler buralara çok uzak.

Güvenli dedik ama güvenliğinde haliyle bir sınırı var elbet, gecenin bir saatinde Harlem’de -ki eski günlerinden eser yok- veya Bronx’ta ara sokaklardan geçmeye çalışıp zorla macera aramazsanız herhangi bir sıkıntıyla karşılaşma oranınız çok düşük.

Kaldığım bir hafta boyunca sadece bir kavgaya denk geldim ve meraklı kalabalıkla birlikte olayın nereye varacağını dikkatle izledik. İki metre civarında iki adam yaklaşık on dakika bir birlerine hakaret ettiler. Arkadaş, bu ne sabır sizde yahu, biz olsak ikinci kelimeyi kullanmaya gerek kalmadan çoktan yumruklaşırız. Araya girenlerin kavgayı / trtışmayı ayırmasıyla birlikte herhangi bir atraksiyon olmadan olay tatlıya bağlandı. Memleketimin gözünü seveyim; “Kimsin sen?” “Asıl sen kimsin?”

 

Para, para, para…

Amerika malum doların memleketi. Yalnız New York aşırı derece pahalı bir şehir. Taksinin 62$ + bahşiş olduğunu düşünüp bununla kalındığını zannetmeyin. Bu arada bahşişten bahsetmemiştik. Amerika’da taksi de içinde bulunmak kaydıyla her şeye bahşiş ödeyeceksiniz. Restaurantlar da adisyona dikkat edin bazı yerlerde %12’ye kadar bahşiş istenmektedir. Bahşiş bu şehrin vazgeçilmezi diyebilirim.

Ülkemizde doların para birimimizin neredeyse üç katı olmasının da katkısıyla yaşam inanılmaz pahalı. Gezi düzenlemeyi düşünenlere tavsiyem kalacakları süre boyunca az yemeye hazırlıklı olsunlar.

 

Yemek

Ben her gittiği yerde uluorta her şeyi yiyebilen birisi olmadığımdan ve her yurt dışı gezimde kilo kaybıyla evime döndüğümden Amerika’da da aç kalacağımı düşünüp haliyle strese girmiştim. Amerika’da aç kalarak strese girmedim ancak basit bir sandviç için on dolar para ödemek beni ziyadesiyle strese soktu. Ülkemizin meşhur simit zincirinin 5. Caddede açmış olduğu salon hemen her gün kahvaltı mekanım oldu. Dünyaca ünlü hatta belkide en ünlü otel zincirinde kalmama rağmen otelde kahvaltı diye bir şey yoktu.

Ayrıca benim gibi Helal Harama dikkat edenler köşe başlarında “Halal” yazan seyyar satıcılardan alış veriş yapabilirler. Dedim ya çok uluslu bir memleket haliyle yaşayan herkese hitap ediyor. Ben bu satıcılardan bir kere tavuk şiş aldım ama yiyemedim.

 

Ulaşım

Metro ile özellikle Manhattan olmak üzere tüm şehir örümcek ağına sarılmış. Neredeyse her köşe başında metro istasyonu bulabileceksiniz. Ancak mesai saatleri giriş çıkışlarına çok dikkat edin, bu saatler yoğunluk bizim Metrobüsler kadar kalabalık oluyor. İkinci belki de en önemli husus ise Metro güzergahları çok ama çok karışık, mutlaka duraklardaki metro haritalarına veya mağazalarda satılan metro el broşürlerine sahip olun. 468 istasyonda kaybolup gitmeniz içten bile olamaz.

Metroya haftalık 27$ gibi bir rakam ödeyerek bir hafta boyunca sınırsız kullanabiliyorsunuz üstelik bahşişte söz konusu değil. Metro istasyonları ve araçlar eski olduğu için bir an şaşkınlık yaşayabilirsiniz. İstasyona daha inerken ağır metal kokular ve son kullanma tarihi geçmiş araçlarla karşılaşmanız sıradan bir durum. Metro, New York’a yakışmamış ancak 1904 yılında kullanıma başlandığı düşünülürse şapka çıkartmamız gerekir.


timthumb.php

GEZİLECEK YERLER:

  • Little İtaly

Yan mahalledeki Çinlilerin zamanla türemesinden dolayı bu mahalle epeyce küçülmüş ancak özellikle restauratları ve Baba filminin yan karakterlerini anımsatan İtalyan garsonları ile benim New York’ta en sevdiğim yerlerden birisi oldu.

Damak tadınıza göre çeşit çeşit İtalyan Pizzaları yemek için ideal bir cadde. Ben vejetaryen pizza yedim tavsiye ederim.

  • Chinatown

Bu Çinliler nereye el atsa oranın bereketi kaçıyor kardeşim. İtalyan sokaklarında gezerken Kanal caddesinden karşıya geçince kendinizi bir anda uzak doğuda buluyorsunuz. Yerlerin temizliği bir anda değişiyor, kalabalık, kargaşa ve uğultular ile Manhattan’ı kendi memleketine çevirdiklerine şahit oluyorsunuz. Kasaplarda daha önce adını sanını bilmediğim canlı türleri ile bal veya pekmeze  batırılmış kafasının yarısı kesik ördeklere veya ona benzer bir hayvana rastlamak mümkün. Dahasını da yazabilirdim ancak gerek görmüyorum. New York’a gidenler mutlaka uğrasın görülmesi gereken bir yer.

  • Statue of Liberty / Özgürlük Heykeli

1886 yılında açılan Amerika’nın simgesi bu heykele Manhattan’ın güneyinden özel feribotla gidebilirsiniz. Ciddi güvenlik tedbirinin ardından adada bol bol vakit geçirip alışveriş yapıp, bir güzel karnınızı doyurabilirsiniz. Feribot ayrıca Amerika’ya gelen mültecilerin ilk durağı Ellis Adasına da uğruyor. Burada da güzel kareler yakalayabilirsiniz.

  • Empire State ve Rockfeller Center

Manhattan’ı kuşbakışı seyretmek için iki muhteşem gökdelen. Ben Rockfeller Center’da yer alan Top of the Rock’ı tercih ettim. Bunun sebebi Manhattan manzarasının içerisine tarihi Empire State binasını da almam oldu. Kuş bakışı New York ziyaret edenler için mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Empire State ve Rockfeller gibi betondan gökdelenlerin yapıldığı tarihlerde bizim ne tarz yapılarımız vardı bilemiyorum. Tatilimi gerçekleştirdiğim Noel haftası sebebiyle Rockfeller’in önünde meşhur Noel ağacı, buz pisti ve özel festivaller görülmeye değierdi.

  • Central Park

Bu Amerikalıların da hiç kafası çalışmıyor arkadaş. Her metre karesi binlerce dolar eden Manhattan’ın göbeğinde 340 hektarlık alanı Gökdelen, Avm veya Rezidansla değil de parkla dolduruyorlar. Hem de tamamı yapay, sonradan ağaçlandırma ve neredeyse dünyanın her yerinden bir nesne getirilerek özenle yapılmış ve çok büyük paralar harcanmış bir şekilde. İnsan buraya ne konut dikerim arkadaş demekten kendini alamıyor.

Central parka birkaç defa gittim ancak baştan sona doğru yürümeyi maalesef hiç birinde başaramadım. Amerikalıların simit açma karışımı tuzsuz kahvaltılığı “Bagel” ve kahve ile temiz havada sincapların içerisinde kahvaltı yapmak mutlaka sizinde planlarınızda olsun.

Fayton ile gezmek bu parkın en keyifli alışkanlıkları arasında. Faytoncuların üçte biri Türk ve bende Şaban isimli genç bir Faytoncu ile parkta dolaştım. Memleketli birisiyle gurbette tanışmakta ayrı bir keyifli hani.

  • Metropolitan Müzesi

Central Parkın içinde ve 5.cadde üzerinde yer alan bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. New York ta bir çok müze ziyaret ettim ama sadece bu yazıda Metropolitan Müzesinden bahsedeceğim.

İçinde Türk ürünlerinin de bulunduğu dünyanın en önemli birkaç müzesinden biri olan bu gezi alanında özellikle Eski Mısır’a ait eserler mutlaka görülmeli. Mumya tabutlarından tutun, Heykeller ve Piramitlere kadar görülmesi gereken eşsiz eserler var. Üstelik ücreti kişi başı sizin gönlünüzden ne koparsa şeklinde tamamen ne ödeyeceğiniz size bağlı. Mutlaka, mutlaka, mutlaka gidin.

  • Brooklyn Köprüsü

1883 yılında tamamlanan ve tamamlandığı zaman dünyanın en uzun asma köprüsü olan bu tarihi yapıyı yürüyerek karşıdan karşıya geçmek serbest. Geçtikten sonra Brooklyn’den Manhattan manzarası eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

 

Son Olarak

New York’a girdiğiniz anda o şok anını attıktan sonra artık sizde bir New Yorker oluyorsunuz. İster istemez bu şehrin serbestliği, özgürlüğü ve hiç uyumayan yapısı sizleri de kendine bağlıyor olacak. Hiç yabancılık hissetmeyeceksiniz çünkü şehrin neredeyse tamamı yabancılardan oluşuyor. Hayat biraz pahalı onu düşünüp planlarınızı da ona göre yapın ancak mutlaka ama mutlaka New York’a uğrayın.

 

Ahmet Sadi